İnternette Neden Yeterli Türkçe Kaynak Yok?

Düşündüm, taşındım ve seçenekleri ikiye indirebildim:

1. Yeteri kadar okumuyoruz, araştırmıyoruz, elimizde kaynak gösterebileceğimiz malzeme, anlatacağımız ürün/hizmet yok

2. Paylaşmayı sevmiyoruz (Aslında seviyoruz, ama lüzumsuz şeyleri ve fazla emek harcatmayan şeyleri paylaşıyoruz: Facebook mesajı ya da Youtube videosu gibi)

Bu iki nedeni biraz açıklamak istiyorum.

İlk neden üretim toplumu olmayışımızdan kaynaklanıyor. Sanayimiz yok, teknoloji üretemiyoruz. Dünyada olmayan ya da dünyaya satabileceğimiz ürünümüz bir elin parmaklarını geçmez. Olanı da koruyamıyoruz. Misal, Rakı’yı İngilizler’e, baklavayı Yunanlara kaptırmışız. Rakı da baklava da dışarıda bizden ucuz.

Yıllardır bir bor efsanesi dolanıp duruyor ama bahane hep aynı:

Amerika, boru ürettirmemize imkan vermiyor çünkü Türkiye dünya bor rezervinin %70'ine sahip. Borla çalışan araba da yapıldı ancak dünyada petrol hakimiyetini kaybetmekten korktuğu için ne boru çıkarmamıza ne de borla çalışan arabayı üretmemize izin vermiyor.

Bu masalı bilmeyen Türk yoktur…

Hadi boru bir kenara koyun, güneşten en çok faydalanabilen, rüzgarı dibine kadar sömürebilecekken ne güneş enerjisiyle elektrik üretiyor ya da evlerimizi ısıtıyoruz ne de rüzgardan elektrik üretiyoruz. (Çatalca’ya giderken pek çok rüzgar türbini var ama yeterli mi? Değil.)

Elin adamı Kickstarter üzerinden kağıt kalınlığında güneş enerjisi paneli ( https://www.kickstarter.com/projects/1398120161/solar-paper-the-worlds-thinnest-and-lightest-solar ) projesini pazarlarken biz melül melül bakıyoruz…

Teknoloji üretme konusunda zaten 3. dünya ülkelerinden farksızız. Gururla yerli üretim diye reklamlar yapıp Çin’den Tayvan’dan alınan parçaları birleştirmekle övünüyoruz. Telefon için nazar boncuklu kapak yapınca o ürünü Türk Malı etiketiyle pazarlamaktan gocunmuyoruz.

Şu an kullandığımız teknolojinin tamamına yakını ithal. Tekrarlıyorum: Montajı Türkiye’de yapılan ürün, işlemcisi, hafızası, kamerası vs. vs başka ülkede üretildiği sürece yerli malı değildir.

Sanayi deseniz, üretebildiklerimiz başkalarının da yapabildiği şeyler. Bir dönem tekstilde dünya markasıydık ama sağolsun sektör büyüklerinin aç gözlülüğü bire 100 fiyat politikası sayesinde fason üretim Mısır’a kaymış durumda. Marka ürünlerin de çoğu Türkler’e hitap etmiyor… (800₺ etiketli takım elbise de 350₺ etiketli mayo da sizde kalsın, asgari ücret 1000₺)

Bilim, ilim, sanat derseniz o kulvarda durumumuz daha vahim. 2–3 yılda bir değişen eğitim sistemi, liseden farksız, kampüs mantığından fersah fersah uzak “bina üniversiteleri”nin pire gibi çoğalmasıyla yüksek öğretimin kalitesi her geçen gün daha da düşüyor. Gençler sırf üniversite kazanmış olmak için ailelerinin paralarını bu üniversitelere akıtıyorlar. Mezun olan gençler iyi ihtimalle birşeyler ezberlemiş ama hiç bir şey öğrenmemiş olarak hayata atılıyorlar. O saatten sonra üretim yerine geçim derdiyle boğuşmak zorunda kaldıkları için üreten nesil kavramından her yıl biraz daha uzaklaşıyoruz.

