MİNNET

İsimlendirmeye zorlandığım bir güç var. Beni, seni ve onu kendinden daha iyi tanıyan. Dini bir kavramdan bahsetmek zorunda değiliz burada. İnandığın herhangi bir kavram olabilir. Bu kavram öyle birşey ki, sen daha kelimelerle ifade edemeden seni hissederek anlayabileceğin durumlara sokuyor. Ve yaşadığın bu şeyin hissiyatını başkasına aktarabilmen çok zor.

O’na minnet duyuyorum.

Ben dümdüz, somut bir insanım. Belirsiz faktörlerin içinde çileden çıkan, sabırsızca ne yaşanacaksa bir sonuca bağlanmasını bekleyen. Belki vardır içinizde, üzüntüsünden ağlasa da kendisini bu hale sokmuş olguya hala “yaşamadan bilemezsin, aslında ben O’nu anlıyorum” diyen, ben işte onlardan biriyim. Hep derim ki yaşanan her durum kişiye özeldir, herhangi biri dışarıdan türlü yorumlar, çıkarımlar yapabilir ama doğru tanımı sadece yaşayan kişiye aittir.

O’nun bizimle iletişim şekli de tamamen bize özel. Anlayacağımız, kabul edebileceğimiz dilden yaklaşır. Kendi adıma, ben ancak “yaşadıktan sonra” kabullenip, öğrenebilirim.

Kelimelere dökmeye zorlanarak geçtiğim yeni bir dönemde, yine ne zaman, ne mekan algım var. Olayların benden bağımsız geliştiği, tesadüf “doğru an”lara tanık oluyorum. Artmış farkındalığımın beni suskunlaştırdığı ve iç sesimi yüksek tonlara çıkartmış olduğu bir dönem. O kadar yüksek ve daimi konuşmakta ki yok sayabilmek mümkün değil.

Kabullenip kavgayı kesince anlıyorum ki mesaj çok derin: “Maddeye önem verme” ve “özüne geri dön!”. Anlayabilmek için baya bir geriye gitmem gerekiyor.

Maddeye Önem Verme!

Ben bağımlı bir insanım, yaygın olan zararlı şeylere değil ama. Durumlara, mekanlara ve kişilere. Bırakamama problemim var. Tam anlamı ile “sadık”. Çalışan ve sevgili için süper aday! Sanırım temeli taa ilkokulumdan geliyor. 1A’dan 8A’ya aynı okul, aynı öğretmenler ve tabi ki aynı arkadaşlar. Kopamamaya o zamandan başlamış olmam lazım ki liseyi kazandığımda büyük çaplı bir travma yaşamıştım. Eyvah arkadaşlarım nerede!!! Devamında ortama alışmayı, arkadaş edinmeyi öğrenince tabi ki normale dönüyor herşey.

Bir bakıyorum ki hayatımdaki herşey en az 4–5 yıllık bloklar halinde aynılıkta yaşanarak devam etmiş. Ta ki değişimin kaçınılmazlaştığı son 3 aya dek.

5 yıldır oturduğum evimden çıkmak zorunda kalmak, uzun süreli ilişkimin bir anda sonra ermesi ve 5 yıldır çalıştığım işimle yol ayrımına gelmem. Tüm düzenimin altüst olduğu ve yeniden inşa etmek zorunda kalışım.

Evet, madde benim için önemli bir kavramdı, ama artık değişimi kabul etme ve hayatın akışında, onu tüm mucizeleri ile yaşama zamanı.

Özüne Dön!

Yüksek doz iç sesim yaşam amacımı keşfetmeye devam etmem gerektiğini hatırlattı. Baya bir süredir hayatın gidişatında öylesine yaşamaktaydım ki, kendi kendime vakit geçirmeyi, kendimi doğrudan sevmeyi unutmuştum. Başkalarının hayalleri benim hayallerim gibi olmuştu. Sorgulamıyordum, olanı olduğu gibi yaşıyordum işte. Düzen bozulmasın, devam etsin. Ne yapayım düzeni seviyorum, alışkanlıkları seviyorum ben.

Sonrasında öyle bir hal aldı ki, hayatın benim için şekilenecek hali kalmadı. Çünkü kendim için hiçbir çaba sarfetmedim ki. E başkaları etti, hayalleri hayallerim olan insanlar beni hayaline ortak da etmedi. Ne oldu? Hayat onlar için şekillendi ve ben çizgi dışında kaldım.

Kendimizi seçmediğimiz sürece de çizgi dışında kalır bekleriz. En iyisi mi biz kendimiz güzel şeyler yapalım, onu da tam şimdi yapalım!

***

Geriye dönüp sağlıklı zihnimizle olayları yeniden ele aldığımız her olayda mesajlar gömülü. Onları bulup hayatına pusula etmeyi dene!

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.