O Yazıyı Yazdığım Güne Lanet Olsun

Paylaşmayın yeter.

Güven Avni Coş
Nov 27, 2014 · 4 min read

Ulan amcık ağızlılar, ben mecbur muyum sizin siksikinizi dinlemeye? Babanızın Cumhuriyet’inin yanında iki tane sikik Server Tanilli kitabı okudunuz diye sosyalist mi kesildiniz? “Git tabi gitmek kolay”. Zannedersin babuşka Zapatista’larla yaşamış 3 sene de gelmiş burda gerilla başlatacak, “fakat herkes giderse ben bu kadar kalaşnikofu ne yapacağım” falan diye konuşuyor.

Ne biliyorsunuz ulan siz gitmekle ilgili? Siz ne biliyorsunuz da konuşuyorsunuz? Ne zaman gitmişim ne zaman gelmişim başımdan neler geçmiş de gitmişim ne kadarını duydunuz da konuşuyorsunuz? Hikayemi anlatayım da o zaman bi daha düşünün bakalım:

Çok para verdiler geldim.

Oldu mu? Oldu mu şimdi? Ha bu açıklayıcı oldu mu amına kodumun ırgatları. Kendimi savunacağım ha size?

Sen kal. İstanbul depreminde de enkaz arar, karısına tecavüz eden adamı çıkartır, “bir hayat kurtardım ☹” diye otuzbir çekersin ne kadar muhteşem bir insan olduğunu düşünürken.

Kalıp mücadele etmek ne demek ya? Nedir abi sizin mücadeleden anladığınız? Ne yapıyorsunuz mesela bana bi anlatsanıza o ulu mücadelenizi?

Benim mesela mücadelem şu abi: anne baba evinden çıkmasaydım yüzde binbeşyüz ya kendimi ya başkasını öldürecektim. Anasını siktimin Avcılar’ında o zamanlar yıkılacağını bilmediğimiz binaların olmadığı arsalarında top oynayan çocuklara bile katılamıyorduk dövüyorlar diye. Orta sınıfın büyük oğlu, okusun da kurtulsun bu hayattan diye babamın yapmadığı iş kalmadı lan. Okuduk, mühendis olduk, evden kaçtık, kirasıydı şusuydu busuydu derken napacaktık ulan sanat mı yapacaktık devrim mi? Yapamadım sevgili it oğlu it. Hayatının tümünü “hayatta kalmak” eğitimi alarak yaşarsan, nasıl olacak o işler?

Çocukken bir köpeğimiz vardı, adını Bingo koymuştuk. Böyle rasta gibi tüyleri vardı. Wilfred’e benziyordu. O arsalardan birine, atılmış, pis bir banyo küvetini ters çevirip, bir kısa kenarını da taşla vura vura kırıp Bingo’ya ve çocuklarına ev yapmıştık.

Koşturup duruyorduk Bingo’yla. Çok gürültülüydük.

Takım elbiseli bi adam geldi bir gün, “sigigin gidin la piçler” diye kovaladı bizi de Bingo’yu da, bebelerini de. Elinde bir çekiçle gelmişti. Napacağız ulan kocaman adam. “Amca lütfen” dedik. Arsa onun, anamızı babamızı çağırsak onlar ne yapacaklar? O suratını unuttuysam şuracıkta sikiversinler her deliğimden… O orospuçocuğunu şimdi görsem acırsam şerefsizim, dayaktan gebertirim, alamazlar elimden… Dişimi sıkıyorum yazarken.

Neyse, bizi savuşturunca ters küvete çekiçle girişmeye başladı bu. Am..ı…na…ko…dummm..un….köpe…ği… diye diye, her aralıkta indirdikçe indirdi çekici. O zamanlar küvetler PVC değildi. Taş mıydı alçı mıydı neyi, tuz buz oldu. Amca yapma, amca etme yazık bingooo bingoooo diye 7–8 çocuk nasıl ağlıyoruz.

Elime aldım yerden bir taş, o sinirle fırlattım şerefsize. Tutturamadım. “Lan höyt!” diye kovalamağa başladı yine. Hepimiz evimize, Bingo dışarda.

Çok değil 1 hafta sonra çocukları da Bingo da öldü. Zehirlediler. Çocuklarından birini araba ezmişti zaten. Koskoca bir aile yokoldu gitti.

