Happy Cloud
Sep 1, 2018 · 7 min read

İSLAM’DA SÜNNET VE HADİSLERİN ÖNEMİ HAKKINDA

En güvenilir kaynak olarak Allah’ın kelamı olan Kur’an’ı görüyorsak, Kur’an’dan ayetlere bakalım.

“Ey Muhammed, de ki: “Allah’ı seviyorsanız bana uyun, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah affeder ve merhamet eder."
(Ali İmran Suresi 31. Ayet)

Rabbimiz pey­gamberine bu sözü de söylemesini emrediyor: Ey mü’minler, ey iman iddiasında bulunanlar, eğer Allah’ı seviyorsanız, Allah’ı sevdiği­nizi iddia ediyor, Allah’ı seviyor görüntüsü içindey­seniz, imanınız, id­dianız, görüntünüz buysa o zaman bana tabi olun. Bana tabi olun ki Allah’a sevgi iddianız, Allah’a iman id­dianız gerçek olsun. İşte Allah’a imanın ispatı, Allah’ı sevmenin delili budur.

Öyleyse ben Allah’a inanıyorum, ben Allah’ı seviyorum diyen kişi, sevdiği Allah’ın seçip, kendisi için kulluk modeli olarak gönderdiği elçisine tabi olmalıdır. Çünkü Allah’a imanın, Allah’ı sevmenin, Allah’a Allah’ın istediği, Allah’ın razı olduğu kulluğun, itaatin, teslimiyetin pra­tik örneği peygamberdir. Peygambere Allah’ın istediği şekilde inan­madan, onu kulluk örneği bilmeden, tüm hayatında ona tabi olmadan, onun yaşadığı hayatı yaşayıp, adım, adım onun yolunu takip etme­den, onun gibi Allah’a inanmadan, onun gibi Allah’ı sevmeden Lâ İlâhe illallah iddiası da boştur, Allah’a iman iddiası da, Allah’ı sevme iddiası da boştur.

Yâni bir kişi ben Allah’a iman ediyorum, ben Allah’ı seviyorum, ben Allah’a kulluk yapmak zorunda olduğumu biliyorum, ama Rabbi-me yapmam gereken bu kulluğun modelini, stilini ben ken­dim belirlerim. Bu konuda hiç kimseye, hiçbir örneğe ihtiyacım yoktur diye­rek peygamberin örnekliliğini reddederse, onun ortaya koyduğu örnek kulluk hayatını reddederse, bu adamın günde mil­yar kere de tekrar­lasa La İlâhe İllallah demesinin hiç bir anlamı yoktur. Çünkü Rabbimiz kullarına bir kitap, bir kulluk programı gönderirken unutmamalıyız ki, onu peygamberle göndermiş, pey­gamberi kullukta temel örnek kıl­mıştır.O bu ko­nuda sanki form dilekçedir. Rabbimiz işte sizden istedi­ğim kulluğun mo­deli peygamberdir, ona bakın ve öylece yaşayın bu­yuruyor. Eğer öyle olmasaydı çıkarırdı peygamberini devreden ve bu kitabını melekleriyle gönderirdi. Kitabını herkesin posta kutusuna atardı ve ey kullarım, işte size indirdiğim kitabım elinizdedir, onu oku­yun, anlayın ve uygulayın deyiverir olur biterdi. Gerçi şimdi bi­rileri peygamberi posta memuru durumuna indirgeme kavgası ve­riyor.

