Online Öğrenme
Yol Alıyor

Anne Kim tarafından

Son 10 yılda, çevrim içi öğrenme yüksek öğrenimin giderek yükselen temel bir parçası haline geldi.


2002'den beri , en az bir derslerini çevirim içi alan ve sayıları kabaca 1.6 milyonu bulan yüksel öğrenim öğrencileri ile birlikte, çevirim içi eğitime kayıt olma oranı 3 katın üzerine çıkmıştır. İçlerinde seçkin okulların da bulunduğu ve 4 yıllık eğitim sunan fakültelerin neredeyse dörtte üçü çevrim içi dersler sunmaktadır ve aynı zamanda 2 yıllık fakültelerin de büyük çoğunluğu çevrim içi programlar sunmaktadır.

Sıradan birisi, çevrim içi eğitimi, Coursera gibi ilgi gören girişimlerin büyük gürültü kopararak yaptığı açık çevrim içi sınıflarla ( sözde “herkese açık kitlesel sınıflar”)denk tutabilir. Fakat çevrimiçi eğitimin her geçen gün daha fazla yerde bulunabilir olması, onun tür ya da içerik olarak çeşitliliğine bağlıdır. Bunlar arasında geleneksek okul eğitimi ile çevrim içi eğitimi “harmanlayan” sınıflar ve iş gücü eğitiminde giderek kabul gören çevrim içi eğitim sayılabilir.

Birleşik Devletler Eğitim Bakanlığı’ nın yayınladığı bir araştırmanın sonucuna göre “çevrim içi eğitim geleneksel eğitim kadar işlevsel olduğu” görülmüştür. Hatta bazı durumlarda “çevrimiçi eğitim gören öğrencilerin ortalamalarının geleneksel yüz yüze eğitim gören öğrencilerden daha fazla olduğu” görülmüştür. Bu çalışmanın akabinde 2010 senesinden sonra çevrim içi eğitim ivme kazanmıştır.

Pek çok okul için, çevrim içi eğitim, sadece teknolojiye ayak uydurmak için alınması gereken akılcı bir karardır. Aslında, Babson Survey Research Group tarafından yeni yayımlanan bir rapora göre, akademik liderlerin yüzde 71'i çevrim içi eğitimi , kurumlarının uzun dönem stratejilerinde “kritik” olarak görmektedir.

Kâr amacı gütmeyen Çevrim içi Öğrenme Konsorsiyumu (Önceki adı Sloan-C) yöneticilerinden Karen Pedersen’ a göre çevrim içi öğrenmenin giderek daha fazla kabul görmesindeki diğer bir faktör, özellikle yetişkinler arasında yaygın eğitime olan talebin artması ve çevrim içi eğitimin bu talebi karşılamadaki çok yönlülüğüdür. Aşağıdaki röportaj uzunluk ve anlaşılırlık adına yeniden düzenlenmiştir.

Çevrim içi eğitim neden büyüyor ve neden önemlidir?

Karen Pedersen, Çevrim içi Öğrenme Konsorsiyumu

Pedersen: Bugün yüksek öğrenim öğrencilerine baktığımızda, kampüslerdeki birinci sınıf tam zamanlı öğrenci oranının yüzde 15'ten az olduğunu görüyoruz.

Öğrencilerin yüzde seksen beşi, tam zamanlı çalışan ve eğitim ile işlerini, eğitim ile toplumsal ilişkilerini, eğitim ile hayatlarını ve eğitim ile ailelerini dengelemeye çalışan bireylerdir. Bu bireyler, Birleşik Devletler Ordusu’na hizmet eden birileri olabilir ya da aileleri için daha iyi konum sağlamak adına eğitimi bir araç olarak gören bekar ebeveynler de olabilir.

Günümüz öğrencileri, bu konuya yıllar önceki öğrencilerden çok daha farklı bakıyorlar ve ihtiyaçlarını karşılayabilecek öğrenme deneyimlerinin arayışı içindeler.

Öte yandan kurumlar, geleneksel sınıf tabanlı öğrenme metodu ile ulaşamadıkları yer ve mekan bağımlı öğrencilere ulaşabilmek için bunu bir fırsat olarak görüyorlar.

Çevrim içi eğitimin kalitesi ve ona verilen değer geçtiğimiz on yılda nasıl değişti?

Pedersen: İşverenler açısından bakacak olursak, çevrim içi diplomalar ya da çevrim içi öğrenmenin çok daha fazla kabul görmeye başladığını söyleyebiliriz. İş sahipleri, ünvanlarını ister çevrim içi isterse örgün eğitim şeklinde almış olsun , şirketlerini daha ileriye götürebilecek doğru yeteneğe sahip bireyleri arıyorlar.

Kariyerimin başında, çalıştığım üniversitede, pek çok işverenden oluşan bir iş danışmanlık kurulumuz vardı. İş gücü piyasasının nelere ihtiyaç duyduğu ve okulumuzun eğitim programlarının bunu karşılayıp karşılamadığını tartışmak amacıyla bir araya gelirdik.

Çevrim içi öğrenmeden bahsettiğimizde toplantı odasında nasıl şüpheci, endişeli ve sorgulayıcı gözlerle bana bakıldığını dün gibi hatırlıyorum. Daha üzerinden bir yıl bile geçmeden aynı şahısların bana, “Bu programı ne kadar çabuk çevrim içi ortama taşıyabiliriz?” ya da “ Bunu ne kadar hızlı yapabilirsiniz?” gibi sorular sorduğunu gördüm.

Fakat odak noktamızın kalite olması çok önemlidir.

