Hayat Kumarı: Tamam mı Devam mı?
Duyduk duymadık demeyin: İş,güç,koşuşturmaca,hayat,trafik derken kendi soyumuzun devamlılığını tehdit etmeye başladık. Belki görmüşsünüzdür geçenlerde,şöyle iç sıkan bir manşet:
“Bugün gezegenin kotasını doldurduk”
Kota dolması. Kulağa tanıdık geliyor bir yerlerden. Ha evet internet. Fazla kullanınca kullanım kotanız doluyor ve ek paket satın alıp kullanmaya devam edebiliyoruz çünkü sınırı yok ve canlı değil. Ama burada lütfen algıyı kaçırmayalım. Şimdi tekrar okuyun bu manşeti. Burada diyor ki söz konusu olan dünya ve onun üzerinde yaşayan bizleriz ve bizim neslimizin devamı tehdit altında. Hem de kimler tarafından? Uzaylılar mı yoksa yine? Hayır yine iki ayaklı şeytanlar.
Şehir yaşamında modernite adı altında 5 kişilik aracı tek kişi kullanmak mı dersiniz, ihtiyacımız olmayan bize sadece sahte mutluluk veren objelerin yapımı için harcanan doğal kaynaklar mı dersiniz? Doğallığa,eskiliğe karşı her şeyin en moderni derken en zararlısına döndük. E tabi birkaç bilinçli tepkiler de gelişti bu süreçte. Mesela geri dönüşüm yapmaya başladık. Ya da yürümeye başladık. Ağaçlar diktik,onları kesenlere karşı. Lüks araba alma delilerine karşı paylaşımlı araba uygulamaları sayesinde karbon ayak izimizi azalttık. Yeniden bisikletler kullanmaya başladık. İkinci el paylaşım sayesinde “bir tane varsa ve üretildiyse ve kullanılabiliyorsa” ihtiyacı olmayandan almayı ve ihtiyacı olana vermeyi öğrendik. Ve asıl önemlisi bu çemberi kırıp tüketmeye odaklanmak yerine mutluluk için yeniden üretmeye başladık. Bu güzelliklerle pozitif algımızı yönlendirebiliriz. Ama dışarıda hala trafik var, Afrika’da su kaynaklarına ulaşamayan insanlar var. Biliyor musunuz ileride belki torununuzu görememe riskiniz var bu har vurup harman savuran tüketim tarzımız yüzünden.
Haberin devamında şöyle diyor; Bu sene gezegenin yıllık kullanma limitini(yani kendi kendini sürdürebilmesini bitirdik ve eksiye geçiyoruz. Mazoşistlik midir peki bu yoksa pragmatistlik mi ya da bencillik mi diyelim? Gittikçe ben merkezli olmaya başladık. Artık geleceği veya başkaları düşünmüyoruz, kim ne yaparsa yapsın yeter ki bana dokunmasınlar der olduk. Yanı başımızdaki savaşları görüp daha fazla gece kulüplerinde soluğu aldık. Zevklerimizin kahyası hatta tutsağı olduk. En önce de kendimizi ,soyumuzu sevmeyi ihmal ettik. İnsan yapısı gereği sosyal ama yalnız bir bireydir. Evet ve de tek başına yaşayamaz. Bunu hepimiz biliyoruz hadi şimdi itiraf edelim. İleride kaynaklardan önce biz yalnızlıktan biteceğiz. Etraftaki bu kadar mutsuzluğa ve geleceğimizi karartmanın önüne geçelim. Hayalleriniz varsa ha gayret.


