Yeni bir logo, yeni bir deneyim: Adalet
Adalet Yürüyüşü siyasi açıdan birçok farklı değerlendirmenin konusu oldu. Büyük kitleler harekete geçti, siyasi zemine yeni ve enerjik bir oyuncu geldi: Adalet.

CHP’yi ve Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlık sürecini dikkatli gözlerle izleyenler fark etmiştir; Kılıçdaroğlu’nun siyasetçi olma süreci CHP’nin ideolojik değişimini de beraberinde getirdi, getiriyor. Ancak CHP’deki bu değişim (Baykal dönemini hatırlayarak düşündüğümüzde gerçek bir değişimin yaşandığını söylememek haksızlık olur), Kemal Kılıçdaroğlu’nun dengeciliği kadar hızlı ve kapsayıcı olabildi. Kemal Bey, CHP Genel Başkanı olduğunda parti içi dengeleri gözetmek zorunda kaldı. Kendi kadrolarını yerleştirdi ve eski ekibi oyun dışına çıkarmayı başardı ama gelenle giden arasında ciddi bir fark olmadığı için CHP, Ankara siyasetine mahkum kalmaya devam etti. Bu nedenle de her seçimde CHP ve CHP seçmeni resmen şamar oğlanına döndü. Moralsizlik ve umutsuzluk çöktü. Öte yandan diğer muhalefet partilerinin de sinirini bozuyordu CHP. Muhalefet saflarının en büyüğü olmasına rağmen, ne MHP’deki ne HDP’deki siyasi iddiayı yakalayabildi. Muhaliflerin “zafer” diye adlandırdığı 7 Haziran sonuçlarının iki mimarı MHP ve HDP oylarını yükselten muhalefet partileriyken, yerinde sayan CHP olmuştu.
Fakat 9 Temmuz 2017’den itibaren CHP, “muhalefet saflarının başrol oyuncusu bundan sonra benim” dedi. Oysa son iki yıldaki seçim rallisinde Kemal Kılıçdaroğlu ne söylediyse aslına bu yürüyüş sırasında da aynılarını söyledi. Ama halka geçmeyen aynı talepler, bugün Türkiye’nin özellikle büyük şehirlerinde büyük bir ilgiyle içselleştiriliyor. Peki bu nasıl oldu? İşi iletişim çerçevesinden incelemek isterim.
Değişen, kullanılan iletişim modeli
CHP, 1 Kasım’a kadar Erdoğan’ın kuralları ve Erdoğan’ın en iyi bildiği oyunu oynamaya çalıştı. İyi bir reklam kampanyası yapmaya çalıştı, belirli çevrelerle ittifak arayışlarına girdi, oy kazanmak adına ilkelerini benimsemeyen kişileri aday gösterdi. Ancak bütün bu denemelerin sonu sayısal hezimete dönüştü. Üstelik finansal kaynaklarının büyük bölümü 7 Haziran’da harcandığı için, sonraki seçimlerde daha düşük bütçeli kampanyalar yaparak sesi de düşük frekansta kaldı. Atılacak mermi kalmamış gibiydi. Ancak bir damla bardağı taşırdı ve Kılıçdaroğlu, Erdoğan’ın geleneksel iletişim modellerine karşı tamamen yeni metotlarla, yeni bir kampanya üretti. Bu tür kampanyaların özelliği sıkı bir planlama sürecinin değil, olası senaryoların olmasıdır. Referandum sonrası yaşanması muhtemel onlarca senaryodan biri Enis Berberoğlu’nun tutuklanmasıydı. Normal CHP reflekslerinde sert demeçler verilir, sonra partinin hukukçu vekilleri hapishane kapılarında beklerken, Sözcü ve Odatv dışında hiçbir yerde haber olamazlardı. Erdoğan’ın beklentisi de muhtemelen bu yöndeydi ki; alışıldık tonlamayla, alışıldık ifadelerini yürüyüşe gönderdi. Ama bu defa iletişim çarkı farklı dönüyordu.
