Mustafa İslamoğlu — Gelecek yüzyılın yükselen değeri ahlâk olacaktır

Zaman tasavvuru tahrif ve tahrip edilmiş biz ‘cumhuriyet kuşakları’, miladî 20. yüzyılın, insanlığın en uzun yüzyıllarından biri olduğuna bizzat tanıklık ettik.

19.yüzyıl ideolojilerin yüzyılıydı. İnsanlığa mutluluk ve esenlik vaat ederek çıktılar, kan, gözyaşlı ve mutsuzluktan başka bir şey getirmediler. Yaktılar, yıktılar ve en sonunda kendileri de yıkıldılar. Alternatif diye sunulan ve fakat tüm meziyeti daha az kötü olmak olan ideolojiler de; içinde, Batı kaynaklı ana ideolojilerin istilâsına uğramış çevre ülkelerde ‘suni ilkah’ yöntemiyle elde edilen türevleri de, uzun süre yaşayamayacak.

AlfredSauvy’nin kitabının adını hatırlayalım: Avrupa Batacak (L’EuropeSubmergee). Bu fikir bana ait değil, bir Batılıya ait.

Doğruluğu ya da yanlışlığı tartışılır, fakat tartışılmayacak bir gerçek var: Milâdî 20. yüzyıl, Avrupa sayesinde, insanlığın en kanlı yüzyılı olarak tarihe geçti.

insanlık tarihinde, sadece 30 yıla iki dünya savaşını ve 60 milyon ölüyü sığdırabilme becerisini gösteren bir başka uygarlık hatırlamıyorum. İlerlemenin ve gelişmenin bedeli buysa, ilerle- yen ve gelişen, insanlık, erdem, ahlâk, adâlet ve özgürlük gibi üs- tün değerler değil, cinayet, vahşet, bencillik, taassup, zulüm ve baskı gibi rezîletlerdir.

30 Ocak 1930 tarihinde Adolphe Hitler iktidara geldiğinde “Biz 1000 yıllık geleceği yaşıyoruz” demişti. Çok değil, sadece 10 yıl sonra 30 Ocak 1943 tarihinde Stalingrad Antlaşması’nda, Führer yalnızca iki sıfırda yanıldığını hayal kırıklığı içinde anla- yacaktır.

Bilimsel-teknolojik gelişme mi?

İnsan, kendisini ana rahmi gibi merhametle bağrına basan dünyanın geleceğini katil bir cenin gibi öz elleriyle yok ediyorsa, bu ‘gelişme’nin ne menem bir gelişme olduğu sorgulanmalı değil mi?

Bu gelişmeye rağmen, BM raporlarına göre hâlâ dünyada ye- tersiz beslenme ve açlıktan yılda yaklaşık 100 milyon insan ölüyor. Asıl kıyâmet, Hindistan Hollanda kadar gübre kullanmaya, her Çinli Amerikalı kadar tüketmeye başlayınca kopacak. Hobbes “insan insanın kurdudur” gerekçesiyle devleti savunuyor ve dev- letin güçlenmesini istiyordu. Ona göre, devlet güçlenirse kurt ka- nunu uyarınca insanlar birbirini yemekten vazgeçerlerdi. fiu garabete bakın ki, ‘devleşen’ devlet anlayışı, tüm kurtların yanında ku- zu kalacağı kadar azmanlaştı. Hobbes bunu hesap edememişti.

20.yüzyıl, işte bu rolü oynayan ‘ulus devletlerin’ altın yüzyılıydı.

Yüzyılın ilk yarısı kapanırken, dünya jandarmalığı rolünü Birleşik Krallık (ingiltere)’tan devralan Birleşik Devletler (Ameri- ka), ince ayar emperyalizmiyle yüzyıl bitiminde dünya imparator- luğunu ilân etti. fiimdilerde, ABD tüm tanrısızlar için bir yarı-tan- rı, Beyaz Saray ise tüm mabetsizler için küresel bir Parthenon.

Ahlâk mı?

En son nerede görülmüştü!

