Şehir Yabancı, Göz Yabancı

Otobüs Yolculuğu

2014 Yılının yaz sonu, küçük bir kasabadan uzak, eski bir köy de aldığım haber ile büyük bir sevinç yaşadım.

Yaşanılan Sevinç

Bir önce ki yıl üniversite sınavını kazanamamış ve bir yılım bomboş geçmişti. Tekrar 1 yıl bu sınav için hazırlanmak zorunda kaldım. Tempolu, enerji dolu daha bir senenin hakkından gelmiştim. Sınav bittikten sonra puanlar belli oldu ve tercih zamanını merakla beklemeye başladım. İçimde koca bir yıl hep acaba ile yaşadım. Evet, aklımda her dakika acaba vardı. Acaba kazanabilecek miydim sınavı, sınavı kazandıktan sonra acaba tercihlerde istediğim üniversite olacak mıydı? Ya da kazandığım şehrin, yaşam tarzına, kültürüne alışabilecek miydim?

Günler geçmeye başladıkça, içimde her zamankinden daha fazla bir korku ve heyecan vardı. Ev de koltuğun üzerine oturmuş düşüncelere dalarken, radyodan aniden bir ses yükseldi. Üniversite tercihleri belli oldu diye. İlk işim telefona sarılmak oldu. İnternet’i açıp sayfama giresiye kadar bütün kemiklerim heyecandan titriyordu. Evet, o an kendi kendime gülüp yumruğumu sıktım. Sebebi çok basitti, koca bir sene üniversite sınavına çalışmıştım ve başarılı olmuştum. Hem de Trabzon’da bulunan Karadeniz Teknik Üniversitesini. İstediğim üniversite olmasında dolayı; Sevinç, heyecan her şey güzeldi. Lakin o an aklıma bir korku düştü.

Çocukluktan beri o küçük kasabadan uzağa gitmeyen ben, gençliğimin belki de en iyi yıllarını yaşayacak olduğum şehir olan Trabzon'a gidecektim. Yol uzaktı ama uzak olan hayallerim kadar değildi. Bu saatten sonra artık ne yapılması gerekiyordu, sırada ne vardı bilmiyordum. Köyüm ile vedalaşmak zor olacaktı. Öncelikle arkadaşlarımla vedalaşmak istedim çünkü çocukluğumdan beri yanımda hep onlar vardı. İyisiyle, kötüsüyle onlarla çok güzel zamanlar geçirmiştik. Yakın çevrem ile vedalaşma faslını bitirdikten sonra, Sırada en zor vedalaşma ailem ile oldu.

Bavulumu toplayıp otobüsüme bindim. O hayal ettiğim üniversite, Karadeniz Teknik Üniversitesi idi. Tercih zamanında internetten fotoğraflarına bakmıştım. Masmavi denizin, dibinde koskoca bir okuldu. İlçemden ayrılıyordum, o küçük sıcak insanların yanından da. Farklı şehirler görme imkanı yakaladım. Otobüs hızla beni uzaklaştırıyordu. Önce Afyon, sonra Ankara, Çorum, Kırıkkale, Samsun, Ordu, Giresun derken Trabzon tabelasını görmüştüm. Daha önce yerlerini sadece haritadan görme fırsatı bulduğum, şehirleri otobüs ile izleye izleye geçmiştim.

Bir önceki yıl benimle birlikte üniversiteyi kazanamayan arkadaşım, o yıl o da aynı şehirde bulunan aynı üniversiteyi kazanmıştı. Benden önce gittiği için beni otogardan karşılayacaktı. Trabzon'a gelmiştik ve ben 18 saat süren yol boyunca gözlerimi hiç kapamamıştım. Otogarda duran otobüsümüz, tüm yolcuları indirmeye başladı. Ben ise ayağımı kaldırıp aşağıya inesim yoktu. Ama arkadaşım çoktan gelmiş beni bekliyordu. Onunla özlem giderdikten sonra ilk işimiz kayıt yaptırmaktı. Üniversite’de kaydımızı yaptırdıktan sonra bir uykuyu hakkettiğimi düşünüyordum. O kadar yol aç ve uykusuzdum.

