Natama Şiir ve Eleştiri Dergisi / Nisan — Eylül 2020 / 26–27
Natama Şiir ve Eleştiri Dergisi / Nisan — Eylül 2020 / 26–27
Natama 26–27

Aralık 2019’da Çin’in Wuhan kentinde ortaya çıkan Covid-19 hastalığı tüm dünyada, yaşamın her alanındaki dengeleri alt üst etti. 3 Mayıs 2020’ye kadar 3,52 milyon vaka, 247.744 ölüm tespit edildi. Dünün gündemi savaşlar ve savaş göçmenleriyken bugün tüm dünya içe kapanmaya ve sosyal izolasyona odaklanmış durumda. Bu yazı yazılırken Türkiye virüsten en çok etkilenen yedinci ülke.

Kültür sanat camiası kurumsal ve bireysel anlamda Covid-19’un neden olduğu bu duruma dünya genelinde en hızlı reaksiyon gösterenlerin başında yer aldı. Sanat ve edebiyat küratörleri geliştirdiği enstrümanlarla bir yandan kulaklarımıza meraklısı olduğumuz yeni çağın artık geldiğini fısıldarken diğer yandan gerçeklikle ilgili tüm algımızı sarsan itici bir kuvvet uyguluyor. …


Rus şair Boris Rıji, 8 Eylül 1974’te Rusya’nın Çelyabinsk şehrinde doğdu. Jeofizik mühendisi bir babanın ve tıp uzmanı bir annenin üç çocuğundan biri. 1980’de ailesiyle birlikte Sovyetler Birliği zamanındaki adıyla Sverdlovsk, şimdiki adıyla Yekaterinburg’a yerleşti. Eğitimli bir ailede yetişen Rıji, onlu yaşlarında şiirler yazmaya başladı, boksla şampiyonluk derecesi alacak kadar ilgilendi, jeoloji mühendisliği okudu. 17 yaşındayken evlendi, bir oğlu oldu. Rıji 7 Mayıs 2001’de “hepinizi seviyorum pislikler, hoşçakalın” notunu yazıp henüz 26 yaşındayken Yekaterinburg’da kendini asarak intihar etti ve ardında bine yakın şiir bıraktı.

Rusya’nın Ural bölgesinin önde gelen ağır sanayi ve kültür merkezi olan Yekaterinburg’daki yaşam Rıji’yi derinden etkiledi. Ergenlik döneminde yaşadığı apartmandaki kiracıların çoğunun eski mahkum olmasından dolayı suç unsurlarının işleyişiyle; hırsızların, uyuşturucu bağımlılarının dünyası ve jargonuyla tanıştı.1 …


Çev. Ezgi Bıdak — Mehmet Öztek

***

Nasıl da buzla kaplı granit,
ve soğuk duruyor toprakta-
hatırayla kaplanmış bu şehri,
terk etmek istiyorum ilelebet.
Sıcak bir gar birası olacak,
bir bulut başımın üstünde,
ve bir şarkı olacak kederli-
sonsuza dek vedalaşacağım seninle.
Daha fazla gökyüzü, sıcaklık, insanlık.
Daha fazla kara keder, şair.
Ne gerek var konuşmaya sonsuzluğu,
Olmayan şeyleri daha doğrusu.

Kanatlı Kama nehriydi olay yeri,
Mavili-karalı nehir, tam orada,
Mandelştam’ın bedava, dişsiz bir şarkıyı
haykırdığı yer Puşkin uzmanlarına.
Vagonun dibinde, sabrı tükenmiş hırsız
yumruğuyla pencereyi kırıyor
(çingene kampında dolanan Grigoriev gibi)
ve yalınayak duruyor cam kırıklarının üzerinde.
Uzun uzun kaplıyor yeri kan.
Uzun uzun yumruktan akıyor damla damla. …


