‘Adalet’ İçin Bir Büyük Alkış, Bir Küçük Yapıcı Eleştiri

Kemal Kılıçdaroğlu; Adalet Yürüyüşü ve Adalet Mitingi ile birlikte, sakin bir muhalefet partisi genel başkanından, devrimci bir lidere dönüşme yolunda önemli bir adım attı.
Bıçak kemiğe dayandığına göre, artık herkes, eleştirme ve itip kakma döneminin geçtiğini, destek ve birlik olma zamanının geldiğini anlamıştır diye düşünüyor ve umuyorum.
Sadece yapıcı eleştiri bağlamında; yürüyüşün ve mitingin, bir artısını ve bir eksisini, naçizane bir tespit olarak paylaşmak istiyorum.
Yürüyüşün başlama şekli çok doğru ve etkiliydi:
“Yarın saat 11'de Güvenpark’ta olacağım. Elimde sadece bir afiş olacak, ‘adalet’ yazacak üzerinde.”
Ertesi gün, olan tam olarak da buydu. Dört dörtlük bir başlangıç, mükemmel bir görüntü.
Kılıçdaroğlu’nun üzerindeki beyaz gömlek ve elindeki ‘adalet’ pankartı, 25 gün boyunca hiç değişmedi. Pankarttaki ‘adalet’ ifadesinin beyaz üzerine kırmızı renkte yazılması, küçük harf tercihi, yazı tipi seçimi, hatta harf aralıkları bile olması gerektiği gibiydi. Bayraklarda, flamalarda, tişörtlerde, minibüs giydirmelerinde, miting meydanındaki yazılarda, büyük çoğunlukla aynı tasarıma sadık kalındı. (Bu arada daha da tutarlı olunması ve farklı adalet logolarının ortaya çıkmaması için, orijinal tasarımın baskıya hazır halleri, partinin web sitesinden ve sosyal medya hesaplarından dağıtılabilirdi.)
Bu; akılda kalıcılık, inandırıcılık ve güven duygusu konularına önemli katkı sağladı.
Bana göre yürüyüşün herhangi bir eksisi yoktu. Her şey kusursuzdu. Milletvekillerinin ve gazetecilerin çekip sosyal medyadan servis ettikleri fotoğraflar, halktan insanların çektiklerinden hiç farklı değildi. Tümüyle dürüst, şeffaf, açık ve yola çıkış amacına birebir uygundu. Yola gübre dökülmesi, birilerinin rabia işaretleriyle küfürler yağdırmaları, saldırı girişimleri, hepsi bizlere yansıdı, ama hiçbiri gereğinden fazla büyütülerek ‘güçsüzlük’ ya da ‘hayalkırıklığı’ algısına sebep olmadı. ‘Umut’, başından sonuna kadar büyütülerek korundu…
Artılar saymakla bitmiyor. Peki eksi puanı getiren neydi? Bana göre sadece ve sadece mitingdeki konuşmanın uzunluğuydu.

Kılıçdaroğlu’nun konuşması tam 56 dakika sürdü. Sürekli tekrarlanan ifade, ‘hak, hukuk, adalet’ idi. Bu, slogan olarak coşkulu kalabalık tarafından da defalarca söylendi. Normalde böyle bir ifadenin, bir konuşmanın ‘ana sloganı’ olarak ortaya çıkmış olması büyük bir artıdır. Ancak ‘hak, hukuk, adalet’ sözü, içeriği ve yapısı gereği, çarpıcı ve uzun yıllar akılda kalıcı bir söz değildi. Fazla geneldi, heyecan vermekten ve motive etmekten uzaktı.
Bazı örneklerle açıklamaya çalışalım.
Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün, Cumhuriyetimizin 10. yıldönümünde yaptığı tarihi konuşma, sadece 6.5 dakika sürmüştür. Çok güçlü bir hitabı, dolu bir içeriği, coşkusu giderek yükselen bir anlatımı ve akıldan çıkmayacak öğeleri vardır. Cumhuriyetin kuruluşuna kadar yapılanları sadece iki kısa cümleyle geçer, konuşmanın kalanını, gelecekte neler yapılması gerektiğine dair fikirlerin paylaşımına adar. Sonunda, imzasını, ‘Ne mutlu Türküm diyene’ sözüyle atar.