Sportif başarımız Arda Turan’ın Barcelona’ya transferinden ibaret. Futbol harici hemen her branşta doping skandallarımız meşhur. Futbolumuz da zaten şikeli. Ya da değil, emin değilim. Zira şike yapılmış ama sahaya yansımamış. Herhalde futbolcular ve hakemler bowling turnuvasında şike yapmışlar…

Geriye ne kaldı, tarım ve hayvancılık. Onlar da bitti bitecek. Trakya’da pirinç ekmek, Gemlik’te zeytin ağacı dikmek yasak. Giresun’da fındık üretebilirsiniz ancak fiyatını devlet belirler. İşinize gelirse satarsınız. Gelmezse afiyet olsun… (Fındığın büyük kısmını Nutella alıyormuş diye dandik bir söylentiyle avunmak da serbest)

Kısacası üretimde “sıfıra sıfır elde var sıfır” modundayız. Ürettiğimizi ise paylaşmıyoruz: Tanıt(a)mıyoruz, anlat(a)mıyoruz. Bu da internette yeterli kaynak bulamayışımızın ikinci nedeni.

Biri fikrini yazıya döküp paylaştığı zaman biz en kolayını, paylaş butonuna basmayı tercih ediyoruz. Bloglardaki yazıların altında yer alan yorumlara biraz dikkat edin. Büyük bölümü ya eleştiri ya da hakaret. “Sen ne anlarsın”, “sen kimsin ki böyle bir karara vardın”, “benim gibi değil de öyle düşündüğün için şerefsizsin” Örnekler çoğaltılabilir. Bir blog yazarının yazıya ayırdığından fazla zamanı gelen yorumları temizlemeye harcadığını düşünüyorum. Benim düşük ziyaretçi sayısına sahip bloguma bile her gün 1–2 abes yorum geliyor.

Beğendiğimizi sosyal ağlar aracılığıyla tek tıkla paylaşıyoruz. Beğenmediğimize ise üşenmezsek saydırıyoruz. Ama iş üretmeye, birşeyler yazmaya gelince hepimiz (hadi bir kısmı ayırayım; çoğumuz) tırtız.

İnternet ekipler amiri lakabını dibine kadar hakeden Serdar Kuzuloğlu (mserdark.com) 10 aydan uzun süredir Haftanın Özetleri başlığı altında bir hafta boyunca edindiği bilgileri okuyucularıyla paylaşıyor. Kategoriler halinde, o kadar çok özet paylaşıyor ki yazıyı başından sonuna okumak 2–3 saatini alabiliyor. Bunu her hafta düzenli hale getirmek ayrı bir maharet ve planlama işi elbette ama daha önemlisi bir hafta boyunca yüzlerce kaynağı okuyup inceleyip notlar alan birinin varlığı. Bir haftanın özetinin kaç saatte yazıldığını kestirmek kolay değil ama “Amirim” her hafta en az 5–6 saatini özetlemek için harcıyordur. (Aldığı her notu paylaşmadığını, kendi notları arasından da seçimler yaptığını da gözardı etmeyelim)

Peki düzenli olarak bu kadar emek harcayacak kaç kişi tanıyorsunuz? Düzenli blog yazan demiyorum, kayda değer “bilgi paylaşımı”ndan bahsediyorum. Yani okuduğunuzda size birşeyler öğreten bir içerik için kaç kişi zamanından fedakarlık yapar? (Burada ufak bir not ekleyeyim. Serdar Kuzuloğlu’nun özetleri 41. Haftadan itibaren dunyahalleri.com adresine taşındı ve bu siteye Garanti Bankası sponsor oldu. Bu birliktelik İnternet Ekipler Amiri’ni daha da teşvik edecektir:))

Sizin paylaşabileceğiniz ne var? (Mesela bu yazıyı takipçilerinizle paylaşmakla başlayabilirsiniz)

Not: Bu yazı Medium iOS uygulaması kullanılarak iPhone ile yazılmıştır. Zor olmasının yanı sıra yazım hataları olmuştur, kusura bakmayın; yine de paylaşın ;)

--

--

bilişim doktoru, bitcoin ve kripto para danışmanı, yatırımcısı, teknoloji tutkunu bi acayip dünya insanı — https://onurgozupek.com

Love podcasts or audiobooks? Learn on the go with our new app.

Get the Medium app

A button that says 'Download on the App Store', and if clicked it will lead you to the iOS App store
A button that says 'Get it on, Google Play', and if clicked it will lead you to the Google Play store