VASYA’NIN HALLERİ

Kaynak: pexel.com

Yaşar Kemal 1981'de, ‘’Al Gözüm Seyreyle Salih’’ adlı kitabının İngilizce’ye çevrilmesinden bir süre sonra, BBC ‘ye verdiği bir mülakatta eserinin özellikle İngiltere’deki algılanma şeklinden biraz da şikayet edercesine şunları dile getirmişti: ‘’Batı’nın bizi kavraması çok zor; geçtiğimiz merhaleleri bilmiyor. Ben bu yüzden, bir Gogol bir Dostoyevski nasıl oldu da Batı’da anlaşıldı bunu kavrayamıyorum! Kendimi bu ustalarla kıyaslayamam, ama Batı’nın ve özellikle İngiltere’nin kendini üstün tutarak Şark’ ı ötekileştirmesi doğru değil…’’

Yaşar Kemal’in ses tonundan anlayabildiğimiz kadarıyla öfkeli olduğu (her ne kadar umurunda olmadığını söylese de) bu tepkisiyle başlamamızın nedeni, Dostoyevski’nin ‘’Yufka Yürekli’’ hikayesindeki Vasya karakterini işaret fişeği yaparak çıkmak istenilen yoldur. Bunun dışında, Yaşar Kemal’in değindiği Doğu-Batı meselesi, fikriyatımızın asırlar kaldıran meselesidir ki hem öyle birkaç cümleyle geçiştirilebilecek bir konu değildir hem de boyumuzu aşacak derinliklere sahiptir.

Evet; bir Gogol, bir Dostoyevski Batı’da nasıl anlaşıldı, hakikaten anlamak insana zor gelmiyor değil. Tabii ki de edebiyatın sahip olduğu evrensel bazı ölçüler buna yardımcı olmuştur; ama bu ustaların karakterlerinin yaşadığı toplumun geçirdiği evreleri bilmeden, bunlar sadece birer hoş hatıra gibi insanda yer edebilir. Burada soruyu biraz oyun yaparak değiştirelim ve bakalım karşımıza neler çıkıyor: “Bir Gogol ya da Dostoyevski nasıl oldu da Doğu’da anlaşılamadı?’’ Bu soruyu sorduran şey ise, saydığımız ustaların yarattıkları karakterlerle ilgili okuyucu yorumlarına bakınca birçoğunun yukarıda sözünü ettiğimiz evrensel değerlere takılıp kalmasıdır. Öbür taraftan, yerelliğe de bir bu kadar takılanlar var ki hem okuduklarını kaçırıyorlar hem de dünyayı. Okuduğumuzu tahlil ederken yanıldığımız için de toplumsal bir değerler bütünü oluşturmakta zorlanıyoruz diyebiliriz.

Gogol’ün, Dostoyevski’nin yaşamış olduğu toplumsal düzeni ve bu düzenin şekillendirdiği karakterleri Şark’ın daha çok anlaması gerekmez miydi? Evet, belki yerine göre çok koyu Ortodoks olmaları itibariyla ayrılıyor olabilirler, fakat geriye kalan birçok özellikleri nedeniyle benzeştiğimizi kabul etmek zor olmasa gerek. Nasıl veya niye oluyor da, mesela Gogol’ün Palto’sundaki Akakiy Akakiyeviç’in tavırlarına veya Dostoyevski’nin Suç ve Ceza’sındaki Raskolnikov’un tutumuna kendimizi öylesine kaptırıyoruz ki, bu karakterlerin hangi şartlarda meydana geldiğini unutabiliyoruz.

Halbuki Ahmet H. Tanpınar, Cemil Meriç, Orhan Pamuk gibi bugün çokça adı geçen ve kitaplarıyla beraber verilen pozların, kitaplarının satışlarını misliyle geçtiği bu yazarlar; mesela Dostoyevski’den hayranlıkla söz ettikleri halde ve içinde yaşadıkları toplumu yani yereli evrenselle buluşturmada kendilerine önderlik ettiğini itiraf etmelerine rağmen bunun bir karşılığı olmuyor. İşin ironik tarafı, kendi yazarlarımızda da yerele o kadar takılıyoruz ki evrensel değerlerle ölçülmeleri karşısında şaşırıyoruz. Mesela Tanpınar’ın kitapları Penguin Books tarafından çevrilince büyük sevinç yaşadık ama bu kadar yıldır Tanpınar’ı dünyaya duyuramadığımız için çok da üzülmedik. Orhan Pamuk’un edebiyat nobeli almasının altında hep bit yeniği aradık. Batı ise, bu yazarlarımızın karakterlerini belki tam çözemedi ama en azından değer verdi. Batı ile ayrılan bir çok yönümüz olsa da bu konuda biraz farklı da olsa birleştik: Onlar bu karakterlerin nasıl ortaya çıktığını anlayamadı; biz ise kendimizden olan bu karakterleri bildiğimiz halde görmezden geldik.

Yazının başlığındaki Vasya, “Yufka Yürekli’’ adlı bir Dostoyevski hikayesinin karakteri ve bizim bu adamı iyi anlamamız gerekir. Elli sayfalık hikayedeki Vasya’yı, onun yaşadığı hayatı ve hikayenin sonunda düştüğü hali, duygular dışında, bir de toplumsal tahlillerle anlamaya çalışmayan bir okuyucu Suç ve Ceza’yı, Ecinniler’i, Karamazov Kardeşler’i ya da diğer eserleri okuduğu halde vakit değerlendirmek(!) dışında bir sonuç elde edemeyecektir.

Hikayeden/karakterden kısaca bahsetmek eseri anlamsızlaştırma tehlikesi taşıdığı için bunlardan söz etmemeyi tercih ediyoruz ama unutmayınız ki Dostoyevski’nin Vasyası’nı en önce bizim anlamamız gerekiyor. Sıradan bir insan olan, taşıdığı bazı özellikler nedeniyle kimi zaman daha aşağı kimi zaman da yarar sağlayıcı özellikler nedeniyle biraz ayrıcalıklı Vasya, aramızda yıllarca dolaştı. Dolaştı, ama o kadar büyük meselelerimiz vardı ki; onu ya görmedik ya da görmezlikten geldik. Halbuki sıradan insanı, yani Vasyacık’ı anlayamadığımız için büyük meselelerimiz büyüdükçe büyüdü. Halen de büyümeye devam ediyor… Eğer Vasya’nın hallerini anlamakta güçlük çekiyorsak; hem okuduklarımızı hem de kendimizi yeniden gözden geçirmeliyiz demektir.

Yazıyı sonlandırmak gerekiyor. Eh bu da maharet ister; o zaman bu işi maharetli olana bırakarak, ‘’Yufka Yürekli’’den bir alıntıyla son verelim satırları sıralamaya:

“…Ve nihayet, sanki bütün bu dünya, güçlüsünden zayıfına bütün sakinleriyle ve sefil kulübelerden bu dünyadaki güçlülerin zevklerine uygun, altın kaplamalı saraylarına kadar bütün evleriyle, bu alacakaranlık içinde fantastik, büyülü bir diyara, düşler alemine gidiyor, sırası gelen duman olup lacivert göğe karışıyordu. “

Bu yazı ilk olarak 14.04.2016 tarihinde paylaşılmıştır.

Welcome to a place where words matter. On Medium, smart voices and original ideas take center stage - with no ads in sight. Watch
Follow all the topics you care about, and we’ll deliver the best stories for you to your homepage and inbox. Explore
Get unlimited access to the best stories on Medium — and support writers while you’re at it. Just $5/month. Upgrade