MÜCADELEMİZ KİŞİ VE CEMAATLERLE DEĞİL ZİHNİYETLEDİR

Her defasında mümeyyiz akıl vurgusu yaparak dinin özünü yani vahyi zihinlerimize ve yüreklerimize okutmanın mücadelesini veren Mustafa İslamoğlu, Kur’an Talebelerine çağrıda bulundu.

Mücadelesinin ne olduğunu açıklayan İslamoğlu, Kur’an Talebelerini tekfir zihniyetine karşı uyardı.

Işte İslamoğlunun çağrısı:

KUR’ÂN TALEBELERİNE!

İndirilmiş din-uydurulmuş din ayrımını ben Kur’an’dan öğrendim.

Bunun Kur’an’daki ifadesi şu:

1. Allaha öğretilen din / Etuallimunallahe bi-dinikum. (Hucurat 16)

2. Allah’ın öğrettiği din.

Neden bu mücadeleye kilitlendiğimi, bununla neyi kastettiğimi, uydurulmuş dinin çeşitli disiplinlerdeki göstergelerini tam anlatabilmem için bu mecralar müsait değil. Birincisi ömürlük mücadelem ve yaşayıp gördüklerim. Onları aktarmak ne kadar mümkün olabilir ki. Yaşadıklarımı yaşaması gerekir ki bu mümkün
değil.

Bizim bu usul ve üslubumuzu dostane bir şekilde eleştiren, iyi niyetle fakat tam olarak ne dediğimizi anlamadan eleştiren kardeşlerimizi sonsuza kadar merakta bırakacak değilim. Bu tür itirazları çok ama çok ciddiye aldığım için, KOPUŞ SERİSİ adıyla bir dizi eserin hazırlığına çoktan başladım. Bunların içinde EPİSTEMOLOJİK KOPUŞ, KUR’AN’DAN KOPUŞ, TEVBEDEN KOPUŞ, AKILDAN KOPUŞ, İRADEDEN KOPUŞ, VİCDANDAN KOPUŞ, ALLAH VE PEYGAMBER ALGISINDA KOPUŞ, HADİSLERİ KURAN’A ARZ, HANGİ SÜNNİLİK, KUR’AN VE BATINİLİK gibi risaleler var.

Yaptığımızı anlamakta zorlanan dostlar birazcık daha sabretmeliler. Efradını cami ağyarını mani cevaplarımı bu seriye saklıyorum. Eğer acilen bir şeyler istiyorlarsa, KUR’ANİ HAYAT’ın başyazılarında kaleme aldığım SÜNNET TASAVVURUMUZ, İNDİRİLMİŞ DİN — UYDURULMUŞ DİN gibi başyazılarım bir fikir verir. Hoş KADER RİSALESİ, KUR’AN’I ANLAMA YÖNTEMİ, YARATILIŞ VE EVRİM adlı son eserlerim de bu mücadeledeki esas, asıl, usul ve gayemi icmalen dile getiren son eserlerimdir.

MÜCADELEMİZ KİŞİ VE CEMAATLERLE DEĞİL ZİHNİYETLEDİR.

Şunu da belirtmekte fayda var. “Uydurulan Din” derken asla hiçbir kişi ya da cemaati tekfir etmek gibi ne bir niyetimiz ne de amacımız var. Uydurulan Din bir anlayıştır bir zihniyettir ve geleneğin tümünü ifade etmez. Çünkü Geleneğin uydurulan, tahrif edilen yönü olduğu kadar Vahye uygun, ma’ruf yönü de vardır ki aklıbaşında hiçkimse vahye uygun bir şeyi gelenek diye reddetmesi mümkün değildir.

Duyuyorum ki özellikle sosyal medya üzerinden gereksiz polemiklere ve didişmelere kullananlarınız varmış. Kur’ân talebelerinden isteğim Uydurulan Din’le mücadeleyi yüzeyselleştirip tekfir, saldırı ve polemik malzemesi yapmamaları, Kur’an üzerinde şahsiyetlerini ve üsluplarını geliştirmeleridir. Kur’anî altyapılarını derinleştiren Kur’an talebesi, kişileri ve sosyal yapıları değil fikirleri ve zihniyetleri sorgular. Tekfirciliği tekfir eder. YANİ, KİMSENİN, ALLAH’I OLMAYA YELTENMEZ. ZİRA KİŞİNİN İMANI HAKKINDA SON SÖZÜ SÖYLEME YETKİSİ SADECE ALLAH’IN TEKELİNDEDİR.

