Örgütlenme, Altı ve Dokuz

Örgütsüz bir toplum olmamız noktasından çıkan birçokları, örgütlenmede sürekli yol arayışındalar. Dayanmaları gereken sınıfı ve olması gereken çıkış noktasını baştan yanlış belirledikleri için de sürekli bir patinaj ve umutsuzluk halindeler. Hatta tükenmişler.

Bir defa örgütlenmede en geniş sınıfa dayanılır. “Ben statü olarak işçilerin üzerindeyim, benim altımdakiler mi ülkeyi yönetecek”, “Bu kadar işsizlikte iş bulmuşlar da beğenmiyorlar” mantığıyla çıkılan yolda, orta sınıf örgütlenmelerinin hiç bir başarı şansı yok. Bu işlerle uğraşanlar boşa kürek çekiyor. Sayıca işçiden azsın, madden üst sınıflardan güçsüzsün. Tarihin her döneminde egemen olan güce eklemlenmişsin de şimdi mi başı çekeceksin? Örgütlenme işçi sınıfına dayanacak ve onun önderliğinde sürdürülecek.

Bu noktaya kadar anlaşmak da yeterli değil. İşçi sınıfı örgütleneceği zaman deniliyor ki: “Siyaseti, partisi ne olursa olsun”, “Sağcı olsun, solcu olsun”. Çok yanlış bir söylem. Asıl “İşçilerin merkezi örgütü”nün, “İşçi birliği”nin kurulamama sebebi burada yatıyor. Bilinçsiz bir kişi, menfaati, geleceği için yanlış bir siyasi pozisyonda durabilir. Biz o kişiyi içimize katmak için “Kim olursan ol gel” dersek bizim kim olduğumuz belli olmaz. Daha başta insanlara gerçeği söyleyeceğiz, kabul ediyorsa, aklına yatıyorsa gelecek.

Öncelikle işçi örgütlenmesi kalıcı başarı için siyasi olmak zorunda. İşçiye “Hükümeti, yargısı, medyası, polisi patrona çalışır” dedikten sonra, nasıl “Birliğimiz siyasi olmayacak” denebiliyor? Bu güç odaklarının işçiye ait olmaması mevcut sonuçları doğuruyorsa, durumu değiştirmenin tek yolu bunları işçiye ait kılmaktır, işçi sınıfı adına iktidarı almaktır. Birincisi, mücadele siyasi olacak, ikincisi iktidarı hedefleyecek.

Kitlesel partileri destekleyen bir işçiyi patronun değirmenine su taşıdığını anlatmadan örgütlemeye çalışmak boşa zaman kaybı olmanın ötesinde, patron değirmenine toplu su taşıma sonucunu doğurur.

Başta şurada anlaşalım: İşçi örgütlenmesi ile diğer bütün siyasi örgütlenmelerin farkı örgütlenmenin yönüdür. Tüm mevcut kitle partileri tavandan tabana örgütlenir. Partileri tanıyanlar bunu bilir. Yönetici pozisyonundakiler çoğu zaman fikri tutarlılık gösterme gereği bile duymazlar. Çünkü bunu görüp kendisini alaşağı edebilecek bir taban yokken, yürüttüğü kişiler üstüne siyasette üst kademelerle arasını bozmazsa geleceği garantidir ya da bilinci gelişmemiş tabanın gözünü boyayacak bir söylemle yetinilir. Taban büyük çoğunluğu ile doğrudan siyasi çalışmanın içinde aktif olmadıkça göstermeliktir, işlevsizdir.

Oysa işçi örgütlenmesi tabandan tavana örgütlenmedir. İşçi bunu göremediği hiçbir oluşumda zaman kaybetmemelidir. Adlara aldanmamalıdır. “Herkesin bir partisi olabilir” söylemleri boştur. Evet, mevcut kitle partileri de, ideal işçi partisi de partidir. Aynı 6 ile 9'un da sayı olması gibi… Ancak ters duruş anlamı değiştirir. İşçi örgütlenmesi nasıl işçinin her şeyiyse, mevcut kitle partileri de hiçbir şeyidir, onu sonuca götürmez. Adı parti olmayabilir ancak onlarca sahtesinin arasında gerçek bir siyasi parti gibi çalışması gerekir.

“Bilinçli de gelsin, bilinçsiz de gelsin” doğru bir yaklaşım değil. Bir bilinç kazanma iradesini göstermeye, işçi örgütü içinde çalışarak öğrenmeye istekli olmayanın kime ne faydası olabilir? Geniş kitlelere hitap etmek için en kapsayıcı tanımları yapan değil, en doğru tanımla bir araya gelip en doğru politikayı belirleyecek, sürekli haklı çıkmak için çabalayacak, sürekli gerçekleri söyleyecek işçi örgütü hedefe ilerleyecek.

İlk yapılacaklar, ilgisiz kitlelere ulaşmanın yolları, yani siyasal faaliyetler bu yazının konusu değil. Bu konular için ayrı bir tartışmaya ihtiyaç var.

23 Haziran 2016, Perşembe
Barış Özel