Neden New York?

Yaklaşık bir seneyi aşkın süredir New York’ta yaşıyorum. Manhattan, filmlerden gördüğümüz gibi cazibeli ve kaotik. İyi, kötü, heyecanlı ve komik bir sürü macerayı içine sığdırdığım bu süre zarfında New York bana ev oldu. Şehrin dokusuna karışmanın bana verdiği mutluluğu bir kaç sosyal mecrada paylaşmaktayım. Bu sebeple olacak ki, ABD’ye yerleşme kararı alan Türk arkadaşlar bir süredir bana aynı soruyu yöneltiyor: ‘New York yaşanılası bir şehir mi?’

Bu soruya verdiğim cevaplar soran kişiye ve bir sürü parametreye (ailevi, ekonomik, ergonomik vs) göre değişiyor tabii. Yine de, kısa bir süreliğine de olsa New York’ta yaşamayı tecrübe etmenin insana önemli şeyler katacağını düşünüyorum. Çünkü,

  1. Gönlümüz hangi şehre ait olursa olsun kabul etmemiz gereken bir gerçek var arkadaşlar: New York, karar veren dünyanın merkezi. Her ne kadar Times Meydanı’na yolum düşmesin diye uğraşıyor, kalabalığından kaçıyor olsam da (hatta itiraf edeyim, o kalabalık bana ‘metrobüs’ gibi geliyor bazen), meydandaki basamaklara çıktığımda gördüğüm manzara her seferinde beni etkilemeyi başarıyor. Malum New York’a adım atan turistin genellikle uğradığı ilk yer Times Meydanı. Dünyanın farklı ülkelerinden gelen, onlarca farklı dilin konuşulduğu garip bir cazibeye sahip olan bu meydanda sizinle aynı dili konuşabilen insanlara rastlama olasılığınız çok yüksek. Meşhur basamaklarına oturup etraftaki cafcaflı ekranları ve kalabalığı izlerken dünyanın tam merkezinde oturduğunuzu hissediyorsunuz. Gördüğünüz manzara size şehrin ruhuyla ilgili çok isabetli bir bilgi vermiş oluyor: New York dünyanın her yerinden gelen insanların evi. Belki de bu sebeple, farklılıklara tolerans bir çok yerde bulamayacağınız kadar yüksek. Çünkü herkes yabancı olmanın, yaşanacak yeni bir ev arayışında olmanın verdiği o garip ruhsal halin farkında.
  2. Yukarıda da bahsettiğim gibi, New York çeşitliliğin bol olduğu ve farklılığın kabul gördüğü bir şehir. Bu şehirde istediğiniz kılıkta dolaşabilirsiniz. Kimse size dönüp ikinci defa bakmaz. Mesela ben geçen gün metroda pembe elbiseli, yetmişlik bir amcanın yanında oturuyordum. Amcanın ve etrafındaki insanların umursamaz surat ifadesi bende de dünyanın en sıradan insanının yanında oturuyomuşum gibi bir his uyandırmıştı. Demem o ki, New York’ta herkes farklı görünüyor, herkes farklı konuşuyor. Bu sebeple “Kırık İngilizce” normal bir durum. Kaldırımda yavaş yürümediğiniz müddetçe şehre ayak uydurmak kolay. (Buradan aylak aylak yürümeye gelmiş tüm turist arkadaşlara sesleniyorum: Kaldırımda yavaş yürüyüp yolu parsellemeyin, işimize gücümüze yetişmeye çalışıyoruz yau :))
  3. New York hızlı bir şehir. Hele ki belli kısımlar hep koşturmaca halinde. Güneşin doğumuyla birlikte gelen her saat neredeyse ‘Rush Hour’. Şehrin temposu hayatta kalma kondisyonunuzu yüksek tutuyor. Tabii ki yavaş yaşamak isteyenler şehir merkezinden uzak durmak isteyebilirler. Bazen yoruluyorum, kendimi Central Park ya da nehir kenarına atıyorum. Mis gibi oluyor. Evet, şehir yorucu, fakat nefeslenecek yerler bol. Kendisiyle olmayı seven (benim gibi) içedönükler için de vakit geçirilebilecek mekan bulmak hiç zor değil. Favorim: Kütüphaneler
  4. New York’un en güzel yönlerinden biri Avrupa gibi erkenden uyumaması. Gecenin hangi saatinde olursa olsun şehirde hareketli mekanlar bulmak mümkün. Günün herhangi bir saatinde içiniz daralırsa evin içine tıkılıp kalmak zorunda değilsiniz. New York’ta her saatte gidilebilecek bir yer var.
  5. Çünkü sanat, müzik ve elbette caz. New York’u kültürel olarak bu kadar popüler yapan faktörlerden biri tabii ki müziği. Cazın doğduğu yer olmasa da, bir çok önemli ustayı yetiştirmiş, bir sürü efsanenin efsane olmasını mümkün kılmış bir şehirden bahsediyoruz. Bu sebeple caz şehrin dokusuna derinden işlemiş durumda. Benim New York’ta yaşama hayallerim aslında bir şekilde Blue Note’a gitmek, Miles Davis’in bir zamanlar öğrencisi olduğu Julliard’ı görmek, Lincoln Jazz Center’da dünyaca ünlü müzisyenleri izleyebilmek, Carnegie Hall’da önemli bir çıkış performansına şahit olmak düşünceleriyle başlamıştı. Şimdi Julliard’da yakın bir arkadaşım var mesela, kendisi cinyıs (bknz. Arkadaşıyla hava atanlar). Yani New York ve caz ayrılmaz ikili. Fakat sadece caz değil aklınıza gelebilecek her müzik ve sanat türü için inanılmaz etkinlikler düzenleniyor. Özellikle Brooklyn son yıllarda ciddi sanatsever topluyor. Öyle çok etkinlik gerçekleşiyor ki, çoğuna yetişemiyorsunuz. Müzeler ise şehrin organik bir parçası, New York’un kendisi gibi hızlı, hareketli ve sürekli kendini güncelliyor. Yani demek istiyorum ki, bu şehirde sıkılmak mümkün değil. Özellikle kültürel aktivitelerde bulunmayı ve yeni şeyler öğrenmeyi bir hayat tarzı olarak benimsiyorsanız New York size çok şey katacaktır.
  6. Üniversiteler: New York, ülkenin en kalabalık eyaletlerinden biri olarak çok sayıda üniversiteye (elit, iyi ve orta kalitede) ev sahipliği yapıyor. Bu sebeple, şehir çok fazla öğrenci barındırıyor. Öğrencilik hayatı şehirdeki pahalılık yüzünden çok rahat görünmese de vize statünüz el verdiği müddetçe part-time iş bulmak ve öğrenci bütçenize katkıda bulunmak hiç zor değil. Yine de uyarmak gerek, öğrenciyken yüksek tempolu bir işte çalışmak zihni ve bedeni yıpratabiliyor. Başarı sıralaması yüksek okullar fazla talepkar çünkü. Üstelik öğrenci profili rekabetçi. Öğrencilik, sosyal hayat ve iş hayatı arasındaki dengeyi kurmak kolay değil (kendimden biliyorum:)). Yine de size çalışma ahlakını yapıcı yollardan öğreten bir atmosfere sahip. Bazen diyorum ki, bu şehirde ayakta kalabiliyorsam, bir çok yerde yaşarım herhalde yau. İşte, aslında tam da bu yüzden, New York tecrübesi önemli.

