Şehirden kaçıp güneyde reklamcılık oynamak

Bu yazıyı, izlediğim bir film ya da okuduğum etkileyici bir öykünün ardından heyecana kapılıp, Kanyon Starbucks’tan yazmıyorum.

2018'in başında iki arkadaşımla bir karar alıp, Fethiye’ye yerleştik. Geçen sekiz ayın ardından bu cephede durum nasıl, anlatmaya karar verdim.

Lokal bir dijital pazarlama ajansı kurduk ve turizme dönük çalıştık, çalışıyoruz, çalışacağız.

İyi, kötü, heyecan verici ya da vasat birçok deneyim elde ettik ve bizim gibi enteresan planları olanlar için, yaşadığımız bazı şeyleri paylaşmak istedim.

Burayı tercih etmemizin birçok sebebi vardı. Şimdi alt alta yazınca, siz de bana hak vereceksiniz;

Potansiyelini yeterince kullanamayan, bence hâlâ markalaşamamış bir yer.

Yıllık 1 milyon turist geliyor olsa da, 2009–2014 yılları arasında Türkiye’deki toplam turist içindeki payı düzenli olarak her sene azalmış bir yer. Dolayısı ile bu net teşhisin üzerine gidebilirdik.

Dijital pazarlama alanında çalışan bir yer, neredeyse yok. Web tasarım ve acente sistemleri satan yerler var, sadece. Sosyal medya, amcaoğullarında.

Sosyal medya, reklam yönetimini ya da kurumsal içeriğe ihtiyacı bir kenara bırakın, birçok işletmenin web sitesi dahi yok.

İlk dönemlerde, web sitesi önerdiğimiz bir restaurant sahibi, teklif ettiğimiz bütçeyi duyduktan sonra şöyle demişti, hiç unutmam;

Ben o paraya badana yaparım.

Yaşam açısından da, gerçekten ama gerçekten güzel bir coğrafya. Her gün Kelebekler Vadisi’nden zıplamıyorum, ya da Ölüdeniz’de yüzen barımda rakı içmiyorum ancak şehir merkezinde, bisikletimle 10 kilometre gidebilmek benim için yeterli oluyor. Nedenler uzatılabilir.

Yukarıdaki konuları düşününce, açıkçası heyecanlıydım. Hırslardan arınıp, keyifli yaşamak adına buraya gelsek de, beklentiler elbette ki vardı.


Bu yazıyı bir palmiye ağacının gölgesinde yazıyorum

Evet arkadaşlar. Güneyde olunca, böyle bir lüksünüz var. İşler yolunda gitse de, gitmese de karşınıza bir palmiye ağacı oluyor. İstifa ettiğim son şirketin ofisi, Levent Kolektif House’taydı. Her ne kadar güzel sözlerle süslenmiş, rahat koltuklarla donatılmış görece keyifli bir yer olsa da… İstanbul’daydı. Yani dolayısıyla, iki gün güneşli olsa, üçüncü gün Blade Runner filminde gibi hissedebiliyordunuz.

dünyanın en güzel haberini de almış olsanız, karşılaştığınızda enerjinizi bir anda sıfıra indiren o anlardan.

Böyle bir dünyadan ayrıldıktan sonra, horozlara karşı çalışmak ilk etapta garip geldi tabii ki.

Yaşam kalitesi, İstanbul ile kıyaslanamayacak düzeyde. Havuzlu bir site içerisinde, üç katlı ve eşyalı villamıza verdiğimiz kirayı Beşiktaş’ta, ikinci dünya savaşından kalma, roket yemiş bir ev için isterler diye düşünüyorum.

Mutfak harcamaları ve sosyal giderler de paralel bir şekilde son derece uygun. Yani her şey yolundadır.

Günler günleri kovaladı. Palmiyelerin, horozların ve emekli İngilizlerin arasında, bir kuzenim dışında kimseyi tanımadığım 150 bin nüfuslu bu küçük yerde şortumuzu giydik, kordona çıktık ve yürümeye başladık.


Kağıt üzerinde bir numarayız

Bir numarayız, çünkü bizim yaptığımız işi yapan bir ekip görmedik. Bu işleri yaptığını söyleyen, iddia eden birisini de görmedik. Evet, bu konuda eksiğimiz var, internet sitemizin bile olmaması bir otel için iyi değil, evet sosyal medya yönetimi konusunu es geçtik diyenlerin sayısı çoktu.

Yani berberi olmayan bir caddeye berber açtık gibiydi. Saçım nasıl olmuş, nasıl daha karizmatik olabilirim, rakibim kazıtmış ben de kazıtsam mı diyenler çoktu. Ama kimse gelip de, ensemizi topla demiyordu.

Bir numaradaki yerimizi koruduk, kağıt üzerinde.


Havaların ısınması ve palmiye gölgesinin yetmemesi rezaleti

İlk günler gerçekten güzeldi. Harika insanlarla tanıştık ve hem Fethiye’ye yeni yerleşen hem de çoğunlukla onlara göre yaşça genç insanlar olduğumuz için milyonlarca hayat dersi aldık.

