Deneysel şiirde dil, tarih, coğrafya: “Fâtih ve 1953”

Davut Yücel

Fâtih ve 1953, Buluntulayan: Efe Murad, 160. Kilometre Yayınları, 2018
Türk şiirinde deneyselliğin deneyini yapmak gibidir “Fâtih ve 1953” kitabı. Bu deneyin deneyi o kadar sıklıkla yapılmış olmalı ki artık gerçek amaç ve gerçeklik algısı değerini yitirmiştir.

Tarihin ve coğrafyanın kesiştiği noktada ortaya çıkan bireysel hikâyeler; trajedi ve yolculuklar her zaman ilgimi çekmiştir. Bir kimlik arayışının ne tür anlamlar doğuracağı; peşinden gittiğinin mi yoksa ardında bıraktığının mı sana ait olduğu sorusu o anın üzerinde belirsiz ve cevabı olmayan bir his bırakır. Bu durumun sanatçı üzerindeki yansımasıysa biricik üretim pratiğine ait bir ihtimal yalnızca.

Trajediyi konuştuğumuz için tarih-coğrafya ikilisine sürgün kavramını da ekleyebiliriz. Fakat sürgün kavramı tek başına pek bir şey ifade etmiyor. Çünkü bu yalın haliyle etkisiz bir anlamı var ve öznesi belirsiz. İşe yarar hale getirmek için kavramı genişlettiğimizdeyse anlamı çoğalıyor ve tabir yerindeyse herkesin yeri, bir nevi tarafı belli oluyor; sürgüne göndermek ya da sürgün gitmek…

Sürgün kavramı, ilkin coğrafya ikinci olarak da tarih kavramını çağrıştırır. Sürgün gitmeyle o kararın alındığı andan itibaren harekete geçen etkinin zamansal süreci de başlamış olur. Muhtemelen sonsuza dek sürecek bir etkidir bu.

Sürgün kavramını ortaya attım çünkü Efe Murad’ın son kitabı “Fâtih ve 1953”ü yalnızca kitap satış sitelerinde yer alan tanıtım metnine göre değerlendirmek büyük bir yorum ve görüş kaybına neden olurdu. Orada yer alan metinde ilim ve bilim alanındaki iradesinden ötürü Fâtih’e yönelik övgü dolu sözleri okuyabiliyoruz yalnızca: “ilim ve mârifeti, fen ve san’ati himâye etmekle temâyüz etmiş, diğer sahalardaki meziyetlerine, bu meziyeti de ilave eylemiş büyük bir şahsiyettir.” Bir kısmını alıntıladığım bu basın bülteni kitabın esas amacına ne kadar hizmet ediyor emin değilim. Tabi bu metin yerine kitapta esasen yapmaya çalıştığı şeyi anlatsaydı da bir takım kalıplaşmış ifadeler dışında ne anlatabilirdi o da muamma.

Satış sitelerinde yer alan o metni okuduğumuzda eserin (yalnızca) Fâtih’le ilgili bir araştırma kitabı olduğunu varsaymamız mümkün. Diğer yandan, metindeki ağdalı dilin sebebi üzerine düşünecekken kapaktaki ibareyi hatırlıyoruz: Buluntulayan: Efe Murad. Kitabı okumaya basın bülteninden başlıyoruz deyim yerindeyse.

Basın bülteni adı verilen pazarlama/satış/tanıtım mekanizmasının işlevi okura içeriğe dair bilgi verip kitabı bir bütün olarak ele almamızı sağlamasıysa, bu bir basın bülteni değil, kitabın içeriğinin dışına sızması. Tam da kitabın yapmaya çalıştığı şeyden dolayı, içeriğe ilişkin daha fazla bilgi verip kitabı bir bütün olarak ele almamızı sağlaması gerekiyor, ama buna yeltenmiyor bile.

Kitabın böyle tarafsız daha doğrusu fazla hijyenik haliyle, bizi bir yere götüreceğini düşünmüyorum. Çünkü en başta bir şiir kitabı için Fâtih’i çok tarafsız daha doğrusu “lekesiz” bir şekilde ele almış. Dolayısıyla sürgün kavramının gerçek hayata dokunan anlamına ulaşmak için gerçekleştirdiğimiz anlam çoğaltma işlemini, doğru yorum ve bakış açısına ulaşabilmek adına bu kitaba da yapmamız gerekiyor.

Kitabın hijyenik duruşuna bir yorum katabilmek için sürgün kavramına başvuruyorum. Efe Murad ve Ahmet Güntan da böyle bir eksiklik olduğunu düşünmüş olacak ki Şubat ayında yayımlanan kitap için Kitap-lık dergisinin 197. Mayıs — Haziran sayısında bir röportaj gerçekleştirip, orada benim sürgün kavramıyla açmaya çalışacağım anlamı kendilerinin önerdiği başka kavramlarla açıklamaya çalışmışlar.

“Fâtih ve 1953”, ismindeki kuvvetli yönlendirmeye rağmen kıvrak bir hamleyle okura coğrafi çağrışımdan önce zamanla ilgili oyun yapıyor. Alışıldığın aksine mühim olan coğrafi durumu (Fâtih’in bir fetih ile bugünkü İstanbul’a gelmesi) zamansal bir göndermeyle (fetih beş yüz yıl sonra ya da önce de gerçekleşmiş olabilirdi) eksiltiyor. Yani bir anlamda kitabın tüm hikâyesi burada başlıyor ve bitiyor. Peki, bunu neden böyle yapıyor?

Tam bu sırada Amerikalı düşünür Richard Rorty’nin bir metne sorduğu soruları hatırlamakta fayda var: “Bu metin ne işe yarar, bununla ne yapabilirim, ne anlama getirebilirim?”.