TABİP ODASI YAYINLADI: AYDIN ÇEVRE KURULTAYI SONUÇ BİLDİRGESİ

Çevre kirliliğine bağlı gelecek 35 yıl içinde dünyadaki tüm canlı türlerinin %25'nin soyu tükenecek. Çevresel faktörler DSÖ ‘ne bildirilen tüm hastalıkların %80’den ve dünyadaki tüm ölümlerin %25'den sorumludur.

Sağlık Bakanlığı verilerine göre 2010–2013 döneminde en fazla görülen ilk dört hastalık olan dolaşım sistemi, kanser, solunum sistemi, beslenmeye bağlı hastalıklar ve ölümler Aydın’da Türkiye ortalamasından daha fazla görülmüştür.

Bu dönemde Aydın’da kanserler Türkiye ortalamasından 2,5 kat daha fazladır.

Aydın’da ki ölümler Menderes nehrine yakın yerleşim yerlerinde daha fazla olmuştur.

Doğal Yaşamı Koruma Vakfı 2013 yılında yaptığı “Menderes nehri havzası” çalışmasında Menderes’te en şiddetli organik kirlilik, nüfus başına ölümlerinde en fazla olduğu Yenipazar, Kuyucak, Bozdoğan, Çine’de saptanmıştır.

Aydın’ın en önemli çevre sorunları su, hava, toprak kirliliğidir.

Menderes şu anda Ergene ve Gediz’den sonra Türkiye’nin en kirli üçüncü nehridir.

Menderes nehrinin kirlilik sebepleri sanayi atıkları, jeotermal atıklar, plansız kentleşme ve belediye atıkları, evsel atıklar, aşırı gübre ve ilaçlama, Beşparmak dağlarındaki maden ocakları ve kimyasal madde atıklarıdır.

Tüm bu kirlilik sebepleri nedeni ile bugün Menderes nehri sulama dahi yapılamayacak düzey olan 4'cü derece kirlilik seviyesindedir.

Hava kirliliği dünyada sağlığa yönelik ilk 10 risk faktörden biridir.2014 yılında Aydın Türkiye’de hava kirliliğinin en fazla olduğu 8.ci il olmuştur. Aydın’da hava kirliliğinin en önemli sebepleri; karayolu trafiği, evsel ısınma, imalat sanayi tesisleridir. Aydın hava kirliliği içinde en fazla kükürt dioksit ve PM10 yer almaktadır. Türkiye’de yaz dönemi kükürt dioksit ortalamasının en fazla olduğu iller, Aydın ve Bursa’dır.

Aydın’daki bu fazla kükürt dioksit düzeyinin sebebi jeotermal santrallerdir.

Hava kirliliği insanda erken doğumdan, solunum ve kalp hastalığına, kronik bronşitten kansere kadar pek çok hastalığa sebep olmaktadır.

Aydın’da toprak kirliliği sebepleri; sanayi kaynaklı atık boşalımı, Jeotermal sular, vahşi depolanan evsel katı atıklar,aşırı gübre ve tarım ilacı kullanımı,plansız kentleşme, madencilik ve hayvancılık atıklarıdır.

Aydın’da su, hava, toprak ve sağlık üzerine giderek etkileri artan jeotermallerin önemi Aydın’daki toprakların %80'ninin jeotermallerin kullanımına açılması, Türkiye’de üretimde olan santrallerin %70'i ve gelecekte yapılması planlanan santrallerin %80'ninin Aydın’da yapılacak olmasındandır.

Yüksek sıcaklığı ve kimyasal kompozisyonu ile jeotermal akışkanlar yer altı ve yer üstü suları için önemli kirleticilerdir.

Bu akışkanlar pek çok toksik ve kanserojen kimyasallar taşımaktadır. Aydın bölgesi jeotermal akışkanları normalin 190 katına varan Bor ve 250 katına varan Arsenik miktarları ile Türkiye’de en fazla Bor ve Arsenik içeren akışkanlardır.

Jeotermal santraller maliyet veya teknoloji yetersizliği nedeni ile çıkardıkları akışkanların büyük oranını uzun yıllar boyunca reenjekte etmeyerek derelere ve Menderes nehrine bıraktı, hala bırakmaya devam ediyor.

DSİ 2010 yılında yaptığı çalışmada Germencik, Turanlar, Ömerbeyli, Reisköy, Mursallı, Gümüşyeniköy arazilerinde yer alan kuyuların bazılarında yüksek oranda Bor, Nitrit, Nitrat, Amonyak saptadı.