Beni hocası kabul eden, her Kur’an talebesini bu hassas konuda uyarmayı bir görev bilirim.

ZİHİN KONFORU BOZULUYOR

Kalıpları sarsmanın, zihin konforunu bozmanın zorluğu bilinen bir şey. Ben verdiğim emeği ve aldığım riski iyi biliyorum. Rabbim de biliyor.
Eğer tarihi birazcık biliyorsam, deniz bitti. Şu soruları hep birlikte ya adam gibi cevaplarız, ya da birbirimizi yer bitiririz, Allah yerimize yeni bir halk getirir:(Fatır 16)

1. Allah’ dinini tamamladıktan (Maide 5/3) sonra dine yapılan ilaveleri din olarak mı kültür olarak mı kodlayacağız? Bunu yaparsak dinden çıkmakla itham edileceğiz, yapmazsak uydurduğumuz paralel dini Allah’ın dini diye satacağız.

2. Zannı dinden nasıl ayıracağız? Kur’an bilgi sistemi şahadet ve gayb ayakları üzerine oturur. Bu iki ayağa ilave edilen zan ayağı uydurulmuş dindir. Bu İslam’ın genetiğini ve anatomisini bozmuştur. Zan din olmuş din zan olmuştur: İnnez-Zanne La yuğnimin’el-Hakki Şeyen. (Yunus 36)

3. Kur’an’ın karanlık ilan ettiği cahiliyye aklı rivayet kültürü üzerinden islamın bağrına bir truva atı gibi gelip oturmuş mudur? Kur’an’ın önünü kestiği şirk akidesi, rivayet kültürü aracılığıyla kah hadis, kah tasavvuf, kah fıkıh içinde -tamamı değil ama kısmen- rücu etmiş midir?

4. Yukarıda saydıklarımız kendi bilgi havzamızı iç çelişkilere ve tutarsızlıklara boğmuş mudur? Bu tutarsızlıklarla yüzleşme yerine, onlara sebep olan kültürü kült hatta din haline getirip dokunulmaz ilan ettik mi? Dokunanı yaktık mı?

Hakkı’nda 26 yıl önce, İmamlar ve Sultanlar isimli eserimi yazdığım, İMAM AZAM EBU HANİFE NEDEN ÖLDÜRÜLDÜ?

Ehl-i Rey’in Büyük İmamı, Kimin hangi projesine karşı çıktığı için öldürüldü? Evet, o iç çelişkileri hisseden yeni nesillerimiz ya gizli ateist veya en azından deistleşmeye ya da Hristiyanlaşmış bir İslam’a razı olmaya doğru son sürat gitmiyor mu?

Bu ve buna benzer birçok soru cevabını bekliyor. Bizde bunlara benzer birçok soruya vahiy merkezli cevap hazırlamaya ömrümüzü adadık. Yeminli muarızlarımızdan ve ataların ocağından taşıdığı küllere tapmamızı isteyen malum zümreden beklerdik ki, onlar da kendi meşreplerince bu soru ve sorunlara cevap hazırlasınlar. Yok. Onu yapmak yerine gelenek duvarının ardına sığınıp, o duvardan söktükleri taşlarla bizi taşlamayı, bunu yaparken de hiçbir kural tanımamayı tercih ettiler… Tek yaptıkları bu. O duvar söküle söküle bir gün bitecek ve bizim ayaklarımızın önünde yeni binanın inşasında kullanılacak bir sürü taşımız olacak. Onlarsa peştamalları düşmüş bir halde gerçekte kim ve neyin peşinde oldukları ayan beyan ortaya çıkacak inşaalah.

İşte o zaman biz vicdansız ve insafsız hasımlarımızın attıkları çamurları ve yaptıkları kampanyaları değil, dostlarımızın iki arada bir derede tavırlarını ve suskunluklarını hatırlayacağız.

Mustafa İslamoğlu (14 Şubat 2016, İstanbul)

Like what you read? Give Mustafa İslamoğlu a round of applause.

From a quick cheer to a standing ovation, clap to show how much you enjoyed this story.