Yaşamayı öğretmediler ki lan bize içimizde bir kıvılcım olsun. Aklımız da bir “adalet” diye birşey vardı da kimse “bak oğlum, bu ‘adalet’” demedi ki! Bir ışık olsun. Bir sevgi olsun. Hiç birşeyimiz yoktu büyürken. Evimiz sıcaktı, yemeğimiz boldu, salam vardı, bal vardı. Orta sınıf olmak çok kolay zannediyorsunuz… O pislik öyle bir pisliktir ki yaşayan bile bilemez, göremez gözlerine sıçramış, kuruyup kalmış boktan.

Ne güzel insanlarımız ne güzel kitaplarımız ne bir laf anlatan bir büyüğümüz. Plastip şov izleyerek büyüdük geldik işte… Arada bir işçi görürdük “lan bu adam niye bu kadar zayıf”. Bayramda el öperdik “bu adamın elleri niye böyle sert”. Ne anlarız? Ama bir yoksulluk bir haksızlık bir boktanlık var. Anlayamıyoruz. Çözemiyoruz…

Ben istemez miydim fırça bıyıklı abilerimiz, parkalı ablalarımız gözü bizim gibi kara arkadaşlarımız olsun? Ben istemez miydim bir anlasaydım örgütlülük ne demektir, emek nedir, kapital nedir liseye gelmeden evvel?

Lümpen lümpen yetiştirilirken üniversiteye gidince “gözü açılan” AMMMMMMMCIK AĞIZLILAR bana laf söylesin diye kurmadım ben bu hayatı. Hayatta kalmak, hayatımı ADİL yaşamak, birisi Bingo’yu kovalayınca gücüm yeterse taş atmak, arkamdan da binlerce taş yağdıran arkadaşlara sahip olmak, taş atamıyorsa camdan “A-aaaa git ayol sen bu mahallenin ağası mısın?” diye bağıran teyzeleri görmek istiyorum. Olmuyor olamıyor. Fatura ödüyorum. Fatura ödeye ödeye mutsuz mutsuz oturuyorum.

Çünkü Türkiye, eğitim ve aile sistemiyle çürümüş ve içinde artık beni barındırmak istemeyen bir ülke. Sen beni istemiyorsan ben seni iki kere istemiyorum! Senin içindeki kendini çok matah solcu sanan adamları da görmek istemiyorum! İstemiyorum ulan alın! Alın ulan cennet vatanınızı! Alın başınıza çalın. Gidin Şeker Bayramı sabahı Balo Sokak’ta travesti sikmek için kuyruğa girenleri kurtarın hadi o hayattan.

Ölüyodum ulan az kalsın. Ölüyordum BAM diye ayağımın dibinde patladı ses bombası. Yakalasalar dayaktan öldürmeyecekler miydi? Ne mücadelesi bekliyorsun ulan elin L.C. Waikiki giymiş oğlanından? Sikerim toprağını da havasını da kültürünü de geçmişini de geleceğini de. İstersem gelirim istersem giderim. Evim var, babam var, dostum var, aşkım var. Verin hepsini bana, adım atarsam bu sandalyeden ayağa kalkmak nasip olmasın.

Gelme istemiyoruz derseniz de alın pasaportumu gelemeyeyim. Yüzüne kustuğumun budalaları. Lümpen solcular. İki slogan attık diye hemen devrimci olduk di mi?

Siktirin lan ikiyüzlü götverenler. Maaşınız bi gün yatmayınca ter döküyorsunuz, suyunuz sıcak akmayınca ne bok yiyeceksiniz diye. Bana mücadele öğretiyorsunuz. Yeter ulan.

Gidin Yılmaz Özdil okuyun. Gidin Ekmel’e oy verin. Gidin İzmir fotoğrafları paylaşın. 1 milyonumuz o sokağa çıkıp, geri girmediğimiz sürece bir sikim olmayacak. Dayak yediğimizde cama çıkıp birisi de “a-aaa napıyorsunuz ayol?” diyeceğine “kusura bakma abisi” diye elimizden çekiştirip, saçımızın kulak üstünü yakalayıp, “gir içeri gir..” diye bizi ezen bir millet var arkamızda. Zannediyorsunuz ki toparlanır.

NAH TOPARLANIR!

    Güven Avni Coş

    Written by