Herkes Doğru, Herşey Yanlış

Zor zamanlardan geçiyoruz. Herkesin ve her kesimin farklı bir görüşü ve yorumu var olanlarla ilgili. Enteresan olanı farklı yorumların hepsinin az ya da çok bir doğruluk payının olması ama hiç birinin tam doğru olmaması. Aslında bu her zaman böyleydi. Çünkü hayat kesin doğrulardan değil, öznel tecrübelerden oluşuyor.

Güneşin varlığını ancak dünyanın dışına çıktığımızda kavrayabiliyoruz. Sadece bulunduğumuz yerden baktığımızda ise güneşi, varlığı ışık veren, yokluğu karanlığa sevkeden garip yuvarlak bir nesne olarak tanımlayabiliriz. Ekvatora yakın bölgelerde yaşayanlar güneşin çok bunaltıcı olduğunu ve yaz kış acımadan ısı verdiğini söyleyebilir. Kuzeyde yaşayanlar ise güneşin çok cimri, ışığının ise çok yetersiz olduğunu ve kendilerinin çoğunlukla karanlıkta yaşamak zorunda kaldığını anlatabilirler.

Bu tecrübelerin hepsi doğru ama bunların hiç biri güneşin bir yıldız olduğunu, dünyanın güneş etrafında döndüğünü, dünya gibi güneş sisteminde başka gezegenlerin olduğunu, bu gezegenlerin de etrafında dönen uyduların, göktaşlarının olduğunu ve hatta başka güneş sistemleri ve çok daha fazlasının olduğunu anlatmıyor. Bunları anlamak için önce merak etmek, baştan hiç bir kabulde bulunmamak ya da kabulde bulunduğumuz konuları teste tabi tutmak, sonra gözlem ve deney yolu ile önce dünyanın farklı bölgelerinde güneşin etkisini anlamak, sonra da dünyanın dışına çıkıp keşif yapmak, araştırmak, incelemek, kısacası öğrenmeye çalışmak gerekiyor. Öğrendiğimizi ve bildiğimizi sandığımız noktada ise doğru bildiklerimizi sorgulamak ve yeniden keşfetmek gerekiyor.

İnsanlığı ve bizi geliştiren tek yol bu. Aynı zamanda bizi birleştiren de bu. Öte yandan inançlar ve ön kabuller dünyaya farklı bir gözle bakmamıza sebep oluyor. Bir çok bilimsel çalışmada da gösterildiği gibi bir çok kişi basında ve sosyal medyada gördüğü içeriklere kendi inanışlarını doğrulamak için bakıyor ve kendi hayat görüşüne uygun olmayanları elimine ediyor. (Medyanın kişiler üzerindeki bu doğrulayıcı rolü konusunda daha fazla bilgi sahibi olmak isteyenlere 1987 yılında Iyengar ve ve Kinder tarafından yazılmış “News That Matters” isimli kitabı öneririm.) Bu yüzden her kesim kendi takipçilerine hitap etmek için kendi kanallarını açıyor ve haberleri onların duymak isteyeceği şekilde veriyor. Amaç doğru ve tarafsız haber iletmek değil tam tersine yanlı ve taraflı haberleri takipçilere iletmek. Çünkü aynı görüşü savunan taraftarlar bunu duymak istiyorlar.

Ancak bu tip bir yaklaşımın bir arada yaşama mecburiyetinde olan insanların arasını açacağı, kutuplaşmayı artıracağı ve diyaloğu azaltacağı aşikardır. İşte tam bu noktada herkesi doğru bildiklerini sorgulamaya ve kendilerine gelen haberleri iyice araştırıp doğruluğunu teyit etmeye davet ediyorum. Bu sadece basın organları ile sınırlı bir çağrı değil. Günümüzde hepimiz kendi bireysel iletişim ve haber kanallarımız ile yayın yapıyoruz. Gördüğümüz her haberi sadece inançlarımız ve dünya görüşümüz ile örtüştüğü için kabul etmeyelim. Bazen basit bir Google araması, bazen de basit bir mantık yürütme sayesinde aklıselim ile hareket etmek ve birleştirici olmak mümkün.

Haklı olmayı herkes çok sever. Ancak başta da dediğim gibi herşey yanlış olduktan sonra hepimiz haklı olsak ne yazar?

Şikayet edelim, eleştirelim, ama doğruyu, güzeli beraber ortaya koyalım. Kalpleri yoranlardan değil onaranlardan olalım. Bugün gelecek için korku ve endişe duyabiliriz. Yanıbaşımızdaki kişiden veya sokakta karşılaştığımız kişiden şüphe edip nefret duyabiliriz. Ama umudumuzu kaybetmeyelim. Kötü şeyleri değil güzellikleri paylaşalım. Bizden farklı olanları tanıyalım, anlamaya çalışalım. Bunu yaptığımız bir dünyanın şu andakinden daha iyi olacağına eminim. Umudumuzu da kaybedersek ne kalır ki geriye?

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.