Trabzon Şehri

İkimizin de karnı aç ve yemek yemeliydik. Bulduğumuz ilk lokantada birer akçaabat köfte yiyelim dedik. Eee Trabzon’a gelmiştik artık buraya özgün şeyler yiyip alışmalıydık. Ama yapamadım. Çünkü yemeğin içinde zeytinyağı yoktu. O muhteşem doğallık kokan, içimize çektiğimiz de yemek borusunu açan ve sade ekmekle banıp yediğimiz o muhteşem lezzet artık yoktu. O an anladım, bu şehirde önce alışmam gerekenin yemeklerin olduğunu.

Arkadaşımdan ayrılma zamanı geldi, uzak değildi gideceği yer ama bölümlerimiz farklı olduğu için bir arada çok olamayacaktık. 4 yıl boyunca kalacak olduğum yurdumun kaydını yaptırmaya gitmek için yola çıktım fakat yol bilmem iz bilmem. Arkadaşımın da kendi işleri vardı ve benimle sürekli ilgilenemezdi. Yoldan bir dolmuş durdurdum.

Dolmuşa bindim. Kimseyi tanımadığım için sanki herkes bana bakıyormuş gibi geliyordu. Aniden ses yükseldi, yeni binen nereye diye. Yurdum Akçaabat taydı. Ama nasıl gideceğimi bilmediğim için şoföre sorma gereği duydum.

-Akçaabat’a gitmek istiyorum abi ama nasıl gideceğimi bilmiyorum, buranın yabancısıyım.

Herkes bir anda tüm dikkatlerini bana verdi. Yabancı olduğumu söylemiştim yani onlardan biri değildim.

-Tamam kardeşim, sikinti yok, ben zaten senin ineceğin yerden geçiyorum.

Teşekkür ederim.

Yanımda oturan teyze daha fazla dayanamadı. Benimle konuşmayı tercih etti yada canı sıkılmıştı.

-Nabaysın burda.

-Okumaya geldim teyze.

-Nerelisun.

-Manisalıyım, orada geliyorum.

-İşin zordur, ailenden uzaksun.

-Evet 4 sene buradayım alışmaya çalışacam.

İlk defa Trabzonlu biriyle konuştum. Konuşma şekli çok güzeldi çok doğal konuştu. Karadeniz şivesiyle ilk burada tanışmış oldum bende. Şoför bağırdı inecek olduğun yer burası diye. İlçe gibi bir yerde indim ama güzeldi benim ilçeme benziyordu.

Yurt ve okul birbirine çok yakındı. Kayıt için yurda geldim. Kayıt sorumlusu olan memur, konuşken birine benziyordu.

-Hoş geldin oğlum, nereden geliyorsun, diye sordu.

-Manisa’dan memur bey

-Ooo Ege’den he

-Evet

-Burayı sevdin mi, buranın gezecek yeri çoktur.

-Zamanın olmadı daha yeni geldim. Fakat 4 sene buradayım

-Hayırlı olsun bakalım, burayı çok seveceksin. İmkanın olduğu kadar gezmeye çalış.

Yurda kaydımı yaptırdıktan sonra 4 sene boyunca yaşayacak olduğum şehre gezmeye başlayacaktım. Benim için artık memleket burası oldu. Yemeklere, insanlara kısaca Karadeniz kültürüne artık alışmak durumundaydım. Zor olur muydu? Evet oldu ama alıştım. 3 senedir de Trabzonlular gibiyim. Ege şivesi kullanırken Karadeniz şivesi kullanır oldum, yemekleri çok lezzetli ve ben zeytinyağsız yemek yiyebiliyorum. En önemlisi ise artık bende Şampiyon Trabzonspor diyorum. Zaman herşeyin ilacıdır diye boşuna denmemiş. Kendini en başta yabancı olarak gördüğünüz yerde zaman ile kurtulma şansı yakalayıp oranın yerlisi oluveriyorsunuz.

Show your support

Clapping shows how much you appreciated Nevzat Balkan’s story.