Al bak bu sensin

Bu da senin sevme organın

Hem beş bin yaşındasın

Hem üç

Bugün nefret ediyorsun

Yarın suç

Bir kazı alanında buldular seni

Yanında sevme organın

Taşlaşmış bir suret

Bir işlikte çöpe atılmış emeğin

En çok ellerin

Kavramış bak sevme organını

Son nefesini öyle vermişsin

Bizim buralarda sevgi suç

Gerçeklerden kaç

Yarım kalmış bir öç

Her gün siliyorlar hatırlama organını

Bizim buralarda tarih koca bir unut

Unutma beni çiçekleri

Ellerinde organından akmış birkaç damla sevgi lekesi

Bizim buralarda hikayeler hep yarım

Her şey biraz güç

Sevgi organına yaslamışsın başını

Bir kazı alanında

Bacaklarını karnına çekmiş buldular seni

Biraz yağmur yağmış

Biraz yağmur yağmış

Hepsi bu


Bulamıyor nefreti, ne tarih kitabında, pert

Ama gaddar hükümdar, gözü kuma dönmüş işkenceci

Bir ipi bir ucundan öbürüne yakıp, alev alev

Gerisingeri küllerini yediren deli, bozuk

Ne de dün, geçmişinde, sokak köşesinde

Planlayan yüzüne kuru ot dökmeyi, süt

Alan elinden kazanılmış üç kuşun üç lades kemiğini

Çeken serçeyi ipinden, sürükleyen, öl

Ne onun için ne bunun için ne de kendine

Kaldır, üç lokma, üç diş ısırırken heykeltraş, kolu

Tükürürken dansçı, öğürürken dikiş makinesi, ol, olmuyor

Başında usta bir terzi, elinde mezura ölçüye kalkacak şimdi

Olmuyor artık, bunu anladı, hissetti, nefretsiz

Kovalayamıyor, son asker, kaçan, yalpa yalpa

Koşan ilk yavrunun yanlış tarafa, ıslanan ilk…


Eksik Güç Eros’tan Mutlak Hazzın Evi Thanatos’a
Yönelen Arzu

Derginin bir önceki sayısında yayımlanan yazımın ilk bölümünde Ece Ayhan şiirine genel bir bakış ve yorum getirmiştim. Sonrasında da şairin şiirini şizofrenik söyleme ve başarısız öznenin baba’ya bakışına göre değerlendirmeye çalışmıştım. Bu bölümde, yazının ilk bölümünde yalnızca ismen atıfta bulunarak geçtiğim Eros ve Thanatos’u detaylandırmaya çalışacağım.

İkame, bir nesnenin yerine bir başka nesneyi geçirerek yol alması, nesneden nesneye zıplayarak ilerleme çabasıdır (Erdem-Ergül, 2014:11). İmgesel alandan dil tarafından alıkonulmuş ve hadım edilmiş şair, kültürel alanın eksik haz dolu nesnelerinden kurtulmak, mutlak hazza az da olsa yaklaşabilmek ve yabancılaşma fenomenini olabildiğince askıya almak için kentin, dünyanın, dilin kurduğu ve artı değer verdiği her şeyin yerine İmgesel alanına ait haz yüklü nesnelerini koyar. …


screenshot
screenshot


Bir kadın en çok 72 yaşında üzülür

İsimlerini hatırlamadığı adamların yüzlerini düşünür

Her şeyin yeniden ve daima hep aynı olmasına üzülür

Bir kadının gözlerinin altı çökük ve dişlerini kendi etine geçirmiş bir büyük balık gibi ise bir kadın

Ben gitsem iyi olur kızım

Bazen anneler toplayamaz kafasını

72 eşit parçaya bölünmüş gibi hissederler

Hayat aynı hayat

Meseleler aynı mesele

Ama sen durma koş, erguvanlar içine doğ

Tabanca gibi sikleri, hayvan gibi böğüren sesleri sakın korkutmasın seni

Bir kadının her zaman kocaman elleri

Uzat dene kucakla yorulma üzülme

Anladın değil mi güzel kızım

Anladın mı kadınlar neden ölüme kırıta kırıta gider

Cehennemin kapısından çekilin…


İçeri girip ben de şu dar pantolonlardan denemek istiyorum dedim. Sesim o kadar ezik çıktı ki, satıcı çocuk neredeyse yanaklarımdan öpecekti. Epeydir bir sevenim olmamıştı gözlerim doldu. Pantolonlar güzeldi. Hiç üşenmedi yavrum, hepsini tek tek gösterdi. Bırak onları bırak gösterme soytarı gibi diyemedim. Bazılarına sığamadım. Biraz da utanarak popom tam şey durmadı dedim. Tam şey durmadı. Bunu dedim. Burada anlaşılmamışsa bile, o beni anladı. Kalçaları mükemmel gösteren bir modeldir bu deyip diğerini uzattı. Kalçalar mükemmel görünmeyince daha da sıkıldım. Bugün halen aklıma gelir o günkü kalçalarım.

mükemmel kalçalar
mükemmel kalçalar

Genelde yumuşak şeylere dokunuyorlar. Narin küçük adım atıyorlar. Sarındıkları battaniyeler tüy gibi hafif. Elleri pürüzsüz, tırnakları düzgün. Köpekleri bile galiba tam olarak havvuugghh diye ses çıkarmıyor. Dahası ses çıkarmıyor. Hırlama filan söz konusu bile değil. Üzgün ve mahzun bakıyorlar. Sahiplerinin yumuşak narin ellerinin nasıl şirretleşebildiğini defalarca görmüşler. Sen hem dünyanın en harika insanı ol, hem de pisleş. Gelelim bizimkilere. Hiç nazik değiller. Boyunlarındaki damarlar patlayacakmış gibi konuşuyorlar. Söyleyecek lafları var canım, boğazlarına kadar dolup taşmışlar. Yine de aynı diziyi seyredip bir tepside gelen elmadan ısırıp boş boş konuşuyorlar. Simay’ın dediğine göre egoları hep savunmasız kalmış, ondan böyle kaba saba cahiller. Oysa Simaycığım öyle mi; beyaz, bembeyaz, peynir gibi. …

About

Natama Dergi

Üç aylık şiir ve eleştiri dergisi

Get the Medium app

A button that says 'Download on the App Store', and if clicked it will lead you to the iOS App store
A button that says 'Get it on, Google Play', and if clicked it will lead you to the Google Play store