Dünya Adında Bir Köy

Dünyada bilinen toplam 206 devlet , yaklaşık olarak konuşulan 8000 dil , binlerce dini inanç , onlarca farklı ırk , binlerce farklı kültür ve gelenek var. Yaklaşık 50 bin yıllık insanlık tarihi boyunca birbirimizden hep farklıydık ve zamanla daha da farklılaştık. Dünyanın farklı bölgeleri ve coğrafyalarında farklı hayat tarzları geliştirdik , kimi zaman savaş ile kim zaman ticaret ile bir birimizden etkilendik , değiştik , geliştik. Dünyanın birbirlerinden bağımsız farklı bölgelerine gitseniz her birinde bambaşka bir insan , bambaşka bir hayat bulurdunuz. Her toplum kendine özgüydü, her toplum endemik bir bitki türü gibiydi; çeşitlilik göz alıcıydı. Misal olarak dünyanın güneyine doğru gidersek ; siyah, yarı çıplak gezen insanlar, vahşi canavarlar , dev yaratıklar, ateşten topraklar görürdük. Kuzeye gidersek beyaz tenli, iri, vahşi, balıktan başka bir şey yemeyen insanlar, soğuk sular, beyaz ölümler görürdük. Diğer kıtalardan söz etmiyorum bile… Böylesi büyüleyici bir dünyaya sahip olmak muazzam bir şeydi, teknik olarak hala böyle bir dünyaya sahibiz ancak artık o kadarda büyüleyici değil. MÖ 31 yılında Roma İmparatorluğunun Antik Mısırı istila etmesiyle tam anlamıyla başladığını varsayabileceğimiz emperyalizmin bu noktadan itibaren dünyayı tek düzeliğe itmeye başladığını varsayabiliriz. Çok ilginçtir bu bahsettiğimiz istila bilinen en uzun ömürlü devletin ikinci en uzun ömürlü devlet tarafından istilasıdır. 3000 yıllık bir devletin başka bir devletin eyaleti konumuna gelmesi ileri ki dönemlerde olan İngiliz ve İspanyol sömürgeciliğinin şaşırtıcı olmadığını gösteriyor. Yeni ve daha gelişmiş olan her toplum diğer toplumları etkilemiş, isteyerek yada gayri ihtiyari bir şekilde kendine benzetmiştir.

Hunlar ile başlayan kavimler göçü sonucunda kuzey ve batı Asya’da bulunan Slav ve Cermen kabileleri batıya doğru ilerlemiş ve Roma İmparatorluğu sınırlarına dayanmıştır. Roma İmparatorluğu bu vahşi sayılabilecek savaşçı kavimlere uzun süre dayanamamış ve MS 480 yılında yıkılmıştır. Bu süreçle birlikte şuan ki Avrupa milletlerinin neredeyse tamamını oluşturan Cermenler Avrupa’ya tam anlamıyla yerleşmiştir. Büyük Roma İmparatorluğunun yıkılmasıyla beraber Avrupa için orta çağ diğer adıyla karanlık çağ başlamış artık etkileyen değil etkilenen durumuna gelmiştir. Yaklaşık 1200 yıl boyunca Müslüman Araplar ve diğer toplumlardan (bilgi birikimi bakımından) etkilenmişlerdir. Bu sürecin 408–1600 yılları arasında yaşandığı varsayılır. Bu süre içerisinde aynı Arapların İslamiyet öncesi yaşadıkları devir gibi bir devir yaşayıp bir çok tecrübe edinerek medeniyetlerinin temelini oluşturmaya başlamışlardır. Asıl değişim ve gelişim bu noktadan sonra başlıyor; Hem siyasi hem kültürel hem ekonomik hem askeri yönde gelişen Avrupa devletleri artık dünyayı değiştirmeye (Tekdüzeleştirmeye, kendilerine benzetmeye) hazırlar!