Bugün kimileri Rasûlullah’ı devreden çıkararak kendi sos­yal , ekonomik , siyasal hayatlarına, kendi zevk ü sefalarına çok rahat bir şekilde fetva bulabilmenin derdin­deler. O zaman Kur’an’ı kendi iste­dikleri gibi yorumlayabilecekler, keyiflerine göre bir din yaşayabile­cekler. Çünkü Kur’an genel nasslar ihtiva eder. O genel nassların pra­tikte uygulaması Rasûlullah’ın hayatındadır. Peygamberi devreden çıkardınız mı ortada ne Kur’an kalır ne din? Çünkü peygamberi dev­reden çıkar­dınız mı genel özellikleriyle bir din ortaya çıkacaktır ve in­sanlar bu dinle alâkalı kendi yorumlarını din kabul edecekler ve sanki Kur’an’ın pratiğiymiş gibi bir hayat yaşayacaklar. Sonra da insan­ları kendilerine, kendi anlayışlarına, kendi dinlerine çağıracaklar. Gelin bizim gibi olun, bizim gibi yaşayın diyecekler, gerçekten bu çok yanlış bir şeydir.


Öyle yapmayalım da, kendi yorumlarımızı, kendi anlayışla­rı­mızı, kendi hevâ ve heveslerimizi bir kenara bırakalım da, kendimizi ve kendimiz gibileri bir tarafa bırakalım da Allah’ın onayla­dığı Rasû-lullah efendimizin, Kur’an’ın ve Rasûlullah efendimizin onayla­dığı öteki peygamberler örnekliliğinde, yine Allah ve Resûlünün onayladığı sahâbî örnekliliğinde bir hayat yaşayalım.

Çünkü unutmayalım ki elçinin varlığı kitaptan önceliklidir. Biz bi­liyoruz ki Allah pek çok peygamberler göndermiş ve onlar­dan pek çoğuna kitap ve sahifeler de vermemiştir. Demek ki bir Allah yasası olarak elçilerin varlığını kabul etmek zorundayız. Müslüman olarak bi­zim hayatımızda elçi olacak, kullukta örneği­miz olan bu elçi Allah’tan sözlü yahut yazılı vahiy alacak, bu vah­yin nasıl anlaşılacağını, nasıl uygulanacağını, bu vahiyleriyle Al­lah’ın bizden nasıl bir kulluk istedi­ğini Allah emri ve yetkisiyle in­sanlara duyuracak, uygulayacak, göste­recek ve insanların gözleri önünde pratik bir hayat sergileyecek, in­sanlar da o elçinin Al­lah’tan almış olduğu vahyin pratik örneğini gör­müş olacaklar.

İşte böylece insanlar aynen örneklerinin yaptıklarını yaparak, onun gibi bir hayat yaşaya­rak Allah’a iman ederlerken, Allah’ı sever­lerken, Allah’ı Rab kabul ederlerken bu iddialarını ispat etmiş, ger­çekleştirmiş olacaklar. Değilse peygamberi kulluk örneği kabul etme­den, onun pratik ha­yatını devre dışı bırakarak, sünnetini göz ardı ede­rek bir iman ve sevgi iddiası boş bir iddiadan öteye geçmeyecektir.


Demek ki peygamber efendimizin hayatı, onun sün­neti, onun uygulamaları Kur’an’la özdeştir. Kitabı peygamberden, peygamberi de kitaptan ayırmak, kitapla peygamberin arasını aç­mak mümkün de-ğil­dir. Peygamberin sözleri, uygu­lamaları ve sünneti sadece kendisini ve kendi dönemini bağlar. Şu anda bizim elimizde Allah’ın kitabı var. Biz kitapla amel ederiz, bizi sadece kitap bağlar. Demek önceki âyetlerde de dediğimiz gibi Al­lah korusun peygamberi öldürmek anlamına gele­cektir. Böyle dü­şünen sapıkları bir kenara bırakarak Allah’ın Resûlünü kendimize örnek kabul edelim. Hep onun gibi olmaya, onun gibi ya­şamaya, onun gibi Allah’a inanmaya, onun gibi sevmeye, onun gibi kulluk etmeye, onun gibi yiyip-içmeye, onun gibi giyinmeye, onun gibi konuşup-yürümeye ve adım, adım onu izlemeye çalışalım. Gücü­müz, imkânımız nisbetinde buna gayret edelim.

“Ey İnananlar! Andolsun ki, sizin için, Allah'a ve âhiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah'ı çok anan kimseler için Rasûlullah en güzel örnektir.”