Yeni bir logo, yeni bir deneyim
“Yürüyüşte CHP dahil hiçbir partinin bayrağı olmayacak” prensibine sıkı sıkıya bağlanınca, altında yürünmesi gereken bir bayrak ve logo ihtiyacı doğdu. Ülke bayrağı üste çekildi ki yeni logo hemen kirletilmesin. Yeni logo için yeni bir ürüne ihtiyaç vardı, CHP logosu gereken kamuoyu desteğini sağlamayacaktı. Adalet ürünleşti. Hepsinden önemlisi, belki bütün iletişim kampanyalarımızın ortasına yerleştirdiğimiz “ama iyi bir hikayen olacak” cümlesi için harika bir zemin oluştu. Hikaye şuydu: Adaleti kazanmak için Ankara’dan İstanbul’a, yollara düşüyoruz.
Yürüyüşün ilk gününde insanlar deneyimlerini aktarmaya başladılar. Aktarılan deneyimler başka insanların da bu hikayeye katılma isteğini doğurdu. Fear of missingout hikayesi işte, kimse böyle bir deneyimi kaçırmak istemiyordu. Ortada heyecan verici bir hikaye yazılıyordu ve insanlar bunu deneyimlemezse hayatlarında yapmaları gereken bir şeyi yapmadıkları için vicdanlarını yoklamaya başladılar. Yaratılan sinerji, Kemal Kılıçdaroğlu’nu da daha çok heyecanlandırdı. Yürüyüş kararını açıkladığı televizyon programında öfke vardı, yollarda verdiği demeçlerde ise coşku.
Yürüyüş bu deneyim aktarımları sayesinde vicdanlarda yoğun bir meşruiyet kazandı. Örneğin ortalama bir CHP seçmeni ne kadar kararlı bir şekilde oy verse de, başka partiye oy veren birine gönül rahatlığıyla “bak benim partim en üretken, en iyi, en…….” diyerek oy isteyemiyordu. Çoğu CHP seçmeninde olan “bizim kapımız burası, kızsak da buraya vereceğiz” içgörüsü, CHP’nin %25 sabitini çok iyi açıklıyor. Kaçacak bir yer yok, açacak yeni bir alan yok.
Bu yürüyüşün doğasında bulunan eylemlilik hâli, başta HDP olmak üzere tüm sol damarların desteğini kazandı. CHP’nin peşine düşmekte elini korkak alıştıran tüm sol-sosyalist parti ve gruplar, Kılıçdaroğlu’nun koyduğu kapsayıcı kurallar dahilinde Adalet markasına doğru mobilize oldular. CHP onlar için bir seçeneğe dönüştü. CHP’nin bundan sonraki aksiyonları bu kitleyi inandırmak için çok önemli.
CHP parti tabanının yeni motivasyonu ve mobilizasyonu, Akşener kanadını da duyarsız bırakmadı. Hayır bloğunda yer alan ve siyasette kendine yer açmak için şu an hiçbir muhalifle mücadele etmemesi gereken Akşener hareketi de akılcı davranarak Adalet markasını yazılı bir şekilde destekledi.
Yüksek medya payı, güçlü etkileşim
Sonuç: Seçim dönemleri dışında kısıtlı bir kontenjan ve süreyle görüşlerine yer verilen CHP lideri ve CHP’li vekiller her gece CNN Türk, NTV, Habertürk gibi kanallarda görüş ve projelerini hedef kitlelerine aktarma fırsatı buldular. Adalet markası konuştu, konuşturdu, tartıştırdı ve karşısına dikilen eski model argümanları süratle çürüttü.
Şimdi herkes bundan sonra ne olacak diye soruyor. Yanıtı çok basit: Retargeting, yani yeniden hedefleme gerekiyor.
Adaleti yollarda arayan insanlara, başka mecralar üzerinden aynı hikayeyi yeniden anlatmak gerekiyor. Yeni deneyimler yaratarak. Kılıçdaroğlu, Maltepe Mitingi’nde kimin için adalet istediyse o insanların evine, yanına, yöresine gidip birebir ziyaretler gerçekleştirmeli.
Arkasından bir yeniden hedefleme daha… Bir İzmir, bir de Diyarbakır mitingi… Yine Adalet başlığıyla.
Unutulmamalı ki, referandumda hayır oyu veren seçmenlerin %10’una yakını 1 ayda yollarda ve Maltepe’de mobilize oldu. Etkileşim oranı çok yüksek.