Martin Luther King’in ‘I have a dream’ (‘Bir hayalim var’) konuşması, sadece 17 dakika sürmüştür. Konuşmasının sonlarında, ‘Bir hayalim var’ sözünü, üstüste 8 paragrafta, üstüste 8 kez tekrarlar. Konuşma, tarihe, ‘Bir Hayalim Var Konuşması’ başlığıyla geçmiştir. İnsanlar, meydandan, ‘bir hayalimiz var’ coşkusu ve motivasyonuyla ayrılırlar.

İlginç ve hoş bir tesadüftür (belki de değildir) ki, ABD’nin ilk siyah başkanı Barack Obama’nın ilk seçim zaferi konuşması da 17 dakika sürmüştür. Obama, konuşmanın sonlarında ‘Yes, we can’ (‘Evet, yapabiliriz) ifadesini, üstüste 7 paragrafta, üstüste 7 kez tekrarlar. İnsanlar, meydandan ‘Evet, yapabiliriz’ coşkusu ve motivasyonuyla ayrılırlar.

Steve Jobs’un 2005 yılında Stanford Üniversitesi’nde yaptığı ve kısa sürede dünya tarihinin unutulmazları arasına giren konuşması 14 dakika sürmüştür. Jobs, konuşmasının son paragrafında 3 kez üstüste ‘Stay hungry, stay foolish’ (‘aç [öğrenmeye] kalın, ahmak [çokbilmiş’in tersi] kalın’) der. Bu söz, konuşmanın özeti ve sloganıdır. Artık Steve Jobs’un vizyonunun ve dünyaya kattıklarının konuşulduğu her ortamda ilk akla gelen bu sözüdür.

Kılıçdaroğlu’nun konuşmasına geri dönelim. 56 dakika süren konuşmanın sonlarında, Kılıçdaroğlu 10 maddelik bir manifestodan söz ediyor. Bu manifestonun 9 veya 11 değil, 10 maddelik olması bile doğru bir tercihtir. Ancak, maddeler, uzun cümlelerle, fazla detaylı şekilde ortaya konduğunda, üstelik bir de konuşulmak yerine kağıttan okunarak aktarıldığında, etkisinin ve akılda kalıcılığının önemli ölçüde azaldığı da unutulmamalıdır.
Kılıçdaroğlu, konuşmasının bir bölümünde, taleplerini sıraladıktan sonra, ‘kabul edenler ellerini kaldırsınlar’ diyor ve milyonlarca insan aynı anda ellerini kaldırıyorlar. Bu, tarihi bir an ve çok büyük bir fırsattı. Keşke el kaldırmalarındansa, bir söz söylemeleri istenseydi. ‘İnanıyorum’, ‘Katılıyorum’, ‘Ben de varım’, ‘Söz veriyorum’ gibi… Bu, bir slogan, bir ‘hashtag’, bir ortak söz, bir birleştirici ifade olur ve tarihe geçerdi. Daha da önemlisi, yaratılan sinerjiyi güçlendirir, onun ömrünü uzatırdı.
Bunlar, ‘büyük hatalar’ ya da acımasızca eleştirilecek şeyler değil.
Daha çok insana ulaşabilmenin, daha ilham verici olabilmenin, daha büyük coşkuyla takip edilebilmenin, daha büyük bir sinerjiyi yaratabilmenin anahtarlarından birkaçı sadece…
Dilerim; Türkiye’nin siyaset ortamında, aydınlık insanların tek umudu olan, samimiyetinden, insani değerlerinden ve kalitesinden hiç şüphe duymadığım Kemal Kılıçdaroğlu, muhalif hareketi, Adalet Yürüyüşü’ndeki gibi daha sert, daha çarpıcı, daha güçlü biçimde sürdürür ve hitap şeklini geliştirerek, Türkiye Cumhuriyeti tarihine, onu ‘kurtaran’ hareketin lideri olarak geçmeyi başarır.
Ülkemizin; buna ve ‘adalet’ kavramına çok ama çok ihtiyacı var.
