Panik

Panik.

Hiç beklenmedik bir anda gerçekleşmişti her şey… Ali, daha 19 yaşında yağız delikanlı idi. Yıllar yıllar öncesinde üstün zekalılar okuluna çağırılmıştı fakat kendisi kabul etmemişti. Aklı başında bir adam gibi “Benim diğer çocuklardan farkım yok anne.” diye haykırmıştı Hafize Hanım’a. Düşüncelerin denizinde kaybolan eti taze, genç adamın tek derdi başkalarının hayatıydı. Babasız büyümüştü. Annesinden başka kimsesi yok iken kaldırımda ters dönmüş böcek uğruna bilinç altında fırtınalar koparırdı. Sonunda patlak vermişti. Mevsim geçişlerinin en soğuğunda vurmuştu onu panik atak. Hafize Hanım ne yapacağını şaşırmış halde olmasına rağmen ne yapacağını da biliyordu. Apar topar hastahaneye geçtiler. Her şey tertemizdi. Olması gerekenden daha sağlıklı gözüküyordu. Sorun? Zihnini gerekli gereksiz kurcalayan onlarca çığlık kapıya dayanmıştı. Psikiyatrik bir hastalığa evrilmişti.

Son dönemlerde babadan kalan ev ile hafif zenginleşmişti aile. En iyi doktora götürülmüştü Ali. Zaten topu topu iki kişi idiler. İki büyük takıntı… Biri hayata, biri ise onu hayata bağlayana… Aile kadar ilaç verildi. Sabahın ilk ışıklarında ve karanlığın ilk soluğunda alınacaktı. Tuvaletler dar gelecek, merdivenler sonsuza uzayacaktı ama bir şekilde kurtulacaktı Ali. Derin nefes egzersizlerini panik çağırma taktikleri kovalayacak; Hanife Hanım lavabonun kapısında “Buradayım oğlum, merak etme.” diyecekti. Geçen her saniye daha da anlamlaşacaktı. İnsan olmanın getirdiği acizlik, akıllarda farklı bir boyut kazanacaktı. Ali; eskisinden daha iyi bir hale gelecek, belki de uçurumlarda yaşayacaktı.

Hafize Hanım? Rüyalar kabusa döndü. Alışılmadık takıntılar boy göstermeye başladı. Kaşıntılar, gözde seyirmeler, abartı ve nedensiz ağrılar… Anlamı yok. Boş tuvaletin soğuk, beyaz kapısında harcanan bilinmez saatlerin hiçbir sebebi yok! El değiştirdi yürekler, hastalık bu sefer Hafize Hanım’ı buldu. Yoğun, çözümlenemez boyutlarda idi. Öleceğim düşüncesi ölümden yüce kasvete sahipti. Sakinleştirici kutuları birikmiş. Ali bile bitmişti. Deneyim, duygulara yenilmişti.

“Sen öldür beni. Başkasına verme Ali. Beni bana sensiz bırakma Ali!”

Kan revan içerisinde yüzen balıklar son nefeslerini veriyordu. Lambanın yanından sarkan gökyüzünde yıldızlar yemyeşil parlıyordu. Bir yanlışlık vardı. Her şey bir hayal olmalıydı. Olmadı.

Like what you read? Give Ozan Karacı a round of applause.

From a quick cheer to a standing ovation, clap to show how much you enjoyed this story.