Bu bölgeler şu anda Aydın’da en fazla jeotermal santrallerin bulunduğu bölgelerdir.

Dokuz Eylül Üniversitesi jeotermal akışkanlarının yüzeysel sularda özellikle Arsenik, Bor, Lityum yönünden ciddi kimyasal kirlenmeye neden olduğunu tespit etti.

2010 yılında Ege Üniversitesi Alangüllü bölgesinde yaptığı çalışmada jeotermal akışkanın yer üstü ve yer altı sularına karışarak sularda kirlenme yaptığını, bu sular tarımda kullanılırsa bazı ağır metallerin ve kimyasal maddelerin besin yolu ile insan ve diğer canlılara geçebildiğini, bu suların yüksek oranda Bor içerdiğini saptadı.

ADÜ Bahçe Bitkileri Bölümü 2015 yılında Alangüllü bölgesinde yaptığı çalışmada incir ağaçları ve meyvelerinin jeotermallerden salınan Bor’a maruz kaldığını, jeotermale yakın kuru incir ürünlerinde ağır metal oranlarının fazla jeotermale uzak incirlerde ise az olduğunu tespit etti.

Tüm bu çalışma ve sonuçlardan da görüleceği üzere Menderes’in, yer üstü ve yer altı sularının en önemli kirleticileri arasında jeotermal santraller yer alıyor.

Oysa biz çok iyi biliyoruz ki yüzey ve yer altı sularında su seviyesi ve kalitesini korumak, su kaynaklarının sürdürülebilir yönetiminde ve biyolojik çeşitliliğin korunmasında hayati öneme sahiptir.

Jeotermal gaz emisyonlarında Karbondioksit, Kükürt dioksit, Hidrojen sülfür, civa, Azot, Amonyak, Hidrojen, Bor, Metan, Etan, Radon, partiküler madde vs. bulunur.

ADÜ Jeotermal Enerji Araştırma ve Uygulama Merkezine göre jeotermal bacalarından salınan gazlarda hidrojen sülfürün seviyesi 1000–2000 ppm, insanı etkilemeye başladığı en düşük doz ise 2 ppm.dir.

Dünyada yapılan pek çok çalışmada hidrojen sülfürün dozuna ve kronik etkisine bağlı solunum, sinir sistemi, Kardiyovasküler hastalıklarda artış yaptığı saptanmıştır.

İzlanda’da yapılan çalışmada hidrojen sülfür ve Radon gazına bağlı insanlarda meme kanseri, derinin bazal hücreli karsinomu, pankreas kanseri, böbrek kanseri, lenfoma, lösemi; Yeni Zelanda’da yapılan çalışmada burun ve akciğer kanseri; Portekiz’de meme kanseri; İtalya’da tiroid kanseri insidanslarında artış saptanmıştır.

Aydın’da şu an faaliyette bulunan tüm jeotermal santraller 1 termik santrali kadar CO2 emisyonu, 3 termik santrali kadar SO2 emisyonu,1 termik santrali kadar NO2 emisyon miktarı salgılamaktadır. Aydın jeotermal kapasitesinin tümünü kullanılır hale geçince, tüm bu emisyonlar 5–25 kat arası daha fazla olacak.

Aydın ili, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı verilerine göre jeotermal atıkların en fazla toprak kirliliği yaptığı üç ilden birisi. Şu anda Aydın’da bulunan jeotermal santral alanları ve döşedikleri borular ile beraber, Aydın toprak yüz ölçümünün %10'u fiili olarak etkilenmekte, tarım dışı kalmaktadır. Diğer bir toprak sorunu ise jeotermal işletmelerin Aydın’daki toprakları satın alması sonrası Aydın’da toprakların mülkiyet değiştirme sürecine girmiş olmasıdır.

Aydın’lıların yakın gelecekte topraksız kalma tehlikesi çok fazladır.

Jeotermal santraller işletme sürecinde çıkardıkları akışkanları derelere ve topraklara bırakarak toprakların çoraklaşmasına, üretim dışı kalmasına da sebep olmaktadır.

Tüm bu çevresel faktörlere bağlı Aydın’da kuru incir üretimi 2013 yılında 80 bin ton iken 2014 yılında 40 bin tona düşmüş,2015 ‘de zeytin rekoltesi %23 azalmıştır.

2015 yılında Aydın’dan Hırvatistan’a ihraç edilen incir ürünlerinin bir kısmı geri döndü.

