Countly: Bir girişim hikayesi — Başlangıç
Merhaba dünya! Ben Onur Alp Soner. Countly kurucu ortağı ve CEO’suyum. Bu blog uzun zamandır aklımda olan ancak iş güç koşuşturması sebebiyle bir türlü başlama fırsatı bulamadığım bir proje. Amacım küresel pazarda iş yapan bir teknoloji girişiminin kuruluşundan bugüne başından geçenleri paylaşarak Türk girişimci ekosistemine bir katkı sağlayabilmek.
Bilmeyenler için; Countly mobil, masaüstü ve web uygulamalarının detaylı kullanım analizini yapmak, hatalarını takip etmek, anlık bildirim göndermek, kullanıcılardan geri bildirim almak gibi uygulamanızın yaşam döngüsü içerisinde ihtiyacınız olacak özellikleri barındıran bir ürün.
Yazılarım çoğunlukla Countly serüveninde öğrendiğim, gözlemlediğim, deneyimlediğim şeyler ile alakalı olacak.

Hikayenin başını anlatmadan öğrenilenlerden ve deneyimlerden bahsetmek olmaz. O yüzden hazırsanız başlayalım Countly nasıl kuruldu…
Hikayenin ilk kısmı: Cesaret. Ülke ortalamasının üzerinde maaşlar ile, riskten uzak, normal hayatlar yaşarken, bir anda bunları bırakabilmek ancak cesaret ile olur çünkü. Ancak, bu hikaye Harvard’ı bıraktı Facebook’u kurdu hikayesi değil, biraz daha farklı, biraz daha Türkiye versiyonu, biraz daha ulaşılabilir diyelim.
Biz bu ürünün ilk sürümü çok iyi oldu, haydi yarın istifa ediyoruz benim garajda buluşuyoruz demedik. Birincisi evlerde garaj yoktu. İkincisi de bizlerde o kadar cesaret yoktu, önümüzü görerek hesaplanmış riskler almak bize daha uygun bir stratejiydi. Bu strateji gayet de güzel işledi, ama tabi hızlı işleyen bir süreç olmadı. İlk ben tam zamanlı işimden istifa ettim ama benim bile bunu yapmam 2011 sonu proje başlangıcından 14 ay sonra, 2013 Nisan’da oldu.
Bir girişimcide olmazsa olmaz özelliklerden biri cesaret. Deli cesareti değil bahsettiğim, sadece adı üzerinde “girişimci” siniz ve sizin adınıza önemli kararları alan birileri artık olmayacak. Bunun için “giriştiniz” zaten, o yüzden hakkını vermek lazım.
Bu da bizi hikayemizin ikinci kısmına getiriyor: Çok çalışmak. Yarı zamanlı olarak Countly ile uğraştığımız bu 14 ayda neler oldu? Oturup Countly kullananların artmasını veya Techcrunch’a çıkmayı mı bekledik, ne yaptık? Bu 14 ayda çok çalıştık. Bu kadar basit. Belki de hiç çalışmadığımız, alışık olmadığımız, ve zararlı olabilecek derecede çok çalıştık.
Akşam işten eve dönüp, sabah 3'e, 4'e kadar. Haftasonları. Tatiller. Çalışabileceğimiz her anı çalışarak geçirdik. Bugün bir zorlukla karşılaştığımda 2013'e bilgisayar başında kod yazarken ve yalnız girdiğim günü düşünürüm. Çünkü o gün, Countly’nin çok çalışmayla, pes etmemeyle, bitmeyen azimle bir yerlere geldiğini herşeyden iyi hatırlatır bana.
Bilmiyorum siz karşılaştınız mı, ama benim beklediğimden fazla kez başıma geldi girişimciliğin rahatlık ve normalden az çalışmayla ilişkilendirilmesi durumu… Bu çocuk şirket kurmuş oturduğu yerden para kazanıyor söylemleri. Daha da kötüsü, normal işine kıyasla rahat edeceğini düşündüğü için girişim şirketi kuran girişimciler. Herhalde bundan daha uzak olamazdı gerçek. Çalışmak her zaman çok önemli elbette, ama bir girişimin ilk yıllarında bu daha da önemli çünkü kaynaklarınız sınırlı ve göstereceğiniz insan üstü çabanın şirketinizin fark yaratabilme ihtimaline katkısı belki de bir daha hiç olmayacağı kadar fazla.
Eğer bir girişimci olmak istiyorsanız kendinizi en az 2 yıllık yoğun bir döneme mental olarak hazırlayın. Eğlenmeyin, kendinizi eve kapatın, dış dünyayla iletişim kurmayın demiyorum. Sadece girişimciliğin bu iki yılı normal bir işte çalışacağınız 5 yıla eşdeğer olacak, öyle olması gerekiyor. Bu size sürpriz olacaksa, sizin beklentiniz sabah 11:00'de başlarım, 18:00'de paydos sonra gelsin köpük partileri ise şaşırmaya hazır olun.
Üçüncü kısım: Global düşünme. Türkiye’deki girişimcilik konusunda gördüğün en temel sıkıntı ne diye sorsanız herhalde ilk söyleyeceğim lokal pazar odağının fazlalığı olur. Genelde bizim küresel pazarda iş yapan girişim kurmaktan anladığımız web sitesini ve ürünü İngilizce yapmak oluyor. Bunlar da önemli ve olmazsa olmaz tabi ama asıl yapılması gereken şirketin kurulduğu andan itibaren düşünce yapısında, DNA’sında küresel iş yapma fikrinin olması ve bunun yapılan her işe ve karara yansıtılabilmesi.
