Yeni yıla biraz fazla girmişiz

Merhaba değerli okuyucum. Yeni yılı kutlarken kendimi birden rahmetli Ocak ayının sonunda buldum. Bu yılda bize her zamanki gibi noel dayı bir şey getirmedi. Aksine zamanımın tamamını götürdü. Sanırım gene bir projeyi daha bitirdim. Bu sefer çok fazla umudum kalmadığı için mecburen bende kendimi alternatif dünyaya atmaya karar verdim.

Bir sürü dil araştırdıktan sonra en uygun dilin Rusça olduğunu farkettim. Rusça öğrenerek boş vakitlerimi dolduruyorum. Bir yandan oyun videoları çekerek birazda olsa iş hayatında aldığım darbe ve umutsuzluklarımı gidermeye çalışıyorum. Oyun videoları çekmek eğlenceli fakat ticari bir kaygısı olmadığı sürece çok güzel eğlenilebiliyor.

İş hayatım biraz garip ilerliyor. Bir dediği öbür dediğini tutmayan insanlarla çalışmak gerçekten zor iş. Bu saçma sapan şeyleri kafamdan atmak için uyguladığım alternatif tıp yöntemleri kendini gösterdi. Şimdi biraz daha mutluyum. Oyun oynamak ve video çekmek eğlenceli. Bunun yanında biraz aşk, ortaklık, yeni yollar ve bağlantılar eklediniz mi, sizden iyisi yok. Hayatım hazır kötü yola düşmüşken, biraz daha öteleyip yeni bir dil öğrenip bu ülkeden defolup gitme çabalarıma bir katkıda iş yerlerinden gelince sevinmemek elde değil.

Ülkemin sorunu malesef bitmez. Sabah en fresh halinizle binersiniz dolmuşa fakat şöförlerin karaktersizliği yüzünden her sabah bir sürü işkence çekmek zorunda kalırsınız. Birde bütün bunlara bel ağrıları dahil olur. Bu da yetmez gibi otobüs şöförleri heptende karaktersiz. Adamlar “kro minübüs şöförlerinden mi kaçsınlar?” yoksa “Trafikte birde dolu otobüse yolcu mu almaya çalışsınlar?” orası tartışılırken, birde olaya tık tıklım yollar dahil olunca insanın bu ülkeden bohçasını toplayıp gidesi geliyor. Hele birde işe giderken yolda ölmeden karşıdan karşıya geçmek mümkün değil. Minübüs şöförleri nerede bir insan görse üzerine sürmeyi çok severler. Her insan müşteridir ve tıklım tıklım o minübüste onlara göre hala 15–20 kişilik yer vardır.

Bunlar tatlı telaşe canım. Birde işe borçlar, krediler, zamlar ve gereksiz alınan vergiler girince insanın hepten bir tepesi atmıyor değil. Birde bunu üsteleyen bankalar var tabi. 2 günde bir SMS ile taciz edip kredi, emeklilik ve gereksiz bilgiler verip insanları mutsuz etmeleri de cabası. Bunlar yetermi tabi yetmez… birde gelen faturaları anlamak mümkün değil. Faturalardaki vergileri toplasan bir apartman alırsın. Birde bankaların sözde “işletim ücreti” ayağına tonla para gasp etmesine hiç bir şey demiyorum zaten. Aldığınız boktan bir ücrete bunları ödemeniz birde hepten size katkı bedeli olarak yansıyor.

Bunlar yeter mi?
Tabi ki de yetmez…

İnsanların her gün yüzünüze bakıp tonla yalanı ağzınıza tıkmasıda cabası… neymiş Rusyada kiralar kaç paraymış!?… sen hiç gittin mi ki yorum yapıyorsun. Hem her şehir Moskova kadar kadar pahalı olsa insanlar orada geçinemez. Seni bu dandik ülkede tutmak için söylenen yalanlar hep bunlar. Zaten adamın her türlü gereksiz işini yapıyorsun ne de olsa… Alanın belli değil, ne yapacağın belli değil. Bir söylenen ötekini tutmuyor. Bir plan düzgün işlerken bile araya mutluluğunu bahane ederek insanlar bir ton saçmalık sokabiliyorlar. Çünkü; SENİ KULLANIYORLAR!… hemde üç kuruş maaşla. Bulmuşlar senin gibi enayiyi, onu yap… bunu yap… sende yapıyorsun… bu sefer bu durum 5'e 10'a katlanıyor.

“Kendilerine dur demeyi bile bilmeyen bu insanlardan kurtulmanın en etkili yöntemi kaçmaktır” der, Viladmir Dablosky.

Neyse bu yıla biraz fazla girmişiz. Bu yıl da her zaman ki gibi bize girdi sayın okuyucularım. Şimdilik benden bu kadar, bir sonraki yazıda görüşmek üzere.