Muhakkak ki Allah’a ve âhiret gününe inananlar için Allah’ın Resûlünde sizin için güzel bir örnek vardır. Allah’ı çok çok zikreden kimseler için. Rasûlullah nasıl Allah için bir hayat yaşıyorsa siz de ya-şayın. O nasıl Allah yolunda savaşıyorsa siz de savaşın. Allah düş-manı müttefik güçlere karşı o nasıl direnç gösteriyorsa siz de öylece sabır ve direnç gösterin.

Evet Rasûlullah efendimizin tüm hayatı bizim için en güzel bir örnektir. Çünkü Allah’ın Resûlü örnek kuldur, form dilekçedir. Allah bizden istediği kulluğu onun şahsında örneklemiştir. Size gönderdiğim bu elçim gibi bir hayat yaşayın buyurmuştur. Tabii Rasûlullah efendimizin örnekliği sadece kendi dönemi ashabını değil, kıyâmete kadar tüm mü’minleri bağlayacaktır.

“O, kendiliğinden konuşmamaktadır. Onun konuşması ancak, bildirilen bir vahiy iledir.”
(Necm Süresi 3-4)

O peygamber, asla hevâsından, kendisinden, kendi nefsinin arzularına göre söz söylemez. O peygamber kendisine gelen Allah sözünün dışında ona kendisinden bir şeyler katıp karıştırarak, kendisinden bazı ilâveler ve çıkarmalar yaparak kendi kendine bir din oluşturma, kendi kendine bir sistem kurma yoluna gitmez. O sadece vahyi konuşur. Sadece vahyin sözcülüğünü, Allah’ın sözcülüğünü yapar. Onun konuştukları sadece Allah vahyidir. Öyleyse ne oluyor size? Daha önce sevip saydığınız, değer verdiğiniz bir insana şimdi vahyi konuşmaya başladı, Allah sözlerini gündeme getirmeye başladı diye mi gazaplanıyorsunuz? Halbuki onun konuştuğu sadece vahiydir. Allah konuş dediği için o, bunları konuşmaktadir.

Bu ve benzeri âyetlerden anlıyoruz ki; Rasulullah Efendimizin söylediği sözlerin tamamı vahiydir, vahye dayanmaktadır. Onun, bu Allah sözüdür diye bize ulaştırdıkları da vahiydir, kendi konuştukları da vahiyden kaynaklanmaktadır. O, Allah’ın yeryüzünde konuşan ya-nıdır. Allah’ın sözcüsüdür. Onun hayatı, sözleri, fiilleri ve takrirleri Allah tarafından onaylanmıştır. O, sürekli Allah kontrolünde bir beşerdi ve eğer söyleyip yaptıkları konusunda bir hatası, bir kusuru olmuşsa, zaten bu hemen Allah tarafından uyarılıp düzeltilmiştir.

Evet, sürekli Allah kontrolünde olan ve Rabbimiz tarafından kendisine gönderilen vahyi açıklamak ve o vahyin gölgesinde şeriatın kaidelerini ve esaslarını koymakla mükellef olan Rasûlullah efendimizin sözlerini elbette vahyin dışında mütalaa etmemiz mümkün olmayacaktır. Çünkü biz biliyoruz ki vahiy sürekli onun yaptıklarını onaylamak ve düzeltmek durumundaydı. Rasûlullah efendimizin kendiliğinden, kendi içtihadıyla yaptıkları, söyledikleri konusunda eğer bir yanlışı, bir hatası olmuşsa gönderdiği vahyiyle Rabbimiz hemen onu düzeltiyor ve din olarak onun bize yanlış intikaline izin vermiyordu. Çünkü Rasûlullah efendimiz bizim yasal kulluk örneğimizdi ve ondan bize intikal eden her şey bizim için dindi ve bizim için bağlayıcıydı. Ama bu ifademden onun söylediği her sözün Allah tarafından kendisine vahy edilmiş sözler olduğu manası çıkarılmamalıdır.