Yukarıdaki soru, cevabı basit bir soru. Çünkü ahlâkın görül- düğü yer islâmın görüldüğü yerdir. Dikkat et ey okuyucu; “İslâm’ın” diye yazmadım, “islâmın” yazdım. Bununla, dinler tarihinin konusu olan ve 1400 yıllık bir tarihe sahip olan İslâm’ı değil, Âdem’in, Nuh’un, ibrahim’in, Mûsa’nın ve İsa’nın (selâm tümüne) mensup olduğu, insanlık tarihinin tüm iyilerinin doğal üyesi olduğu fıtrat yolu olan islâmı/Allah’a teslimiyet yolunu kastettim.

Evet, ahlâkın görüldüğü yer islâmın görüldüğü yerdir; Batı’da ya da Doğu’da, Çin’de ya da Maçin’de, fark etmez.

“Ben Müslümanım” diyenleri gelecek yüzyılın hakimi yapacak bir numaralı silah da işte budur: Ahlâkın ve erdemin mümessili olmak. Çünkü, dünyada ne azalırsa, onun değeri o oranda artar. Şu anda dünyadaki en değerli şey ahlâk ve erdemdir. Çünkü, Modern Batı Uygarlığı, bencilliğin, çıkarcılığın, ikiyüzlülüğün, hadd bilmezliğin, ahlâksızlığın ‘yükselen değerler’ olarak takdim edildiği küresel bir sapmaya dönüştü.

Tüm Avrupa’da, mevcut demografik verilere göre 2020 yılın- da nüfusun % 65–70’ini yaşlıların teşkil edeceği tahmin edilmek- te. Buna % 10–15 de çocukları ekleyin. Söyler misiniz, bir toplu- mun % 80’ini oluşturan çocuklar ve yaşlıları ilgiden, şefkatten, sevgiden, fedakârlıktan ve vefadan daha çok ne mutlu edebilir?

Sosyal güvenlik uzmanları, ahlâksız ve erdemsiz bir top- lumda “sosyal güvenliği” sağlamanın mutluluktan ağlayan bankamatik icad etmek kadar imkânsız olduğunu, işte o zaman fark edecek.

21. yüzyılı milenyum hurafesi diyebileceğimiz bir duygusallıkla karşılayanlar, gelecek tasarımlarına Allah’ı da dahil ediyorlar mı?

Allah’sız bir gelecek tasarımı, başta ahlâksız ve anlamsız bir gelecek tasarımıdır. Hayat tüm anlamını Allah’tan alır. Elbette, gelecek bin yılda da insanoğlu ölümü öldüremeyecek, yine ağlayanlar ve gülenler, inkâr edenler ve iman edenler, Firavunlar ve Mûsalar, zalimler ve mazlumlar olacak. Fakat hayatı- na Allah’la anlam katanlar, değil sevinçlerini, acılarını ve sancılarını dahi anlamlı kılacaklardır.

Acıları ve sancıları anlamlı kılan bir inanç sistemi, gelecek yüzyılı inşa için uygulamaya konulacak bir medeniyet projesinin en büyük güvencesidir. Bu da islâm ve islâm’dır (“Fıtrat ve Kur’an’dır” biçiminde de okuyabilirsiniz.)

Duruşunuzu kontrol edin. Mevcut küresel sapmanın tek alternatifi olan bir inanç sistemine mensup olmanın gururunu ya- şama hakkına ne kadar sahip olduğunuza siz karar verin. Yeryüzünün ikindisini yaşadığı bir zaman diliminde, “ve’l-asr” ile andınızı ve adınızı tazeleyin:

“Asra yemin olsun ki, insanlık hüsrandadır. Ancak iman eden aklının güvenliğini garanti altına alan -çünkü akıl kendini güvende hissetmediği zaman çalışmaz-, güzel ve yararlı davranış ortaya koyan, hakikati tavsiye eden ve (bedelini ödemek gerektiğinde) hakikat üzerinde direnişe çağıranlar müstesna.”

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.