Doğayı Bilmezler

02:43 14.05.2017 — Yağmur çiseliyor ve şimşekler çakıyor. Birazdan sağanak yağmur yağması muhtemel.

Her zaman sorgulayan bir adam değildim, aslında başlarda gayet sıradan ve olağan şeyleri düşünürdüm. Yine de yazdıklarım hep karamsar olurdu. İçimde bir yerlerde ters giden şeylere hep isyanım vardı, bunu, anormali sanıp bastırırdım hislerimi, düşüncelerimi.

Aslında tüm bu olan bitenle dünyanın alakası var. Hep daha iyi bir yer olabileceğini hayal ederken, kimse dokunmasa zaten öyle bir yer olacaktı diyorum sonra.

Kötü bir yazar ve kötü bir şairim. O yüzden belki de tam olarak anlatmak istediklerimi anlatamıyorum. Bu yönüm gelişmemiş olabilir. Keşke sizde şu an yağmurun kokusunu ve sesini duyabilseydiniz. Belki o zaman daha derine işlerdi söylediklerim. Doğanın bizlere hediyesi olan bu damlalara herkes inansaydı keşke.

Bu saçma girişten sonra eleştirel olarak şu doğayı bilmezlerden bahsedeyim.

  • İnsanların yaratılış maddelerinden olan topraktan yaratıldığına inanıyorum. Hala topraktan yaratılıyorlar, her an… yedikleri yiyecekleri tüm kaynak topraktan geliyor.
  • İnsanların yaratılış maddelerinden olan sudan yaratıldığına inanıyorum. Hala su’dan yaratılıyorlar, her an… içtikleri tüm kaynak sudan var oluyor. İçtikleri her türlü maddenin içinde su var…

Her türlü damak tadına ait şeyleri doğadan temin ediyorlar. Örneğin çilek, ne kadar esrarengiz bir meyve, üzerinde puantiyeleri var ve cırtlak kırmızı. Kokusu yok, ısırdıktan sonra mayhoş bir tat veriyor.

Kim çilek sevmez ki? Kim çilek yemek istemez ki?

Aslında bu yazıda ‘İnsan nasıl olur da kendini merak etmez.’ diye okkalı bir soru sorardım da yine anlamazlardı. Zaten yazdıklarım da yine doğaya değer verenler tarafından okunacak. Çünkü doğaya zarar veren adamın okumayla, yazmayla işi olmaz. Yine de insanın içini dökesi gelir ya, anlatıyorum öyle.

Bu sözde insancıklar kendisinden bile yoksunlar. Onlara hakaret edip daha fazla uzaklaştırmak istemezdim ama kendimi tutamıyorum. Çünkü bilgiden yoksunlar.

Bilgi eşittir davranış biçimi demektir.

Davranış biçimi eşittir saygı demektir. Kendisine saygı duymayanlar ve kendisine saygı duyulmaması umurunda olmayanlar doğaya nasıl saygı duyabilirler ki? Yazık, tek kelimeyle yazık… Hiç mi düşünmüyorlar?

Şimdi olan bitenden bahsedeyim.

Gereksiz yere bir sürü ihtiyaç fazlası şey stoklarız. Öyle stok delisiyiz ki aklım almıyor.

Kimsenin paraya ihtiyacı olmazdı para icat edilmeseydi. Sırf şu bir taraflarından uydurdukları kağıtları kazanabilmek için sanayileştiler, sanayide devleştiler. Çünkü biliyorlardı, insanlar gereksiz de olsa ‘Maymun iştahlıdır, işlerine yaramayan şeyleri bile alırlar.’ Ve doğayı kirletmekte kazandıkları para kadar haklılardır kendilerince.

Doğayı bilmezler üretir, doğayı bilmezler tüketir.

Doğa ise her defasında nasıl bir annenin şefkatiyle sarılır onlara bilmezler. Elma ağacı olmasaydı, elmayı kim üretebilirdi? Peki Kivi olmasaydı kim tahmin bile edebilirdi o tadı?

Ağaçlarından sığınacak evler yaparlar, madenlerinden ısınırlar, arabalarıyla bir yerlere giderler, kumaş üretirler, giyinirler ve kuşanırlar.

Üreticiler, sanki yoktan var etmişler gibi böbürlenirken, tüketiciler sanki kendileri icat etmişler gibi kibirlenirler. Doğa olmasa kıçları-başları açık kalır da fark etmezler.

Türk insanına özgü olmasa da maalesef ülkemizde fazlaca doğayı bilmeyen insan mevcut. Pikniğe gider, yer, içer, dağıtır ve gider, ardında kalanı toplamaz. Gezintiye çıkar, tarihi kalıntıları gezer, sırf bir kaç selfie çekinmek için onca zahmete girip gider, sanki gerçekten önemsiyormuş gibi tarihi ya da kalıntıları ve giderken kendisinden arda kalanları toplamaz, o da bırakır ardında kalıntı. Pet şişelerini atarlar…

Bunun tek bir açıklaması var; Doğa şimdilik sessiz, bir şey demiyor, diyemiyor, konuşamıyor, o yüzden insanlar şu güzelim dünyayı kirletmeyi kendine marifet bilip hakkı sanıyor.

Bilinçsizlerle aynı dünyayı paylaşmaktansa, nefes almamayı tercih ederim de gidecek yerim yok işte. Umarım bilgi, akıllarına okkalı bir şekilde girer de doğanın kıymetini bilirler. Bu şekilde devam ederse sonuçları kendi çocukları için, kendi türleri için vahim olacak. Üstelik sadece kendi türleri için de değil, başka türleri de yok ediyorlar, haberleri yok. Bu bildiğiniz soykırım demek. Doğayı kirletmek, insan güruhlarına atılmış atom bombalarından farksızdır.

Bu doğayı kirleten insanlar, aslında bilinçsizce kirleten insanlar, kalkıp da atom bombası atmazlar ama bilmediklerinden atom bombası etkisi yaratırlar.

Keşke bilselerdi, ama Doğayı bilmezler.

Oğuzhan Deniz * Doğayı Bilmezler