Çevrim içi Öğrenme Konsorsiyumu olarak bizler, kurumların kaliteli bir çevrim içi öğrenme deneyimi sağlamadaki yerlerini görebilmeleri maksadıyla, 9 bölüm halinde 75 kriterden oluşan “kalite puan kartı” adında bir değerlendirme sistemi geliştirdik.

Babson raporu, insanların halen çevrim içi öğrenme ile ilgili bazı kaygıları olduğunu ortaya koyuyor. Bunlardan bazıları aşırı öğrenci mevcudu sıkıntısı ve çevrim içi öğrencilerin daha fazla disipline edilmeleri düşüncesi. Bu durumda siz, pek çok sorumluluktan bir bakıma “sıyrılan” bu yeni nesil öğrenci grubunun başarısını nasıl garanti ediyorsunuz?

Pedersen: Pek çok kurum gerçekten bizim “yerleşik” etkinlikler dediğimiz konu üzerinde çalışıyor. Öğrencilere soruyorlar: Çevrim içi öğrenme sizin için gerçekten doğru olan mı? Disiplin, motivasyon ve teknik becerileriniz var mı? Teknoloji sizin için bir engel mi?

Öte yandan pek çok kurum çevrim içi dersler adına deneme programları imkanı sunuyor ve biz aynı zamanda kurumların danışmanlık ve koçluk gibi yardım ögelerini kullanarak risk altındaki öğrencilerinin başarılarına odaklandığını görüyoruz.

Pek çok eyaletin, öğrenciyi elde tutmaya odaklanan eyalet fonlama modeline bakması dinamikleri gerçekten değiştirdi; ve bu ilgileri öğrencilerin başarısına yöneltmeyi başardı.

İhtiyaç olan, öğrencilerin bir diploma alabilmeleri için kurumların akademik standartları değiştirmesi ya da katı uygulamaları hayata geçirmesi değildir.Bir programı çevrim içi olarak da alsanız, sınıfta da alsanız bunlar hep aynı prosedürlerdir.

Raporda bahsedilen diğer bir algıda, özelikle bazı fakültelerin çevrim içi öğrenmeye direnmelerinin sizin için yarattığı engel. Bunu nasıl aşıyorsunuz?

Pedersen: Tüm bu algılar , yüksek öğrenim tarihinde boğulup gitmiştir.

Bizim, eğitimde öğreten olarak ve öğrencilerin öğrenmesi açısından pek çok geleneğimiz vardır. Örneğin mezuniyet töreninde cübbe giyme olayı yüzlerce yıl öncesine dayanır. Ayrıca fakültelerimize, fakülte yönetimlerimize, üst kurullarımıza ve hatta kongre meclisine baktığımızda tümüyle geleneklerimizden etkilendiklerini ve bu yolla öğrendiğimizi görürüz.

Çevrim içi öğrenmenin ilk yıllarında kurumumuz mütevelli heyeti için bir çevrim içi program oluşturmuştum, çünkü onların da çevrim içi öğrenmeyi deneyip görmesini arzu etmiştim.

Bu program tıpkı diğer programlar gibi okuma metinleri, ödevler, sınavlar ve derslerden oluşuyordu. Heyet içinden tüm programı başarı ile tamamlayan sadece bir üye oldu ve o günden sonra o üye, mütevelli heyeti içinde çevrim içi öğrenmenin en güçlü savunucusu oldu. Çevrim içi öğrenmeye doğrudan maruz kalarak onu deneyimlemek harika bir şey, fakat programı tamamlamaya bile tenezzül etmeden bu işe burnunu sokmak apayrı bir şey.

Çevrim içi eğitimin geleceğini nasıl görüyorsunuz? Daha da genişletirsek, yüksek öğrenim gelecekte nasıl olacak?

Pedersen: “Ne öğrenmeye ihtiyacım var?” konusuna odaklanan “rekabet tabanlı” öğrenme üzerine pek çok gelişme görüyoruz. İşte bu eğitimin bu gün geldiği nokta.

Artık “4 yıllık bölümü kazan, gerisi tamam” devri bitti. Gerçekten hayat boyu öğrenme sürecinin içindeyiz artık. Yüzde 85'i tam zamanlı çalışan ve çalıştıkları yerdeki bilgileri öğrenme alanlarına taşıyan öğrencileri düşündüğünüzde şu soru akla geliyor: Nasıl yaparız da onları zaten bildikleri bilgileri öğrenmeleri için programlara dahil etmeye zorlamak yerine, tam da ihtiyaç duydukları bilgileri edinebilecekleri bir programla buluştururuz.

Eğer ben bildiklerim için sadece diploma arıyorsam, peki o zaman bilmem gerekenleri öğrenmek ve tüm bu bilgi ihtiyaçlarımı karşılamak için nereye gidebilirim? Hayat boyu öğrenenler olarak biz; neye, ne zaman, nerede ve nasıl ihtiyaç duyduğumuza bakıyoruz.

Tüm bu farklı ihtiyaç ve durumlar için artık bir yer var, işte biz bu gün bunu görüyoruz. Bu çok daha zengin bir çevre çünkü bizde öğrenim deneyimi için çeşit çok: MOOCs, geleneksel çevrim içi öğrenmek programları, dönemlik programlar, altı haftalık programlar.

Ben çevrim içi öğrenmenin bir savunucusuyum çünkü fırsatları görüyorum. Bireyi nerede olursa olsun eğitim içine dahil edebilme olanağını görüyorum. İşte bu beni harekete geçiren güç.


Karen Pedersen kâr amacı gütmeyen Çevrim içi Öğrenme Konsorsiyumu Üst Yöneticisidir.

Anne Kim Republic 3.0. editörüdür.


Orjinal yazı republic3–0.com da Mart 23, 2015. tarihinde yayımlanmıştır.