Ocak ayında yerleştiğimiz Fethiye’de, daha önce freelance olarak sosyal medya konusunda çalıştığım bir müşterimle tesadüfi bir şekilde karşılaşmamız, çok iyi dost olmamız, onun bizi onlarca insanla, tanıştırdığı onlarca insanın ise onlarca insanla tanıştırması harika bir detaydı. Ancak bu bizim için yeterli değildi.

Yüzlerce dostu olan, sevilen ancak hâlâ bir gelir elde edemeyen gençler olarak kariyerimizi sürdürdük. Yerel festivallerde, sahneleri boş bırakmadık.

Sadece birkaç ay hayatta kalacak sermayemiz vardı. Birkaç ay, çabuk geçti. Birkaç aydan sonraki her gün ise, grafik biraz daha eksiye gitti. Borç listeme Gültepe’de öğle aralarında ara sıra nohut pilav yediğim abi bile girdi.

One Way Ticket dinleyerek geldiğim yerde, Sermayem Derdimdir Servetim Ahım diyordum.


Müşterim olmayacaksan, ortak olalım?

Tanıştığımız insanlar içinde, işlerimizle ilgilenenler illa ki oldu. İlginç bir şekilde, “madem siz interneti iyi kullanıyorsunuz, aynı zamanda da genç bir iş gücüsünüz, ortak olalım” düşüncesi farklı insanların ortak yaklaşımı haline geldi.

Bir anda kendimizi endemik bitkilerden yağ, sabun gibi ürünler üreten bir şirketin ve bir kamp alanının ortağı olarak bulduk. Ortaktan beklentiler elbette ki dijital tarafı tamamen yönetmesi, kampın çimlerini biçmesi, toprağını çapalaması, sirke için yüz kilo elma doğraması, tarladan çiçekleri toplaması ve yapraklarını ayırması gibi işlemlerdi.

Biz de layığı ile yerine getirdik. Ancak her zamanki gibi, kâr ortağıydık. Ve aylar geçerken, bir lira bile kâr edememiştik.

Ancak sanat icra ettiğimiz olmadı değil.

Bir gün geldi, adaya veda ettik. Zaman, emek ve para kaybettiğimiz birkaç ortaklık (?) yaptık. Benim için tek faydası, ödül oyunlarındaki mücadelemden ötürü 88 kilodan 80 kiloya düşmem oldu.

Aylık reklam bütçesiyle, otelinde 2 gün kalabildiğin muazzam müşteriler

O kadar insanla tanışınca, hiç iş almadık değil. Birkaç müşterimiz oldu.

Büyük bir markayı alan ajansın başkanı misali, HOŞ GELDİN @TURKCELL tarzında tweetler atasım gelmedi değil. Bir Turkcell faturasını ancak ödeyebileceğin bütçeler için anlaşsak da.

Eğer buraya yerleşmeyi düşünüyorsanız, hayat şartları 2 kat uygunsa, yapacağınız işin karşılığı 22 kat düşük olacak, en azından ilk etapta. Bunu unutmayın.

Gecelik bir odasını 900 TL’den vermeyi düşünen yöneticiler, aylık 300 TL’ye size otelin sosyal medya yönetimini, Booking ve Expedia yönetimini, SEO süreçlerini, PR çalışmalarını ve aklınıza gelebilecek, bozulmuş bilgisayarlara format atmak dahil her türlü işini yaptırtmak isteyecekler.

O yüzden, Adwords ya da SEO uzmanı olmak yetmez. Format atmayı da öğrenmeli, DVD nasıl çoğaltılır, yazıcı bozulunca ne yapılır bilmelisiniz. Fethiye yöresi oynamayı da bilmelisiniz, birisi düğüne davet etse mazallah.


Milyon dolarlık projeler geliştirdik, ancak dolar yükselince iptal ettik

Danışmanlık işleri, eşe dosta yardımcı olmanın bir adım üzerine çıkamayınca, projelere sarmak istedik ve sardık da evet.

Villa kiralama, otel tanıtımı odaklı bir blog platformu, lokalde iddialı denebilecek bir sosyal medya markası oluşturduk.

Ciddi bir bütçe de ayırarak.

Belediyenin ve markaların takip ettiği, her gün birçok turistin bilgi almak için danıştığı bir gönüllü rehberlik merkezi olduk. Yamaç paraşütü, jeep safari, tekne turu arayanlara “şuraya gidin” dedik. Tek kuruş komisyon almadan.

Seçenekler azalırken hayatımıza giren bir mucize

Yaz aylarının ortasında, artık Fethiye’nin sıcağı, nemi zirve yapmış ve yaşamı gerçekten çekilmez bir noktaya getirmişken bir gün, harika bir şey keşfettik.

Bu sıcaklarda, buzlu bir bardakta ananas suyu gerçekten harika gidiyordu. Dimes, SEK, Juss, Cappy ve Tamek gibi neredeyse her markanın ananas sularından günde 2–3 tane almaya başladık.