Bugün 50'den fazla ülkede büyük şirketlerle iş yapıyoruz. Bu rakam zamanla arttı ama en başından beri yaptığımız doğru birşey vardı, o da ürünümüzü belirli bir ülke pazarına ve o pazardaki şirketlere göre şekillendirmek yerine belirli dikeylere hitap edecek şekilde geliştirmek oldu.
Örneğin bizim iddiamız tüm uygulama tipleri için seçmeniz gereken ürün Countly’dir, Countly tüm analiz ürünlerinden daha iyidir, Google Analytics’i çıkarın hemen Countly koyun olmadı. Eğer veri sahipliği ve özgürlüğü sizin için önemli ise Countly tam size göre dedik.
Tüm verinin tamamen şirketinize ait olması, ve bu veriye sınırsız ve özgür erişiminiz olması sizin iş akışınıza nasıl bir katkı sağlar?
Yukarıdaki soruya aldığımız cevabın karşıdaki şirkette bir heyecan yarattığı, gerçekten bir probleme çözüm olduğu ve olacağını düşündüğümüz şirketleri ve sektörleri hedefledik. Başta bu finans, sağlık ve bu sektörlerde iş yapan diğer teknoloji şirketleriydi. Birkaç müşteri ile başladık, bu sektörlere sadık kaldık, “veri sahipliği ve özgürlüğü” ilkemize hep sahip çıkarak ürünümüzün özellik kümesini sürekli genişlettik.
Google Analytics’in veya Mixpanel gibi ürün ve şirketlerin yaptığı işi birebir yapmış olsaydık, ciddi bir farklılaşma noktamız olmasaydı değil 5 yıl, 1 yıl bile idare edemezdik, 5–10 müşteride takılıp kalırdık.
Küresel pazar hedeflemekten kastım, hemen New York ve Singapur’da satış ofisi kurmak demek değil anlayacağınız. Şirketinizin, ürününüzün ve sizin bu şekilde ölçeklenebilir olmanız. Şu an belki sadece Türkiye’de iş yapıyorsunuz ya da yapacaksınız ama yaptığınız işi küresel pazara hitap edecek şekilde nasıl yaparsınız, rakipler neler yapıyor, siz ürününüzü nasıl farklılaştırabilirsiniz, farklı pazarlara girmek için ne gibi adımlar atmak gerekecek gibi konuları konuşmak ve planlamak için 5 milyon $ yatırım almayı beklemeyin. Çünkü yatırım almak bir hedef değil, sadece sizi hedeflerinize daha hızlı ulaştıracak bir araç. Bu konuya da ayrı bir yazıda daha detaylı değinmeyi düşünüyorum.
En iyiyi sona bıraktım: Sabır. Çok sabırlı diye bildiğiniz insanları bile zorlayacak derece sabır gerektiren bir iş girişimcilik. Techcrunch okuyup sürekli başarı hikayelerine maruz kalmaktan mıdır bilmem ama genelde beklenti işlerin çok hızlı ilerliyor olması oluyor. “Move fast and break things” diye popüler bir laf da var ama San Francisco şehir sınırları harici çok da geçerli olduğunu sanmıyorum.
İşin aslı her noktada sabretmek, sürekli sabretmek, yavaş ilerlemek ama olabildiğince emin adımlar atmak oluyor. Çok sevdiğiniz, artık sürekli uğraşmak istediğiniz girişiminizde çalışmak için 14 ay beklemek, çok önemli bir sürümünüzü çıkarmak için 6 ay sabırla çalışmak, büyük bir kontratın imzalanması için 5 ay koşuşturmak, şirketteki çalışanlarınıza ve ortaklarınıza karşı sürekli sabırlı davranmak. Sadece ilk kuruluş aşamasında değil tabi, girişimin her aşamasında önemli bir meziyet sabır.
5 yılı aşkın süredir Countly üzerinde çalışıyoruz. Belki bir bu kadar daha çalışacağız, belki başka gelişmeler olacak bilinmez. Diyeceğim şudur ki girişimciliğe yaklaşımınızı San Francisco girişimlerine bakarak belirliyorsanız ordaki hızlı ilerleme ortamını başka yerlerde görmeniz biraz zor. Seedcamp ağı sayesinde farklı ülkelerden çok fazla girişim ve girişimci tanıma fırsatım oldu; ilk 3 senede biryerlere gelen şirket sayısı 2–3'ü geçmez. O yüzden hemen oluversin, hemen yılda 1 milyon $ kazanalım, hemen meşhur olayım, Ferrari’mi alayım yoluma bakayım demeyin. Onlar da olur, ama sıkı çalışın ve sabırlı olun.
Klasik bir hikaye olmadı bu, şu kafede oturduk, o an bir ampul yandı ve dedim ki işte bu şeklinde. Bir teknoloji şirketinin farklı bir açıdan kuruluşunu ve temellerini anlatmaya çalıştım sizlere. Tekrarlanması zor ve duruma veya girişiminize özel olacak şeylerden bahsetmek yerine, geçmeniz gerekecek cesaret, sıkı çalışma, global düşünme ve sabır aşamalarından ve bizim yaklaşımlarımızdan bahsetmek daha anlamlı geldi.
Umarım siz de kendinizden bir parça bulmuşsunuzdur bu hikayede, bir sonrakinde görüşmek üzere.
