Vicdanımız Nerede?

İnsanların birbirini anlamaması çok sinir bozucu. Dünya yeterince adaletsiz ve yaşanması zor bir yer olmasına rağmen neden bu anlayışsızlık?


Yaşadığımız yerden çıkıp sokağa ilk adımı atmamızdan itibaren çeşit çeşit insanla karşılaşırız. Yaşlısı, genci; zengini, fakiri; mutlusu, mutsuzu… Yüzlerce çeşit insan.

Hepimiz bir koşuşturmanın içerisindeyiz. Hepimizin dertleri, işleri var. Tek ortak noktamız iste sadece kendimizi düşünüyor oluşumuz.

“Onun bana ne katkısı,ne yardımı var ki benim ona olsun!”

Ana düşüncemiz bu. Hepimiz kendi içimizde, kendi derdimizle, kendi işlerimizle meşgulüz. Duyarlı olmayı arka plana atıp bencilliği öne alıyoruz.

Yetmezmiş gibi bir de kıskancız. Sürekli bir yarış ve kendini kanıtlama çabası içindeyiz.

“Ben onlardan daha iyiyim. En iyisi benim!”

Ee sonra? En iyisiyiz, en güçlüsüyüz de ne oluyor?


Küçük bir yerden gelmiş olmamdan kaynaklı sanırım İstanbul’a geldiğimde çok zorlandım. Sokakta insanların birbirine düşmanca bakması, sürekli kötü bir şey olacakmış hissi ve korkusu, insanların birbirine küçümseyerek bakması, sokakta dilenen insanları görmezden gelmek -ki en çok zorlandığım konu buydu- her şey çok katı, çok zor ve çok vicdansızca geliyor. Geldiğim yerde az da olsa insanlık adına umut taşıyan faaliyetler gerçekleşiyordu. Sanırım çoğu metropol şehir bu sorunla karşı karşıya.


Ülkece, hatta dünyaca bence çok zor bir dönemden geçiyoruz. Anlayışsızlık ve kargaşa hat safhada. Merhamet duygumuz gittikçe azalıyor. Şiddete meyilimiz her geçen gün artıyor. Ne uğruna peki? Neden?!

Elinizi kalbimize götürdüğümüzde kaçımızın vicdanı rahat?

Buna artık dur demenin vakti gelmedi mi? Şimdi aklınızdan belki konuşmayı biliyorsun ama ne yapabiliriz ki gibi şeyler geçebilir. Bence yapılacak en güzel şey gün içinde taktığımız tüm maskelerden kurtulup kendimizle, gerçek benliğimizle,konuşmak.

İnsan ne yapacağına karar veremediğinde, ne yapacağını bilmediğinde yapabileceği tek şey vicdanı ile konuşmaktır. Çünkü o her zaman doğruyu bilir.