Şiirde modernin izinde

Enis Akın

İmkansız Özerklik — Türk Şiirinde Modernizm, Yalçın Armağan, İletişim, 2011, 172 syf.

1977 doğumlu ve üniversite öğretim görevlisi Yalçın Armağan İmkansız Özerklik’te eline bir büyüteç almış Türk şiirinde modernizm arıyor. Ve buluyor!

Aslında elindeki alet büyüteç değil bir bıçak. Bıçak, Türk şiirini keserken karşısına çıkanlara büyük sorusunu soruyor: Şiirini yazarken özerkliğini gasp etmeye çalışan kurucu, halkçı, solcu, vb. söylemler karşısındaki konumun ne oldu?

Şiire başka sorular da sorulabilirdi elbette, ama eğer bunun bizi durdurmasına izin vermeyip kitabı okumaya devam edersek, sağlam bir iç tutarlılığı olduğunu fark ediyoruz. Kitabı büyük bir pencere olarak görmek mümkün ve gözlerimize sunduğu yeni manzarada Ahmet Haşim’i bir daha seviyoruz. Ama aslında bu bir Haşim kitabı değil, 2. Yeniyi ve onun Türkçedeki yerini anlama çalışması.

2. Yeninin Türkçenin en geniş parantezi olduğunu, Türk şiirinin konuşmayı (şiiri?) öğrenmesi olduğunu, “yeni bir edebiyat değil, yeni edebiyatın kendisi” olduğunu [Orhan Koçak], bundan sonra ne yazılırsa yapılsın -ister itiraz içinde, ister sevgiyle- Türkçede üretilecek her şiirin 2. Yeninin çocuğu olduğunu, ama ondan korkup vasata fit olmak gerekmediğini düşündüm, kitabı okurken.

Sosyalistler arasında Lenin’in “Parti Örgütü ve Parti Edebiyatı” makalesinden Sosyalist Gerçekçiliğe, oradan 1968 soluna kadar uzayan bir tartışmaya yeni bir bakış getirmeyi denemek önemli bir girişimdir. Sanatın ve sanatçının bağımsızlığı aslında politikalar-üstü bir tartışma olması, yani bütün sanatçılar tarafından değerlendirilmiş olması gerekirken bugüne kadar sadece sol eğilimli sanatçılar tarafından tartışılacak kadar kıymet verilmiş olması her halde bir şeylerin göstergesidir.

Kitabı okurken, Gezi’den sonra yazılsaydı çok değişir miydi, diye sormaktan kendimi alamadım. Gezi’den sonra özerkliğini iktidarın “kültür ayağı” olmaya feda etmeye sadece razı olmakla kalmayan, hazır, nazır ve arzulu bir tür “edebiyatçı”nın peyda olduğunu hatırlayacak olursak…

Bütün bundan bağımsız olarak Yalçın Armağan’ın açtığı pencereden içeri dolan taze havayla derin bir nefes aldım.