Kopyasının kopyasının kopyası

Frankfurt Okulu zamanlarında kültür endüstrisi ve piyasa ekonomisi eleştirilerinde ortaya atılmış güzel bir kavram. Yanılmıyorsam Benjamin söylemişti, “kopyasının kopyasının kopyası.” Bu eleştirilerin temel konularından birisi özgünlüğün yok olmasıdır. Örneğin varolan kültür endüstrisinde üretilen bir sanat yapıtının ya da televizyonda görülen bir fotoğrafın “biricikliğini” yitirdiğini, “aurasını” kaybetmiş olduğunu savunur. Her şeyi belirleyen piyasa ekonomisidir ve bütün üretim bu kurallara göre şekillenir. Her şey birbirinin kopyası olmaya başlar, bu şekilde devam eder. Yani Mona Lisa görselini t-shirtlerde, tabaklarda, bardaklarda bulmaya başlarsınız. Mona Lisa birden bir popüler kültür simgesi olmuştur ve artık kimse onun gerçek değeri ile ilgilenmemektedir. Neyse… Burada tabi bu analizleri yapmak pek bana düşmez, bu işin hakkını veren akademisyenlerden affımı istiyorum.

Fakat bugünlerde iş öyle bir yere geldi ki bunu da söylemeden geçemiyorum: Fikirlerin ve bilgilerin kendisini tekrarlaması, kopyalaması. Reklamcılık sektöründeyim, orada da bu fikirlerin “esinlenmesi” konusu sürekli gündemde ama ben ondan bahsetmiyorum burada.

Bu yazıyı yazmaya karar verme nedenim de son günlerde -gündem olduğu için herhalde- yapay zeka ya da her şeyin interneti gibi çeşitli bloggerlar tarafından yazılan yazılara sıklıkla rast gelmem. Fakat bir kişinin yazısını okuduğumda diğer yazıyı okumama gerek kalmıyor çünkü aynı yazıyı farklı formatta görüyorum. Farklı farklı kişilerden tekrar tekrar şekilde yazılan benzer konular. Yani kopyasının kopyasının kopyası!
Bu güncel bilgilerin tekrarlanıp, biraz farklılaştırılarak yazılması bana koca bir şarlatanlık gibi geliyor.
Bilgi çağında bilgisiz uzman kalmak böyle bir şey olsa gerek. Öğrenme tembelliği göstermek, kısa yoldan “PR” yapmak ya da “uzman” görünmek gülünç bir durum olmaya başladı.
Unutulmaması gereken bugün hala en değerli olan o “biriciğin” bulunması. Biraz alınteri, daha çok merak ve daha çok araştırma ile bu mümkün. Bilgi erişiminin sınırsız olduğu bir evrende birazcık poponuzu kaldırıp etrafa baktığınızda çok ciddi birikimlere ulaşabileceksiniz ve işte o zaman o sunmaya çalışılan bilgi bir değer kazanacak. Siz de o zaman biricik olacaksınız.

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.