Inside Akif Kazancı

Akif Kazancı geçen hafta 76. yaşını kutlamış ancak oldukça dinç ve espirili bir havası var. 1940'larda babasının diplomatik görevi sebebiyle geldiği New York’ta 73. yılını geçiriyor.
Ancak onu özel kılan ailesinin diplomatik geçmişi değil, 60'lar New York müzik sahnesinin eşsiz tanıklarından birisi olması. Bob Dylan’la da bir süreliğine aynı evi ve sahneyi paylaşmış olan Akif Amca daha sonra müziği bırakıp iş hayatına atılmış. Kendisi ile Greenwich Village’deki evinde buluşuyoruz.

Ben: Beni evinize kabul ettiğiniz için çok teşekkürler.

Akif Amca: Rica ederim. Hoşgeldiniz. Yalnız Türkçem biraz paslı, ister istemez.

B: Hiç sorun değil, takıldığınız yerde İngilizce konuşabilirsiniz.

A: Got it! (Gülüyor)

B: Öncelikle New York’a gelme hikayenizden başlayalım isterseniz?

A: Babam askeri ateşeydi. 43 yılında geldik buraya. Bronx’un batısında, şimdiki botanik parkın yakınlarında, küçük ama hoş bir dairede geçirdim çocukluğumu.

B: Peki müziğe nasıl başladınız?

A: Lisede babamın aldığı gitarla başladım. 1958 yılında mezun olduktan sonra klüplerde çalıp söyleyerek harçlığımı çıkartıyordum.

B: The Village’e taşınmanız ve Dylan’la ev arkadaşı olmanız da bu zamana denk geliyor sanırım. O döneme dair aklınıza gelen ilk anınız nedir?

A: Anı sayılır mı emin değilim ama, evdeki sürekli ayak kokusu. (Gülüyor) Şaka yapıyorum tabi. Bob ideal bir ev arkadaşıydı.

B: Gerde’s Folk’taki performanslardan bahsedelim biraz. Ortalama bir geceyi anlatır mısınız?

A: The Weavers’dan Pete Seeger ve ben, Bob’dan önce çıkar, seyirciyi ısıtırdık.

B: Demek Pete Seeger’la da aynı sahneyi paylaştınız.

A: Evet. Çok para kazanamıyorduk aslında ama bir şekilde idare edebiliyorduk.

B: Peki. 60'lı yıllara gelelim. Niçin aynı mekanda çaldığınız Joan Baez, Bob Dylan, Pete Seeger gibi isimlerin yıldızı günden güne parlarken, siz bir sikim olamayıp muhasebeciliğe başladınız?

A: Anlamadım?

B: Dinle ihtiyar. Uluslararası şöhret çıkarmakta beceriksiz bir millet olarak bulduğumuz en ufak kemiği bile iliğine kadar emeriz biz. Şu an senin gül yüzünü görmeye mi burada oturuyorum sanıyorsun. Kıyısından köşesinden Dylan’la yolun kesişmiş işte. Efendi gibi anlatacaksan anlat. Röportajı pazar baskısına yetiştiremezsem ebeme atlarlar.

A: Ama.. 
 
B: Neyse onu siktir et şimdi, ben uydururum röportajın kalanını. Sen muhasebeci maaşıyla nasıl Greenwich Village’den ev alabildin onu söyle? Ne yiyip ne içiyon, pahalı değil mi buralar?

A: (Gözleri yaşlı) Babam emekli ikramiyesiyle aldı. O zamanlar burası ucuzdu. Şimdi de odaların birisini bir öğrenciye kiralıyorum. Geçimimi öyle sağlıyorum.

B: Daireye girerken kapıda gördüğüm kız mı yoksa? Ben onu kurye falan sandıydım. Ulan köftehor seksenine gelmişsin 20 yaşında kızla ev arkadaşlığı mı yapıyorsun? Senin kamış kalkıyor mu lan hâlâ, hahaha doğru söyle?

A: Lütfen evimden gidin.

B: Ahahaha azgın teke seni. Ha bir de, şu instagramda milletin fotoğraf çektirdiği duman çıkan rögar kapakları ne tarafa düşüyor? Ben de çektirecem gelmişken.

Show your support

Clapping shows how much you appreciated Emre’s story.