Ananas suyu içip, listemizdeki onlarca (!) müşteri, kuaföründen en büyük resmi kurumlara kadar onlarca yer için hazırladığımız sunumlara ve buraya yerleşmek, buraya tutunmak ve buraya katkı sağlamak adına harcadığımız zamana, emeğe ve paraya bakarken; deneyimlerimi sizlerle paylaşmak aklıma geldi.

İşten istifa edip Fethiye, Bodrum ya da benzeri yerlere yerleşmek çok cool olsa da, çok ciddi de bir meydan okuma aynı zamanda.


İstifa mektubunu verip bilet almadan önce…

Burada büyük bir markanın yöneticisi ile görüşürken bize, ‘Fethiye çukurdur, gelen çok oldu ama çoğu gitti’ demişti. Diziden etkilenmiş olsa gerek. Gülüp geçmiştik. Şu an haklılık payını araştırıyorum.

Freelance işlerinize güvenip, “ayda şu kadar zaten bu işten kazanıyorum” kısmına çok güvenmeyin. İkinci ayımıza girmeden, bir şafak operasyonuyla Levent’teki alengirli bir ofiste kalemimiz kırıldı.

10 kişiden 9'u bir ücret vermek yerine, komisyon vermek isteyecek.

10 kişiden 10'u, ya siz iyi insanlarsınız, şöyle bir iş yapalım mı birlikte diye ortaklıklar vaat edecek. Ortaklıkların 10'undan 11'i hüsranla sona erecek.

Referanslarınıza çok güvenmeyin. Dünyanın en büyük markalarıyla çalışmış olsanız dahi, her yerde çok anlam ifade etmiyor.

Rakamlara çok güvenmeyin. Sitenize 1 milyon kişi getiririm, sosyal medyanızı 800 kat büyütürüm gibi vaatler iş yapmaz. Gerçekten getirseniz de mühim değil. Otele kaç müşteri getirebilirsiniz? Fiyat / kalite oranı iyi bir otele belki getirebilirsiniz. Hiçbir şey sunmayan bir otele peki? Limitinizi zorlamaya hazır olun.

Turizm dünyasında sezon öncesi kimsede para yoktur. Sezonda ise herkes yoğun olur, ulaşamazsınız.

Son olarak, Çukur’un ikinci sezonu Eylül’de başlayacak. Kendimize ve dizideki diğer tüm karakterlere başarılar dileriz.

Biz şu an ne yapıyoruz?

Lycian Pirates ismini verdiğimiz ajansımızla, faaliyetlerimizi sürdürüyoruz. Bilirsiniz ki, ajansa karizmatik bir isim verilir. Biz de öyle yaptık. Reklamcılık ofansif bir iş ne de olsa.

Bu yazı, pes ediyoruz yazısı değil.

Biz İstanbul’a dönmüyoruz. Dönmek istemiyoruz. Buraya gelirken hayalim Starbucks’ta Macbook’umla çalışmak değildi. Çiçek sulamak, çapa yapmak ağırıma giden şeyler değildi, değildir, yine yaparız. Ancak dikkat çekmek istediğim nokta, bu işin göründüğü kadar kolay olmadığı.

Biz hâlâ güvendiğimiz projelerin arkasında, çalışıyoruz. Bir milyon insanın tatile geldiği yerde, bir gün tatil yapmadan çalışmayı sürdürüyoruz ancak civar merkezlere gelip yerleşmeyi, bu işi yapmayı düşünen dostlarım; size bu uzun ve birçok gereksiz detay da bilgi içeren yazının sonunda söylemek istediğim bir şey var.

İnsanlara burada bir hizmet vermeden önce onlara bu işi öğretmek, fayda sağlayacağına inandırmak ve en sonunda da, ayda birkaç yüz TL teklif ettikleri çalışmanın sonucunda, günlüğü 900 TL olan odalarından kaç tane satacağınızın garantisini vermelisiniz.

Bu yazı, pes ediyoruz yazısı değil. Aksine daha güçlü olacağız, daha çok ananas suyu içeceğiz yazısı. Uçurumun kenarında bile olsan hayata gülümse sözünü kalıcı bir dövme gibi benimseyerek, Fethiye’ye ve Fethiyelilere güveniyoruz. İkametimizi aldırıp, belediyenin Facebook paylaşımlarının altına büyük harflerle FETHIYEMIZE HAYIRLI OLSUN diyecek kadar benimsedik burayı.

Bizim gibi kaçıp gelenler, yerleşenler, zorlananlar bana nihatbilge90@gmail.com adresimden ulaşabilir. Elimizden geldiğince destek sunabiliriz. Hayat dersi değil, gerçek hayatta işe yarayacak destekler. Bu amaçla kurduğum Slack kanalına davet edebilirim.

Düşüncelerim yaşadığım yer için geçerli. Diğer merkezlerin farklı dinamikleri olabilir, bir genelleme yapmıyorum.

İyi bayramlar, bol sabırlar.

Like what you read? Give Nihat Bilge a round of applause.

From a quick cheer to a standing ovation, clap to show how much you enjoyed this story.