TALUT, CALUT, DAVUT KISSASI ve GÜNÜMÜZ

Hayat bir devri daim ve belli periyotlarla tekrarda..

Kuran ve diğer Kutsal Kitaplarda da eski yaşanmış kıssalar örnek gösterilerek halihazırdaki zamana ve geleceğe ışık tutulmuş, bazı yaşanmışların tekrarına ima yapılmıştır.

Talut, Calut, Davut kıssası da bu meyanda…

Bu kıssanın günümüze bakan en dikkat çekici yorumlardan birisini Mehmet Ali Bulut yapmıştı…

YILLAR ÖNCESİNDEN İŞARETLER..

2008'’lerde, Anayasa Referandumu arefesinde (hükümete yakın) bir haber sitesindeki yazı dizisinde Sayın Bulut çok orijinal tespitlerde bulunmuştu.

Özetleyecek olursak;

Câlut günümüzde Ergenekonculara;

Tâlut, Tayyip Erdoğan’a;

Davud da Hizmet Hareketi’ne işaret ediyor.

Tâlut, ordusu ile bir nehirden geçerken imtihan olmuştu. Oradan bir avuç su içip geçeceklerdi, uyarmasına rağmen çok su içenler şişip kaldıkları için nehri geçememişlerdi.

Geçenlerle Tâlut, Câlut’un ordusu ile savaştı. Câlut’u, Tâlut’un ordusundaki genç Davud öldürdü… Zaferi Tâlut kazanmış oldu ama, problemi çözen Davud idi…

Aslında ta başta bazıları Tâlut’un başa geçmesine karşı idi ama mukaddes sandık gelip önlerine konulunca kabul etmek zorunda kalmışlardı.

M. A. Bulut, Kur’an’da anlatılan bu sandığın, seçim sandığına işaret ettiğini söyleterek, Tâlut ve Davud birlikteliğinin devam etmesi gerektiğini, ayrılırlarsa büyük bir güç kaybı olacağını vurgulamıştı.

Kur’an’da geçen kısmı, Tevrat’tan bulduğu bazı detaylarla yorumlayan M. A. Bulut;

Tevrat’ta, daha sonra Tâlut’un ayrılıp Câlut taraftarlarından kalanlarla anlaştığını ve hepsinin beraber bu sefer Davud ile savaştıklarını aktarıyor ve ekliyordu:

“Nehirden çok içenler ve şişenlerin ilk defa ayıklanıp geri bırakıldıkları gibi her sandık önümüze konduğunda yine onların ayıklanması gerekir. Eğer ayıklanmazlarsa iş çığırından çıkar.

Ayrıca Davud ile savaşmamak ve Câlut kalıntıları ile asla birleşmemek lazım. Davud ve taraftarlarının da asla siyasete ve dünyaya meyletmemesi lâzım…”

Abdullah Aymaz Bey de bir köşe yazısında bu yazı dizisini irdelerken, sözün bu kısmında şu hatırlatmayı yapıyordu:

“… Zaten onların siyaset diye bir meyil ve arzuları yok. Referandumda oyları ile destek vermeleri Câlut vesayetine bir son vermek için idi.

Son seçimlerdeki destekleri de Câlut taraftarlarının yaptıkları askeri vesayet anayasasını değiştirecek kadar, yani yüzde elli üç üzerinde oy alsınlar ve kolayca anayasayı değiştirsinler diye destek vermişlerdi.”

(M. A. Bulut’un 2008'lerdeki bahse konu yazılarını daha detaylı takip etmek isterseniz sırayla şu linkleri okuyabilirsiniz.

http://www.haber7.com/yazarlar/mehmet-ali-bulut/344728-talut-calut8217u-yener-nitekim-yenmisti link

http://www.haber7.com/yazarlar/mehmet-ali-bulut/598605-referandumdan-sonra-bir-kissanin-analizi link

http://www.haber7.com/yazarlar/mehmet-ali-bulut/755677-ak-parti-chplesebilir-mi link

http://www.haber7.com/yazarlar/mehmet-ali-bulut/1062031-calut-oldu-taluk-ile-davut-ne-lemdeler link )

KURAN’DA KISSANIN GEÇİŞİ..