Bu sözümle demek istiyorum ki Rasûlullah efendimizin hadisleri genel olarak vahyin dışında mütalaa edilmemelidir. Sadece kutsi hadisler bunlardan farklı olarak Rabbimiz tarafından vahiy yollarından birisiyle Rasûlullah efendimize telkin edilen sonra da Rasulullah efendimiz tarafından kelimelere dökülen hadislerdir. Yani bu hadislerin Rabbimize izafe edilmesi lafız itibariyle değil de muhteva itibariyledir. Böyle bir üslubu Kur’an’da da görmekteyiz. Meselâ Rabbimiz kitabında her bir peygamberin kavimleriyle konuşmaları Arapça olmamakla birlikte bu konuşmalarını Arapça bir dille aktardığını görüyoruz.

(Kur’anı biz indirdik, elbette yine onu biz koruyacağız.) [Hicr 9]

Yukarıdaki ayetten anlaşıldığı üzere Allah Azze ve Celle Kur’an’ı korumaktadır ve kimse Kur’an’da bir değişiklik yapamaz. Fakat yukarıdaki ayetlerden de anlaşılacağı üzere kutsi hadisler de İslam dininin vazgeçilmez parçasidir. Peki Kutsi Hadisler ve Kur’an arasındaki fark nedir?

Kur’an’ın hem lafzı hem de manası Vahyi Celi ile Allahu Teâla’dandır. 
Hadisi Kudsi ise; Lafzı Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’den manası ise ilham veya uyku yoluyla Allahu Teâla’dandır.
Kur’an, Cebrail vasıtasıyla indirilen mucize bir lafızdır. Hadisi kudsi ise mucize değildir ve Cebrail vasıtası ile de gelmemiştir. Yani İslam’da Kur’an ve Sünnet birbirinden kesinlikle ayrılamaz. Şüphesiz Allah Azze ve Celle Kur’an’ı ve Kur’an’daki tüm emirlerini koruduğu gibi Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e ilham ve uyku yoluyla gönderdiği emirleri de koruyacaktır.

Rasulullah(s.a.v.) şöyle buyurdular:
“Sizden birinizi, koltuğuna yaslanmış olarak, kendisine emrettiğim veya nehyettiğim bir haber geldiğinde “bunu bilmiyorum”. Biz Kur’an’databi oluruz” derken bulmayayım” 
(Ebu Davud Sünnet: 4605; İbnu Mace Mukaddime: 2; Tirmizi İlim: 10.)

“Birşey hakkında ihtilafa düşerseniz, onu Allah’a ve Rasulune arz ediniz” (Şura: 42/52)

Ayetiyle ilgili olarak Alimler şöyle demiştir: “Allah Azze ve Celle’ye arz etmekten murad, kitabıdır. Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e arz etmekten murad, vefat ettikten sonra sünnetine arz edilmesidir.”

Gerçekten de bir hususta ihtilafa düştüğümüzde günümüzde bunu nasıl Allah Resulü’ne arz edeceğiz? Yoksa bu ayetin günümüzde geçerliliği mi kalmadı?

Sünnet ve hadisin inkarı kişiyi ilerleyen zamanlarda Kur’an’ın da inkarına götürür. Allah Azze ve Celle bizlere Kur’an ve Sünnet üzerine bir hayat nasib etsin. Davamızın sonu Allah’a hamd, Resulüne Salât ve Selam etmektir.

Ali Küçük Hoca’nin tefsirinden istifade edilmiştir. Allah ona rahmet etsin. Amin.

Happy Cloud

Written by

Görüşlerim tamamen kişiseldir. Hiç bir kurumu bağlamamaktadir.

Welcome to a place where words matter. On Medium, smart voices and original ideas take center stage - with no ads in sight. Watch
Follow all the topics you care about, and we’ll deliver the best stories for you to your homepage and inbox. Explore
Get unlimited access to the best stories on Medium — and support writers while you’re at it. Just $5/month. Upgrade