anlat anlat güzel oluyor #2

sürünerek kalabalığın ayakları arasından bir köşeye gizlenmeyi başardı. her ne kadar saklansa da bu kalabalık arasında göze çarpmaması mümkün değildi.

daha geçen gün, denizi yarması ve suyu şaraba çevirmesine rağmen bazı insanlar onun peygember olduğuna inanmıyordu. diğer bütün insanlar esmer tenliyken kendisinin sarışın ve mavi gözlü oluşu bile kimseyi ikna etmişe benzemiyordu.

kabalıktaki bazı kişiler yeni din konusuna o kadar da soğuk bakmıyordu. tanrı ile ilk kontratlarına sadık kalamamışlar ve her şeye yeniden başlayabilecekleri yeni bir anlaşmaya sıcak bakıyorlardı. kalabalığın bir kısmı tanrı’nın daha önce kendilerini kazıkladığını ve yeni bir anlaşma istiyorsa daha makul şartlarda gelmesini istiyordu. en son ve en kabalık grup tanrı’nın elçisinin öldürüp, tanrı’ya bir ders vermek istiyordu. ama nasıl öldüreceklerine karar vermediler. sonunda aralarından bir dahi çıkıp adamı çarmıha germeyi önerdi. bu fikri önce kimse ciddiye almadı. firavunlar döneminden sonra insan hakları evrensel kanunu kabul edilmişti. o günden beri kimseye işkence yapılmamıştı. kanunun ilk ve tek maddesi şuydu.

“her insan eşittir, ancak birileri bazen daha eşit olabilir. bu sen de olabilirsin.”

tek bir madde herkese yeteri gelmişti. bu madde 2 yüzyıl boyunca bütün sorunların çözümü olmuştu. herkesin eşit olabildiği bir dünyada bir anda başka bir sorun kalmamıştı. aslında ilk kanun şu şekildeydi; “her insan eşittir.” 20. yılın sonunda her insanın, farklı koşullar altında eşit olamayacağı anlaşıldı. ve kanuna yeni bir madde eklemek yerine, ilk maddenin için bunu yerleştirmeyi daha uygun gördüler. ikinci bir maddenin ilk madde ile çelişebileceği durumlar yaratmasından korktular. hem tek bir konu da mutabık kalmanın daha kolay olacağı düşündüler.

Like what you read? Give bir yerde a round of applause.

From a quick cheer to a standing ovation, clap to show how much you enjoyed this story.