“Yaş ve kuru ne varsa apaçık..” (En’âm Sûresi, 59) yazılı Kuran’da Tâlût ile Câlût hâdisesi ile ilgili şöyle bahsediliyor:

“Tâlût, ordu ile hareket edince dedi ki: ‘Allah sizi mutlaka bir nehirle imtihân edecek. Kim ondan içerse, benden değildir. Kim de onu tatmazsa, işte o bendendir. Ancak eliyle bir avuç alan başka (bu kadarına ruhsat vardır).’

Derken içlerinden pek azı hariç, hepsi de varır varmaz ondan içtiler. Tâlût ve berâberindeki îmân eden kimseler nehri geçtiklerinde,

‘Bizim bugün, Câlût ile ordusuna karşı duracak gücümüz yok’ dediler. Allah’a kavuşacaklarına inanıp, bilenler ise şu cevabı verdiler:

‘Nice az topluluklar, Allah’ın izniyle nice çok topluluklara galip gelmişlerdir. Allah, sabırlılarla berâberdir.” (Bakara Sûresi,249)

Câlût ve ordusuna karşı savaş meydanına çıktıkları zaman da şöyle dediler:

‘Ey Rabbimiz! Üzerlerimize sabır dök, ayaklarımızı sabit tut ve kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et!” (Bakara Sûresi,250)

“Derken, Allah’ın izniyle onları tamamen bozdular. Davud, Câlût’u öldürdü…” (Bakara Sûresi,251)

İZDÜŞÜMLERİ İLE O TARİHİ ŞAHSİYETLER

Talut: “Uzun Adam” demek.

Calut: “Rejimin bekçisi, koruyucu, sultası”… geniş perspektifte “statüko” demektir. Calut, katılık ve maddiyat anlamına da gelir ve dünyalığı temsil eder.

Davut : Duygusal adam’dır, duygu ve maneviyat insanı demektir ve şahs-i maneviyi, ahireti temsil eden şahıstır.

DAVUT VE AHİRZAMAN TOPLULUĞU

Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri başta olmak üzere, bazı İslam alimleri Hz. Davud ve çevresindeki bir avuç insanı Ahirzamandaki Hz. Mehdi ve arkadaşları ile özdeşleştirmektedirler.. Hz. Davud Ashabı, Bedir Ashabı ve Hz. Mehdi ashabı birbirine parelel anılmış, “Kutsiler” diye tesmiye edilmiş ve övülmüşlerdir…

“Evet, onların başlangıçtaki sayıları Bedir Ashâbı, yanî 313 kişi kadar, Tâlût’la nehri geçenler kadar az, kalpleri uzlaşmış, şehid düşenlerine üzülmeyen, kendilerine katılanlara sevinmeyen” kimselerden oluşmaktadır. (Kitabu’l Burhan s:57)

Bu 3 Kutsi topluluğun temel özellikleri ise:

1- Onlar; Allah yolunda kınayanın kınamasından, dedikodusundan korkmazlar. (İbni Mace.10:259) (Paralel, haşhaşi, sülük.. Artık hangi deni ifadeler kullanılırsa kıllanılsın!)

2- Hz. Ali’nin (ra) belirttiğine göre, bu insanlar hiçbir şeyden korkmaz, hiçbir menfâate de sevinmezler. (Sıdık Han,el-İzâa-s:128) (O devirlerin Tiranlarını en çıldırtan özellikleri de bu olsa gerek!)

3- Azdırlar ama ‘özgül ağırlıkları’ çok fazladır!.. Bedîüzzamân Hazretleri’nin ifâdesi ile,

“Ne kadar da az olsalar, mânen bir ordu kadar kuvvetli ve kıymetli sayılırlar.” (Emirdağ Lâhikası,2006,s:456)

”Nice az topluluk vardır ki, Allah’ın izniyle çok topluluğa galip gelirler.” (Bakara Sûresi,249)

4- Az bir güç ve sermaye ile çok büyük iş çıkarırlar, onlara düşmanlık edenleri alt ederler:

Hz. Davud’un (as) Câlût, gibi azim bir düşmanı bir sapan taşı ile öldürmesi gibi, ahirzamanın kutsileri de;

“Vahy-i semâvî kılıcıyla o müthiş dinsizliğin şahs-ı mânevîsini öldürür” (Mektubat, 2005,s:16)

Ve “Âl-i Beytten Muhammed Mehdî isminde bir zât-ı nûrânî, o Süfyanın şahs-ı mânevîsi olan cereyan-ı münafıkâneyi öldürüp dağıtacaktır” (Mektubat, 2005,s:94)

