Verim

Eskiden “randıman” denirmiş. İngilizcede, efişinsı demişler. Kim, ne derse desin, ifade etmek istediği konu aynı.

Fizik dersinde, girenin çıkana oranı diye öğrendik. Bunu enerji üreten bir makinadan çıkan yararlı enerjinin, girdi enerjisine oranı olarakta açabiliriz. Yapılan işin sonunda, elde edilen sonucun, sonuç elde edilirken sarfedilen gayrete oranı olarakta açabiliriz.

Benim yorumum kısaca “kıymet oranı

Malumunuz, matematiksel olarak, verim sonucu 1 değerine ne kadar yaklaşırsa, o kadar iyi iş çıkarmış, verimli olmuşuz demektir.

Peki, imtihanımız için yaratılmış olan alem, böyle mi davranır? Hep kendisini 1 değerine mi yaklaştırmaya çalışır? Eğer öyle yapmıyorsa, verim değerini 1'e yaklaştırmak gibi bir çılgınlık için, sürekli çalışmamızın çok fazla verimli olacağını düşünmüyorum :)

Öte yandan, hayatımıza, yerleştirilmiş belirli sabitler var. Yer çekimi katsayısı, ışığın hızı, suyun normal şartlar altındaki tepkisi, dünyanın eğiliklik açısı gibi.

Hepimiz bilirizki, bu değerler öyle deli değerlerdirki, çok ufak oynamalar, dünyamızı yaşanmaz hale çevirir. Yani, verim değerine global bakılmış diyebiliriz. Mesela, yerçekimi değeri bir miktar fazla olsa ne olur? Sürtünme katsayımız artar. Sürtünme katsayımız artarsa, mesela arabalarımızı hareket ettirmek için daha fazla akaryakıta ihtiyacımız olur. Peki dünya üzerinde bu kadar petrol var mı? Hani ne oldu kıymet değerime?

Başka bir açıdan, insanın gözünden bakalım. Aslında, başlangıç noktası anında, kaynak olarak elimizde, zaman ve sağlıktan başka hiçbirşeyimiz yok. Bu değerler, verim hesabı için girdilerimiz. Verim hesaplamamız için, bu girdiler ile ne çıktısı aldığımızı kontrol etmeliyiz.

Girdiler, bize potansiyle olarak verilmiş değerlerdir. Yani zamanımızın olması veya sağlıklı olmamız için, en ufak bir enerji harcamadık. Aslında bu durumun gerisine bakarsanız yani zaman ve sağlığı verim hesabının çıktı kefesine koyarsanız, kayıpsız çıktı aldınız demektir. Yani, yaradanın, yaratma ismine toslarsınız.

Neyseki, fizikçi olarak derdimiz çıktılarımız ;)

PS: Son paragrafı tamamen anladığınızı düşünmüyorsanız, lütfen yeniden deneyin.

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.