Gülünüz.
Yer: İstanbul Avrupa Yakası. Zaman: Kalabalığın ve koşturmanın tavan yaptığı mesai başlangıç saatleri, herhangi bir mevsim..
Bir sabah güzel bir rüyayla uyanılmış, belki beklenmedik bir güneş vurmuş odaya, yine o plaza yolu da olsa, evden mutlu çıkılmış. Küçükken izlediğim Türk filmlerinin bilinçaltıma yerleşmesinden mi bilmiyorum, tanıdığım bir sürü insan kafamın içinde toplanıp “Hayat Sevince Güzel” diye diye dans ediyor böyle sabahlarda. İster istemez yüzüme bir gülümseme yayılıyor.
İnsan gülümserken kendini kötü hisseder mi? Öyle bakışlar var ki o saatlerde sokaklarda, evden çıkarken yüze yerleştirilmiş gülümsemenin ömrü neredeyse bir kelebeğinkinden kısa oluyor. Sanki bir ölü evindeyiz hepimiz, herkes adabıyla yasını tutarken ben edepsizce kahkahalar atıyorum içimden, “duymuyoruz sanma” der gibiler, beni utandırmak ister gibi. Bu sırada ben durur muyum tabi hemen geri adım atıyorum, kafamın içindeki küçük mutlu insanlar mahallenin eşrafını da alıp yavaş yavaş toplanıyorlar önce. Sonra yerine sesler yerleşiyor “diğer sabahların aynısı bir sabah daha”, “yine aynı işi yapmaya gidiyorsun”, “sakin ol, ne bu enerji, kontrol et şu gülümsemeni”. Ve işte yine daha yolun başında enerjimi Türk halk ortalamasına çekmenin dayanılmaz ağırlığı.
Fakat durun, bütün bunlara rağmen hala bir takım güzellikler de oluyor bu yollarda. Bazı insanlar var, küçücük anlar paylaşıyorum onlarla. Yeniden çalmaya başlıyor “Hayat Sevince Güzel”, “vitality” yüklemesi gibi, Diablo’daki stamina potion gibi. Kimsenin birbirini görmediği bu kalabalıkta kısa bir an 5–10 saniye belki, gözlerinin içinden bir samimiyet, bir gülümsemeyle birleşip etrafa yayılıyor. Üstelik o kadar basit konularda oluyor ki bu ortak anlayış anları, farkına varılacak kadar bile önemli değil belki.
Bir annenin çocuğuyla başa çıkmaya çalışmasını öylece dalmış izlerken, anneyle göz göze gelme anı gibi. Annenin “insan çocuğu olunca böyle oluyor işte” diyerek mahcup mahcup gülümsemesi gibi. Yol üzerinde tanıtım broşürleri dağıtan gençlerin yanından geçerken gözlerinin içinde “ben de biliyorum bir işine yaramayacağını ama bir tane al be abla” ışığını görmek gibi. Metrobüsün kalabalığında bir elinde kitap okumaya çalışıp, bir yandan dengede durmaya çalışan bir çocukla tam da o dengesini kaybettiği anda göz göze gelip karşılıklı gülümsemek gibi. Birbirimiz anladığımız anlar, konuşmadan, sessizce birbirimize yardımcı olduğumuz anlar. Öyle mutlu ediyor ki beni, öyle kalabalık hissettiriyor ki, biraz daha kolaylaştırıyor şu yaşadığımız zor hayatı.
Eğer böyle anlar yakalarsanız, o tanımadığınız gözlerdeki küçücük ışıkları ne olur söndürmeyin, çünkü aslında buna da gücümüz var hepimizin. Ne olur yanlış anlamayın o gülümsemeyi, ne olur arkasını düşünmeyin, siz de o an bir karşı ışık yakın ki birlik olalım, kalabalık, güçlü olalım. Dünyayı değiştiremezsiniz belki ama bir kaç kişinin hayatına dokunmuş, mutluluğuna destek olmuş olursunuz. Gülümseyin, gülümsetin, başka bir dünya mümkün, gerçekten istersek..