Bu geri dönen 1 kilogram incirde 19 mg sülfat saptanmış. Eskiden incirde tehlike aflatoxin iken şimdi ise sülfat’tır.

Aydın’da jeotermaller dışında sülfat üreten sanayi tesisi yoktur.

Aydın’da jeotermallerin çevreye ve sosyoekonomik yaşantıya vermiş olduğu zararların en önemli sebeplerinden birisi Aydın’daki jeotermal zenginliğinin sadece enerji üretimi için kullanılmasından kaynaklanmaktadır. Ülkemizde jeotermal kaynakların %67'si konut ısıtması,%18'i sera,%9'u termal tesis ısıtmasında,%6'sı elektrik üretiminde kullanılıyor. Aydın’da ise jeotermal kaynakların %95'i elektrik üretiminde kullanılıyor.

Oysa Aydın’daki jeotermal kaynaklar ile 100 bin dekar sera işletilebilir,100 bin konut ısıtılabilir,100 bin kişiye iş imkanı sağlanabilir.

Aydın’da jeotermal santrallerin tarıma, çevreye verdiği zarar, halkın giderek topraklarını işini aşını kaybettiği, yoksullaştığı gerçeği ortada iken hala jeotermal işletmelerin Aydın’da temiz enerji üretiyor söylemi gerçeklikten uzak bir söylemdir.

Bu nasıl bir temiz enerjidir ki;

.İşletmenin kurulacağı alanda ve boru hattı güzergahlarındaki gerek doğal ve gerekse tarımsal bitki örtüsünü tamamen ortadan kaldırıyor; zeytinlikler ve diğer bahçeler sökülüyor; tarım topraklarının doğal profil özellikleri bozuluyor; zaman zaman çeşitli nedenlerle atmosfere ve yüzeye zararlı ağır metaller ve gazlar salgılıyor; etki alanı içindeki insanlara, hayvanlara, doğal ve tarımsal bitkilere, yüzey sularına olumsuz fiziksel,kimyasal ve termal etkiler gösteriyor; ve acele topraklarımız kamulaştırılıyor.

Bu şekilde uygulanan, denetlenmeyen, aksine teşvik edilen bir enerji belki bazı sermaye gruplarına temiz kazanç getiriyor olabilir ama Aydın halkı ve ekosistemi için kesin olarak temiz bir yok oluş getirdiği tartışmasız bir gerçekliktir.

Jeotermalin Aydın’daki bu kullanım tercihi Aydın’da halkın yoksulluğuna, tarımın yok olmasına, insanların sağlığını kaybetmesine, ekosistemin yok olmasına sebebiyet vermesinden başka bir sonucu yoktur ve olamayacaktır.

O yüzden Aydın jeotermal kaynakların kullanım tercihini acilen yeniden sorgulamalıdır.

Aydın’da çevre kirliliği yaratan diğer önemli unsur Beşparmak dağlarındaki maden ocaklarıdır. Yüzlerce feldspat ve kuartz maden ocaklarının faaliyetlerine bu bölgelerde izin verilmesi ile Beşparmak dağları tüm zenginliklerini kaybetme sürecine girmiştir. Kazanç hırsı bu bölgede ne taş, ne dağ, ne canlı yaşam,ne mezarlık,nede köy bırakmayacak boyutta artarak devam etmektedir.

Bu bölgede maden ocakları ile yarışırcasına RES sayısı da her geçen gün artmaktadır.

Feldspat ve kuartz işletmelerinde çalışan işçilerin üçte birinde Silikozis hastalığı oluştuğu için işçiler bu işletmelerde en fazla 8–10 yıl çalışabilmekte.

Çevre kirliliği sonucu bu köylerde ölümlerin %80'ni kansere bağlı olur hale gelmiştir.

Bu bölgedeki kanser artışların bir sebebi de,1950'li yıllarda buralarda işletilen uranyum madenlerinin usulüne uygun kapatılmaması, bunların halen etrafa normal sınırın 500 katı fazlası radyasyon yaymasıdır.

Aydın’da artan tüm bu çevre kirliliklerine bağlı olarak bunların insan sağlığa etkisi de giderek artmaktadır.

2010–2013 döneminde Türkiye’de kanser vakaları %18,Aydın’da %42 artmış idi.