5- Bu mücadele sürecinde dünya rahatına, rehavetine ve menfaatine kapılanlar olacak ama Davut (as) döneminde olduğu gibi, sağlam çekirdek kadro ile muzafferiyetlere erişilecek:

“Mehdî’nin ordusu zaman zaman darbeler yiyecek, zaman zaman o çetin görevi üstlenememek, rahatlık meyli; can, mal, mevkî korkusu gibi çeşitli sebeplerle kendisinden ayrılanlar olacaktır. Ancak onlar buna aldırmayacak.” (Ramuzü’l-Ehâdîs,s:476)

“Ayrılanlar da, muhalifler de ona zarar veremeyecek. O kendisinden ayrılanlara rağmen muzaffer olarak yoluna devam edecektir.” (Ramüzü’l-Ehâdîs,s:487)

Netice olarak da mücâhede edenlerle sabredenler ortaya çıkarılmış olacaktır. (Âl-i İmran Sûresi,142)

VE SONRASI!..

Tâlût, peygamber olmadığı halde bir peygambere gelen vahiy ile inananlar ordusuna komutan olmuştur. Dikkat çekici olan; peygamber olan Hz. Davud (as), peygamber olmayan bir komutanın komutası altında savaşmış olmasıdır. Yani büyük kötülüğe karşı zamanında ittifak etmişlerdir.

Uzun lider “Talut” statükoyu temsil eden “Calut” ile savaşa tutuştuğunda, şahs-i manevi “Davut”un öldürücü darbesiyle (sapan taşı ile) bu mücadele kazanılmıştı.

Böylesine büyük bir ölüm kalım mücadelesi kazanılmıştır ama olaylar asıl bundan sonra başlamıştır.

Emredildiği halde, dünyalık nimetlerden ve paydan rızkını karşılayacak kadar alması gerekenler, yani Talut ve adamları dünyaya meyilleri artmış olarak dönmüşlerdir o seferden.. Sonrasında da devletin (belediyenin, ordunun, memuriyetin vs) verdiği standart maaşlarla yetinmemişler ve milletten rüşvetler ve komisyonlar almaya başlamışlardır.

Talut da bu menfaat çarkının odağındadır. Bu sistemi de oğlu üzerinden yürüttüğü rivayet olunur.

Hz. Davud ve adamları bu durumdan rahatsızdır, yer yer de bu memnuniyetsizliklerini üst perdeden dillendirmeye başlarlar.

Talut da bu ikazlardan rahatsız olmaktadır. Kendisini ikide bir doğruluğa ve hakkaniyete çağırıp duran maneviyat insanı Davud ve adamlarından kurtulmaya karar verir.

Yenilip de kendisine katılmış olan Calut ordusunun artıklarıyla kirli bir ittifaka girmiştir. Ve bir gün Calut’un eski adamları ve kendisinin komisyon düşkünü adamları ile bir olarak Davut’un adamlarını ülkede parelel ilan edip üzerlerine çullanmıştır.

Hz Davut, az adamı ile kaçıp ‘Amelika’ topluluğuna sığınır. Adamlarının ekser kısmı ise eski yerlerinde kalır ve kendilerini gizlerler, “sırran tenevveret, sırran beyanat” düsturunca hareket ederler, pasif direniş gösterirler.

Amelika’da olsa bile Davut, geride kalan adamlarıyla irtibat halindedir.. Talut’un zulümlerinin zirve yaptığı bir dönemde Hz Davut, Amelika topluluğunun da desteği ile harekete geçer ve Talut’a saldırır.

Ve bu savaştan Davut galip çıkar. Talut’un akibeti hakkında herhangi bir bilgi yok ama değerli fikir adamı Ali Bulaç, uzun adam Talut’un savaş sonunda öldüğünü yazar. Başka görüş ise Talut ve ekibinin ülkeden kaçtığı yönünde..

Ahirzamanda vakti gelince işaretler müşahhaslaşacak ve gün yüzüne çıkacaktır. Ama herkes işine bakmalı, rolünün hakkını vermelidir. Biraz da sabır.. biraz daha sabır!..

Gerisi, Herşeyin Sahibine kalmış!. (24.06.2017)

Ömer Şamil K ( @OmerSamilK )

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.