Losing Your Control

Hi everyone. Today we are gonna talk about my personality and i’ll give some advice about something, everything.

Everytime, some people, purple..

Mor bir sabah kadar, eflatun bir gökyüzü, kızıl bir ufuk, kavisli bulutlar. Acaba diyorum, ulan belkide. Ya peki söylenmeyenler. Olduramadıklarımız, oldu deyip kaybettiklerimiz. Pirinç tanelerinin arasında kaybolmuş taş parçaları. Size kendinizi değersiz hissettirenler. Bundan ne çıkarınız var. Tek tek her birinizi..

Fırından yeni çıkmış sütlacın üstüne ekilen tarçın. Birbirinden farkı olmayan biblolar gibiyiz. Kaybolmak bu, zamanın ve insanların arasında. Göze batmadığın sürece görünmez olmak. Sağa, sola dön. Yürüyüş kadar sayılacak, say. Avazın çıktığı kadar bağır. Makbul olan bu. Normalde sesini yükseltme diye şikayet ederlerdi, ne oldu bu insanlara. Herkes iyi niyet timsali, biri burnumda kalmış sümük parçasını mı gösterdi. Hem de beni hiç tanımıyorken. Bu işte bir yanlışlık var. Ya da doğru olan hangisi? Hangisi biziz. Birbirimize mahkum olmanın getirdiği bir şey mi bu? Yoksa bir gün biteceğini bilmenin getirdiği yapay rahatlık mı?

Bir tek o geliyor aklıma. O da olmasa hiç bir derdim olmayacak demek ki. Ya da belkide hiç bir şeyi dert etmediğim için ona takıldım kaldım. Öyle ya, bir denklemin denklem olabilmesi için sabit bir nokta gerekiyor. Avagadro sayısı, pi sayısı, ışık hızı… Yeni bir teori üretene kadar sabitim sensin. Sana bunu anlatamam, anlatsam da inanmazsın zaten. Hatta beni o kadar dinler misin? Çünkü benden çok kalmadı artık. Her şey sanal gerçeklikte tükenmeye mecbur. Ben ise kendi doğrularımla yaşamaya alışık.

Çok güzelsin mesela, hem de kibar, fazlaca iyi niyetli, belli ki biraz da zeki. Yalan mesela. Gereksiz olduğunu düşünüyorsun ben gibi. Sonra bu kadar dürüst olmasa mıydım diye pişman oluyorsun. Ben hiç pişman değilim aslında. Uzun uzun anlatıyorum. Belli ki okumuyorsun. Aslında kimse okumuyor ama ben yazıyorum. Belki biri anlar diye.