Bir Parça Duyarlılık

Türkiye’de sanat dendiği zaman diğer konularda olduğu gibi yurtdışına nazaran baya gerideyiz. Sanata verilen değer toplumun bilincini ve insanların kalitelerini ortaya koymaktadır. Yurt dışında tiyatro, sinema, opera, bale gibi sanatlara gösterilen ilginin ne kadar yoğun olduğunu tüm dünya görüyor. Yurt dışında yaşayan insanlar kendi hayatlarına bir şeyler katabilmek adına, faklı sanat kollarında kendilerinden bir şeyler buluyorlar. Ve buna karşı gösterdikleri yoğun ilgi gerçekten takdire şayan. Onları buradan, klavyemin başından canı gönülden tebrik ediyorum. İyi ki varlar yapılan sanata, sanatçıya değer veriyorlar ve onları yaşatabilmek için desteklerin esirgemiyorlar. Sanata verdikleri değer sadece yapılan gösterilere gitmekle olmuyor. Sanat merkezlerine baktığımızın zaman 200 aşkın büyük salonlarının olduğunu görebilirsiniz. İçleri tertemiz, koltuklarından sahnesine, perdesinden ışıklarına kadar hepsi özenle seçilmiş ve korunmuş korunmaya da devam ediyor. Ve bu 200’ü aşkın salonlar dolup taşarken Türkiye’de durum gerçekten içler acısı.

Bunu söylemek hiç güzel bir şey değil ama toplumumuz sanatı asla doğru bir şekilde algılamıyor. Kaçımız sergiye gitti? Ya da düzenli olarak tiyatroya, sinemaya, operaya ve ya bale gösterileri izlemeye giden kaç kişi var aramızda? Size en bilindik Uyuyan Güzel eserini kime ait olduğunu sorsam cevap verebilecek misiniz? Ve ya bana sayabileceğiniz ödül almış sinema filmleri biliyor musunuz? Ne yazık ki yaşadığımız toplum argo ve sert tavırları ele alan, hiçbir değer yargısı taşımayan filmlerden zevk aldığı için, balenin anlamsız olduğunu kabul eden, sergi ve müzeleri gereksiz bulan milyonlarca insanı barındırmakta. Haliyle sanatı ve sanatçıyı yüceltebilmek bir hayli zor. Özellikle bu yaşadığımız dönemde hem topluma hem de devlete karşı gelmek zorunda kalıyoruz. Yaşadığınız şehirde kaç tane sanat merkezi olduğundan haberdar mısınız diye bir soru yöneltsem, ya da bu sanat merkezlerinin ne durumda olduğunu size sorsam bana verebileceğiniz cevaplar hep aynı olacak. Neredeyse vasat denebilecek durumdalar. İçerideki koltukları doldurabilmek adına kırk taklalar atılırken gelen seyircilerin sayıları o kadar az oluyor ki hem sanatçıya hem sahneye konan esere yapılan çok büyük bir ayıp ortaya çıkıyor. Toplumumuzun birazcık daha bilinçlenmesi lazım. Bunları hep beraber aşabiliriz.

İnsanlar birbirlerine nasıl değer veriyorlarsa sanatçılarında bizler için çırpınarak, ter döktükleri, canla başla ortaya koydukları eserleri lütfen görmezden gelmeyelim. Duyarlı bir toplum olabilmek için sizde bir adım öne atın. Kendinizden bir şeyler eksilteceğinizi sanıp vakit kaybı yaratacağını düşünmeyin. Aksine hayatın güzelliklerini sözlü ya da sözsüz, bazen kelimelerle bazen bir şarkının ezgisiyle sizi etkileyip farklı dünyalara götürmesine izin verin inanın her şeye daha olumlu bakmaya başlayacaksınız.

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.