Kısacası, New York (yazı boyunca New York’tan kastımın çoğunlukla Manhattan olduğunu farketmişsinizdir) ne aradığını bilenler için içinde her şeyi barındırabilecek, devasa bir kaynak. Kalabalıkta kaybolarak kafa dinleyebildiğim tek şehir. Bütün bu saydığım sebepler dolayısıyla, özellikle hayata atılma arefesinde olan herkese bir doz New York’ta yaşama tecrübesinin harika geleceğini düşünüyorum.

Son not: New York’un en kötü yönü pahalı oluşu. Özellikle öğrenci bütçesi için. Fakat bu şehirde çalışıyorsanız ve orta-üst düzeyde bir geliriniz varsa durum farklılaşıyor tabii. Yine de emlak fiyatları yüksek, özellikle iyi düzeydeki okulların bulunduğu bölgelerde. Orta gelirli bir aile için şehrin başarılı okul bölgeleri pahalı kaçabilir. Bu yüzden çocukları okul çağına gelen ‘Manhattanlı’ aileler Brooklyn, Queens, New Jersey gibi daha civardaki bölgelere yerleşmeyi tercih ediyorlar. Yani çoluklu çocukluysanız ve aşırı zengin(!) değilseniz New York (Manhattan) sizin için doğru yer olmayabilir.