Dünyayı emperyalist açıdan en çok etkileyen devletleri; Büyük Britanya İmparatorluğu , İspanya , Fransa olarak sıralayabiliriz. Almanya bu devletler içerisinde var olmadığı için 2 defa dünya savaşı çıkarmak durumunda kalmıştır. Bu sıralamada İspanya ile Fransa’nın yerini değiştirebilirsiniz ancak Britanya sabit kalır. Bu üç büyük devletin sömürge süresince yürüttükleri stratejiler bir birlerinden farklıdır. Öncelikle Büyük Britanyayı ele alalım; Britanya’nın yayılma politikası emperyalizm amacından öte ticaret yollarına ve ham maddeye hakimiyet ve kıta Avrupasına karşı güç sahibi olmaktı. Oldu da , Britanya öyle büyük bir güce sahip olmuştu ki neredeyse bir kıta büyüklüğünde olan Hindistan’nın yönetimini Doğu Hindistan Şirketine vermişti. 33.000.000 km2 sahip toprak büyüklüğü ile Britanya İmparatorluğu insanlık tarihin en büyük devlet sınırlarına ulaşmıştı. Böyle bir güç şüphesiz tüm dünyayı etkiledi ve etkileri hala devam ediyor. İspanya sömürgeciliği Portekiz ile bir birlerine benzerler. Koyu Katolik olan bu devletlerin mal mülk kadar önem verdikleri bir şey de dinlerini,dillerini ve kültürlerini yaymaktı, bundan ötürü şuan tüm Güney Amerika Katolik ve Brezilya dışında tüm devletler İspanyolca konuşuyor. Bu büyük emperyalist amaç ile İspanyollar Japonya’ya bile onlarca papaz ve rahip yollamış dinlerini ve kültürlerini yaymaya çalışmıştır ancak Japonlar diğer hiç bir ulusa benzemediklerini gösterip Hristiyanlığı reddetmişlerdir. Ancak Afrikalı halklar o kadar şanslı değildi; ‘’Beyaz adam geldiğinde onun İncili bizim toprağımız vardı , beyaz adam giderken bizim incilimiz onun toprağı vardı.’’

Buraya kadar gelişen tarihsel süreç bugün ki müşabih durumun hazırlık aşaması olarak görülebilir. Bilinen ileri ki dönemlerden sonra bilindiği gibi dünyamız farklı perspektiflerden büyük değişimler yaşadı, bu değişimler benim gibi geçmiş hasreti çeken insanlar için acı verici değişimlerdi. Dünya önce 5–6 ardından 3–4 sonra 2 ve nihayet tek kutuplu bir hal aldı. Çok kutuplu bir dünya eminim çok daha heyecan vericiydi ancak uzun ömürlü olamadı. Biz yani Y kuşağı ne yazık ki dünyanın son çeyreğine doğmuş bir kuşağız , kimi insanlar bunun imrenilecek bir şey olduğunu düşünüyor ancak ben aynı fikirde değilim. Çok kısa bir süre sonra merak duygusunun köreldiği , hiç bir şeyin şaşırtıcı olmadığı, dünyadaki herkesin aynı davrandığı, aynı giyindiği, aynı yaşadığı, her şeyin üstün körü bilindiği ancak hiç bir şeyin tam anlamıyla öğrenilmediği, merak uyandırmadığı bir dünyada kim yaşamak ister ki ? Big ben saat kulesinin gerçek adının ‘’ Elizabeth Kulesi’’ olması Big ben’in ise kuledeki çanın ismi olması gibi küçük bir detayın sıradan önemsiz bir şekilde öğrenilmesi bu bilginin büyüsünü yok ediyor. Cehalet mutluluktur deyimi burada bir anlam kazanıyor. En büyük filozof ve düşünürler bilmediğinin bilincinde olan insanlardı ancak günümüz insanı ne yazık ki her şeyi bildiğini düşünüyor, sanırım gerçek cehalet bu.

O büyüleyici dünya yaklaşık 49.800 yıl boyunca hüküm sürdü ve yaklaşık 200–300 yıl önce büyüsünü kaybetmeye başladı. Bizler ise sıradan, sıkıcı bir köyde doğmuş bulunduk.

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.