2014 yılında Türkiye’de yaşayan 747 kişiden 1, Aydın’da yaşayan 556 kişiden 1 tanesi kanser tanısı ile kamu hastanelerine yatırıldı. Aydın’da kamu hastanelerine yatan kanser hasta sayısı Türkiye ortalamasından %34 daha fazla.

2013–2015 döneminde Aydın Atatürk Devlet Hastanesi Onkoloji merkezine yatan Tıbbi Onkoloji hastaları %75,Radyoterapi+Tıbbi Onkoloji tedavisi gören hastalar %40 arttı.

Ekolojik dengenin korunması, havada suda toprakta kirlilik ve bozulmanın önlenmesi, çevrenin iyileştirilmesi için yapılan çalışmaların bütünüdür.

1972 Stockholm Deklarasyonu; İnsanın hürriyet, eşitlik ve yeterli yaşam koşullarını sağlayan onurlu ve refah içinde bir çevrede yaşamak hakkının olduğunu, insanın bugünkü ve gelecek nesiller için çevreyi korumak ve geliştirmek için ciddi bir sorumluluğu olduğu söyler.

Birleşmiş Milletler 1992 Rio Deklarasyonu; Sağlıklı çevrede yaşama hakkının insanın temel hakkı olduğunu, bireylerin çevre ile ilgili bilgilere ulaşabilmeleri ve karar süreçlerine katılmalarını “sürdürülebilir kalkınma ilkeleri” olarak kabul etmiştir.

Anayasanın 17'ci maddesi; Herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğunu söyler.

Anayasanın 56'cı maddesi; Herkes sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir der. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek devletin ve vatandaşın ödevi olduğunu belirtir.

Tüm bu süreç ve uygulamalardan da görüleceği üzere Aydın’da yaşayan halk enerji ve daha fazla kazanç adına, sağlıklarını, tarımını, tarım ürünlerini, gıda güvenliliğini, suyunu, toprağını, temiz havasını, ekosistemini, geleceğini, gelecek güvencesini kaybetme süreci yaşamaktadır.

Aydın halkı bu sürece müdahil olmayarak, susarak ya yok olacak ya da pek yakın zamanda topyekûn bu topraklardan taşınma kararı verecektir.

Peki, Aydın’a ve halkına dayatılan bu süreç ve kararlar ne adına? ve kim için? Veriliyor, uygulanıyor diye bakarsak bunun adı, “küresel sermaye” ya da diğer adı kapitalizmdir.

Kapitalizm artı değer yaratmak ve sürekli kar etmek isterken, bu kazancı da kimse ile paylaşmak istemez. Üretimin temel amacı insan gereksinimlerini karşılamak değil kazancını arttırmaktır. Doğal kaynakları meta olarak gören bu sistem yoksulluğu çoğaltmış, artan boyutta çevresel sorunlara sebep olmuştur.

Kapitalizmin yarattığı çevre kirliliğinin maliyetini ise toplum ve doğa ödüyor.

Ülkemizin toplam alanının ancak %6,5’i verimli birinci sınıf arazidir. Son yıllarda tarım dışına çıkarılan yüksek verimli tarım alanları toplamı 1.26 milyon hektardır.

Türkiye dünyada toprak rezervi azalan 20 ülkeden biri. Bu nedenle topraklarını çok dikkatli ve doğru kullanmak zorunda. Yine Türkiye son kırk yılda su kaynaklarının %50'ni kaybetti. Toprak ve su kaynaklarının korunması yaşamın sürdürülebilirliği için çok önemlidir. Kapitalizmde az gelişmiş ülkelerin ayakta durması kapitalizmin çöplüğünü oluşturarak mümkün kılınıyor. Bu sistem ve bu süreç ise dünyanın sonunu getiriyor.

İşte bu noktada Aydın ve Aydın halkı “keşke demeden önce” karar noktasında.

Bizlere yaşam ve gelecek hakkı tanımayan bu küresel sermaye güçlerinin çöplüğü olmayı tercih ederek yok olmayı mı seçeceğiz?

Ya da Aydın’ın zenginliklerini, ekosistemi koruyarak Aydın’da barış ve kardeşlik içinde, mutlu ve gelecekten umutlu, hep beraber yaşayabilmek adına halk için mi kullanacağız?

Dr. Metin Aydın

Aydın Tabip Odası Başkanı

İlk yayım yeri: http://www.aydintabipodasi.org.tr/haber.asp?idx=731

İlk yayım tarihi: 22 Ocak 2016

Kurultay tarihi: 9 Ocak 2016