Neden ben?

Otobüsteyim.

En önde.

Bir genç bindi.

Kafasındaki şapkayı yüzünü saklayacak şekilde iyice aşağı çekmiş.

Niye ki acaba?

Ahhh!

Yüzü yanmış. Evet evet, yüzü yanmış.

Kim olduğunu teşhis etmekte zorlanacağımız kadar yanmış yüzü.

Ne hissetmeliyim?

Acıma? Merhamet? Empati?

‘’Ohhh, iyi ki o ben değilim; iyi ki benim başıma gelmedi böyle bir felaket’’ ?

Sahi neden benim başıma gelmedi?

Ben Allah’ın sevgili kulu muyum?

Velev ki öyleyim.

Sevdiği kullarının başına daha büyük imtihanlar açmıyor mu?

Peki neden başıma en ufak bir sıkıntı geldiğinde isyan ediyorum?

‘’Allah’ım, neden ben? Neden şimdi? Neden bu kadar zor?’’

Neden ben olmayayım ki? Allah bana bu hususta bir söz mü vermişti?

Eyvah!!

İsmailoğulları neden İsrailoğulları’nın hatasına düşüyordu ki?

Gerçi Kuran-ı Kerim’in çok ciddi bir kısmı İsrailoğulları’nın başından geçenleri anlatmıyor muydu?

Acaba yüce Yaradan Muhammed ümmetini de aynı imtihanlarla sınayacağı için miydi?

Ne demişti onlar: ‘’…Ateş, bize sayılı günler (atalarımızın buzağıya taptığı kırk gün) dışında asla dokunmayacak’’ *

Eyvah!

Dünyadaki imtihanlara da böyle yaklaşmıyor muydum?

‘’Ateş bana dokunmayacak! O gencin yüzü yanmış; ama benim yanmayacak!!*

Ya dokunursa?

İsyan!

Halbuki Yüce Allah İsrailoğulları’na ne demişti:

‘’Allah’tan (bu hususta) bir söz mü aldınız?’’ *

Vallahi almadılar. Vallahi ben de almadım.

Peki niye başıma gelen her musibette sanki Allah’tan bu hususta bir söz almış gibi isyanın pençesine düşüyorum?

Kalbim İsrailoğulları’nın kalbine mi benzedi?

Eyvah!!

Hayır hayır! Vallahi hiçbirimiz bu hususta Allah’tan söz almadık!

Bilakis! O bize şunun sözünü verdi:

‘’And olsun ki sizi hem biraz korku ve açlıkla hem de mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle imtihan edeceğiz.’’ **

Durun, üzülmeyin hemen!

‘’Sabredenlere (lütuf ve ihsanımı) müjdele! Öyle ki onlar, kendilerine bir bela geldiği zaman ancak: “Biz şüphesiz (her şeyimizle) Allah’a aitiz ve (sonunda) yine O’na döneceğiz.” derler.**

İşte Rablerinin mağfiret ve rahmeti, o (teslimiyette buluna)nların üzerinedir; işte doğru yolu bulanlar da ancak onlardır.’’ ***

*Bakara 80
**Bakara 155–156
***Bakara 157
 — — — — — — — — — — — — — — — — — — — — — — — — — — — — — -

Zihnim yüzü yanan genci unutmaya yüz tutmuştu.

Sonra bir gün bu abimizi gördüm.

Sol bacağı kesilmiş ve yerine protez takılmıştı.

Yine bir ‘’ahhhh’’ ettim. Kendimi onun yerine koydum herhalde.

Kendi ayağımın sağ salim yerinde olmasına bin şükür ederken, böyle bir imtihanla karşı karşıya kalsam nice isyanlara gark olacağımı bilmenin mahcubiyeti de sarmıştı dört bir yanımı.

Hayatı ne kadar da zordu acaba bu abimizin?

Herkesin bakışlarının normalde sol bacağının bulunması gereken yere odaklanması bile kim bilir nasıl bir ızdıraptı?

Sonra bir anda ilginç bir şey dikkatimi çekti:

Abimiz hiç bir şey hissetmediği protez sol ayağına da sağ ayağındaki çorabın eşini giymişti.

Allah Allah, niye ki?

Ayağı üşümezdi ki?

Sonra yüzü yanan genci hatırladım ve kafama dank etti.

Evet o da -her ne kadar şapkasıyla yüzünü saklamaya çalışıyorduysa da- hayatına devam ediyordu işte; otobüse bindi, akbilini bastı, yerine oturdu. O da her insan oğlu gibi adedi belli olan nefeslerinin geri kalanını tüketirken imtihanını yaşamaya devam ediyordu işte.

Bu abimiz de niye o çorabı giymesindi ki?

Evet, sol bacağı yoktu.

Ama hayat devam ediyordu işte. Sağ taraftakinin eşi olan uyumlu çorabı sol tarafına giymişti. Ayağı yoktu ama protezi vardı çok şükür.

Mayına basıp 1 veya 2 bacağını birden kaybeden Kandahar’lı çocukların protezi de yoktu mesela.

Unutmayın!

Bu hayatta her şey biz Ademoğulları için…

— — — — — — — — — — — — — — — — — — — — — — — — — —

Kendisini hiç iyi ağırlayamasak da her sene 11 gün erken gelerek gönlümüzü sürurla dolduran mübarek Ramazan-ı Şerif hepimize hayırlar, güzellikler getirsin inşallah.

Amin..

Like what you read? Give Ömer Faruk Koç a round of applause.

From a quick cheer to a standing ovation, clap to show how much you enjoyed this story.