Darbenizi nasıl alırdınız?

Deveye sormuşlar:

“İnişi mi yoksa yokuşu mu tercih edersin” diye.

O da “Şunun düzü yok mu” demiş ya…

İşte böyle… Ne yokuş ne iniş, düz yol, demokratik yol ne güne duruyor.

İlla da ifrat ile tefrit arasında tercih yapmak zorunda mıyız?

Değiliz tabii ki.

Fakat bizim gibi ülkeler ne yazıkki dönem dönem bu türlü darbe tünellerine girebiliyor. İlla da iki kötüden birini, ehven-i şerri tercih yapmak zorunda kalabiliyor insanımız.

literatürleri aynı!

Türkiye sivil darbe tüneline girdiğinden beri iktidar mensuplarının kullandığı kavramlar da değişti.

Darbe sivil ama, kullanılan kavramlar askeri darbe dönemlerinde kullanılan kavramların aynısı.

Eğer kullanılan kavramlar aynıysa ve bunlar aynı maksatlara yönelik olarak kullanılıyorlarsa aynı sonuçlara hizmet ediyor demektir.

Yani…

Yani darbenin askerisi sivilide aynı şey.

Yani…

Askerler de siviller de “Vatan haini” diyor, “Devlet de devlet” diyor, “Devlete diz çökmekten”, “İtaat”, devletin esas, vatandaşın teferruat olduğundan söz ediyor.

-Asker de sivil de güvenlikçi politikaları öne çıkarıyor, vatandaşı, muhalefeti tehdit olarak görüyor!

-Asker de kırmızı kitap, sivil de kırmızı kitap diyor.

-Askerde silahsız terör örgütü diyor, sivil de silahsız terör örgütü diyor…

Dolayısıyla…

Madem yok aslında birbirlerinden farkları neden birini ötekine tercih edelim ki?

Farkları az benzerlikleri çok!

Bu anlamda askeri darbeler ile sivil darbeler arasındaki farklardan çok benzerliklerden söz edebiliyoruz.

Darbe darbedir, kimin yaptığına bakılmaz.

-Asker de darbe yaptığında anayasayı devre dışı bırakıyor, sivil de.

-Asker de darbe yaptığında kanun yasa tanımıyor, sivil de.

Belki de ikisi arasındaki tek fark birinin üniformalı olması, diğerinin sivil kıyafetlerle bu işi yapmasıdır!

Ama, fakat, lakin…

Askerin darbecisi, -tabii ki Türkiye örneğinde- belki kanun-yasa tanımıyor ama, kendi anlayışına göre durumu,yoluna koyduktan sonra kışlasına geri çekiliyor!

Sivil darbeciler öyle mi?

Şekilde görüldüğü gibi,

iktidarı kaybetmemek için,

Bırakmamak, gitmemek için,

yanlışlarının,

haksızlıklarının

hukuksuzluklarının cezalandırılmaması,

yanların kar kalması için…

Yapamayacakları şey,

Kullanmayacakları kutsal,

Yıkmayacakları değer,

Söylemeyecekleri yalan,

Uyduramayacakları iftira,

tehdit etmeyecekleri muhalif,

Sindirmedikleri medya, gazete, televizyon, medya patronu, köşe yazarı, gazeteci, yazar, çizer kalmıyor!

Askerin darbecisi yasalara hukuka uymuyor, ama hiç değilse askerliğin yasalarına, tarihinin şeref tablolarına, insani değerlerin asgarisine riyayet ediyor.

Etmeyenler olursa içlerinden bir yiğit çıkıp rest çekebiliyor, insanlık dışına çıkanları insanlık sınırlarına doğru çekebiliyor.

Sivil darbede ise kimse gıkını çıkaramıyor. Çünkü az çok herkesin inançları, değerleri aşınmış oluyor, kursaklarından, midelerinden bağlı olduklarından ve çoğu da gelecek endişesi taşıdığından hiç kimse yanlışa yanlış, haksızlığa hukuksuzluğa hukuksuzluk, hırsızlığa hırsızlık diyebilme erdemini göstermiyor.

Bugün yaşadığımız sivil darbe dönemini askeri darbe dönemleri ile kıyasladığımızda, yaşanan hukuksuzlukların askeri darbe dönemlerinde bile yaşanmadığını görebiliyoruz.

Mesela:

-Askeri darbe dönemlerinde hiç bir hakim verdiği karardan dolayı tutuklanmadı.

-Askeri darbe dönemlerinde bugünkü gibi toptancı bir mantıklar hareket edilmedi. Topyekun ülkenin güvenlik güçleri, hakimi, savcısı, polisi aynı kefeye konulmadı. Hukukun temel ilkelerinden olan suçun ve suçlunun bireyselliği hükmü bugünkü kadar büyük çapta ihlal edilmedi.

-Kenan Evren, darbe lideri olarak miting meydanlarında hadis okudu, ayet okudu, fakat hiç bir zaman eline Kuran’ı Kerim’i alıp da sallamadı.

-Çevik Bir ya da bir başka rütbeli, Meral Akşener’i tehdit etti ama, iffetli bir kadına kaset iftirası atmadı.

-Darbeci askerler gazete patronlarını açıktan, bu dönem de olduğu gibi tehdit etmedi.

-Darbeci askerler hiç bir zaman muhaliflerin mallarını müsadere etme yoluna gitmedi, vatandaşların mevcut haklarını engellemiş olsalar da kazanılmış haklarına uzanmadı.

-Darbeci askerler bugünün sivil darbecileri gibi kendi hırsızlıklarını örtmek için darbe yapmadı. Yandaşlarını suça teşvik etmediler.

-Memleketin çivisini çıkarmak için değil, bilakis yerinden çıkan çiviyi yerine oturtmak için darbe yaptılar. Herşeyi alt üst edip kaosa hizmet etmek yerine düzenlemek için uğraştılar.

-Kendi toprağını ve insanlarını bombalayanları örtbas etmediler.

-Terör örgütünü meşrulaştırmadılar, onunla göze göz dişe diş mücadele ettiler.

-Dünyada yalnızlaşmak yerine dünya ile bütün kalmaya çalıştılar.

-Komşularla sıfır sorun demediler ama komşulardaki iç savaşlara müdahil olmadılar.

-Zafere zafer, hezimete hezimet dediler, hezimete zafer demediler.

-Askeri darbe dönemlerinde hiç bir yabancı “Ulan Türkiye’nin cari açığını ben kapattım” deme cesaretini bulamadı.

-Darbeci askerler rutin dışına çıksalar da bunu siviller gibi açıktan ve her türlü yasadışılığı teşvik eder şekilde yapmıyorlar, yapmadılar.

Hasılı…

Askeri darbeciler metodları yanlış olsa da birliğe, bütünlüğe, birarada yaşamaya teşvik etmek amacıyla geliyorlar.

Sivli darbeciler ise, bugün şekilde görüldüğü gibi, kutuplaştırmaya, ayrıştırmaya, bölmeye çalışıyorlar.

Tercihiniz…

İllaki bir tercih yapmak zorunda değiliz ama…

Buna mecbur edileceksek, aklama paklama, örtme, saklama, gizleme, temizleme, hukuku çiğneme, hukuksuzluğa kılıf bulma, dini ve dini değerleri sömürme konusunda konusunda darbeci askerler sivillere göre daha az meşrulaştırma araçlarına sahip olduğundan…

Elbette hiçbirini….

İlla da darbecinin yolundan mı gitmek lazım, şu yolun düzü yok mu arkadaş!