Bu dünyada bunun farkına varan ve elini taşına atmış çok güzel insanlar ve onların yaptıkları girişimler var. Biraz da onlardan bahsetmek istiyorum. Amaçları bu sorunu sosyal faydayla çözmek ama bunu bir işletme ile sağlamak. Evet ne bir stk sınız ne de bir ticarethane. İkisinin ortası diyelim buna. Bu kavram da “Sosyal Girişim” ile adlandırılıyor. Yani burada bir sorun ve ona karşı üretilen sürdürülebilir bir çözümden bahsediyoruz. Hem buradan para da kazanabiliyorsunuz kendinizi devam ettirebileceğiniz kadar. Fazlasında gözüm yok diyorsanız tam sizlik bu sosyal girişim. Küçük bir şey ne fark ettirir demeyin. Üç maymun oynayarak buna devam edemeyeceğimizi hepimiz biliyoruz.
Gelelim örneklere: Paylaşım ekonomisi de var ya da bire bir dedğimiz(One for One) modelleri. Dilediğiniz gibi türetebiliriz. Ama amaç Sosyal fayda ve bunu bir iş planı ile gerçekleştiriyoruz. Mesela yeni bir şeyler tüketmektense var olanı , iyi durumda olanı kullanmayı,paylaşmayı amaçlıyoruz. Para yerine zamanı paylaşmayı amaçlayan Zumbara; aynı yola gidiyorsak arabamızı paylaşmaya yarayan Bla Bla Car, veya evimizi kullanmadığımız zamanlar Airbnb ile kiralayabiliyoruz. Ya da size Yasin Sert’in Chaputz hikayesi ile amaçladığı sosyal dönüşümü örnek verebilirim. (http://www.aljazeera.com.tr/al-jazeera-ozel/koyden-cikan-nisantasi-markasi) Bunun yanısıra belli bir ürün veya hizmeti dünyaya en az zarar veren şekilde üretebiliyoruz. Yeni bir endüstri devrimi mi dersiniz ne derseniz diyin artık zarar verme lüksümüz yok. Para verip yardım da lütfetmiyorsunuz. Bu size daha da fazla harcama ve tüketme lüksünü de vermiyor. Gerçekten iyi bir şey yapıyorsunuz ve bu bir hayat tarzı artık. Mesela Undo dan bahsetmek istiyorum. Markafoni’nin kurucusu ve Fellow’u olduğum vakfın kurucusu Sina Afra’nın çevreci bağcık projesi Undo. Bağcık diyip geçmemek gerektiğini gösterdi bize. Ufak bir başlangıç daha bu. Proje, ayakkabıların giyeceklerimiz arasında en yüksek karbon salınımı yapan ürün olmasından hareketle ortaya çıkmış. Tek bir ayakkabının sebep olduğu karbon emülsiyonu yaklaşık 14 kg ve Undo Labs bu çevre kirliliğine bir dur demek istiyor. Daha fazla örnek vermek istiyorum. Bu örneklerle dünyada iyiliğin arttığını size kanıtlamak istiyorum. Şimdi de hepimizin giydiği, bildiği bir ayakkabı markası: TOMS. Bir tane alınca ayakkabısı olmayan bir çocuğa da bir tane veriyorlar. İnanılmaz değil mi? Farkettiniz umarım. Bunlar STK değil. Bir gelir modelleri var ve gittikçe robotlaşan dünyamızda ayakta kalabilecek projeler bunlar. Yani egolarımızı bırakmalıyız çünkü ekolojik,mutlu bir gelecek bizi bekliyor. Otomotiv endüstrisinin geleceği artık daha temiz bir dünya için şekilleniyor bakınız Tesla Car. Ya da yeni nesil ileri yaş kulübü yedi70 ile ileri yaş bireyler artık daha güzel bir yaş alma süreci geçiriken nesiller arası paylaşım platformu ile üniversite gençleri ile buluşuyor ve karşılıklı bilgi ve deneyimlerini aktarıyorlar.
Yaşıyorsan bu haykırışı duymamazlıktan gelme! Çünkü yaşıyorsan duyarlısın. Elimizde çok büyük bir güç var .Olay basit: Seni rahatsız eden bir soruna karşı bir hizmet ve ürün oluştur ve o sorunu çözsün.
Sevgiler,
Öykü