Engelsiz Pedal Derneği…

Nereden başlasam ki? Altı ay önce falan bir etkinliklerinde yer aldım. ‘Bildiğimiz Olimpiyatların, paralelinde düzenlenen, engelli kişilere (para-sporcular) yönelik, 2020 Tokyo Paralimpik Oyunlarına ülkemizin hiç katılmamış olduğu yazgısını değiştirelim!’ alt ve üst metniye, yirmi tane engelli insanın pedal çevirerek yürümesini sağladığı metrobüsvari bir taşıtla, boğaz köprüsünü geçiyolardı, beni de arayıp bir ısrar kıyamet, ‘Aman Özgür Hanımcığım, canım Özgür Hanımcığım. Gelin pedal çevirelim.’ Doğruya doğru, sabahın köründe İstanbul’ un Anadolu Yakası’ na geçmek konusunda çok tereddüt ettim, zira ben Avrupa Yakası’ nda yaşıyorum ve etkinliğe katılabilmek için sabah beşte uyanmam gerekiyor. Etkinliği düzenleyen kişileri kardeşim tanıyordu ama o sırada Amerika’ da bir yerlerdeydi. Arayıp, tek bir soru sordum. ‘Değer mi sence?’ ‘Abla’ dedi ‘Değer, git mutlaka’. Gittim. (Kardeşime çok güvenirim de.)

Süperdi, hayatım değişti demeyeceğim. Ama samimi ve sabahın köründe canla başla pedal çeviren insanlar vardı. Bir de bunu gözlerinde bir parıltıyla yapıyorlardı. Dedim ‘Aha! Benim tek başıma yaptığımı, birlikte yapıyorlar. Ben burada olmalıyım.’ O zaman bağırın avaz avaz. ENGELLİLER İÇİN DEĞİL, ENGELLİLERLE. BİRLİKTE!

Sonra bir kahvaltı etkinliği yaptılar. Herkes güzelce tıkındıktan sonra çay, kahve, sohbet, muhabbet. Birden bir kamera çıktı ortaya. Başladı herkes kendini anlatmaya. Engelliler anlatıyor, ‘engelsizler’ aşık aşık dinliyor. Sorular hep sorun. Sorunlar hep şikayet. Üstü kapalı bir yakınma var havada. Kim kaparsa elinde kalacak, belli. Ana fikir de belli. ‘Yönetilen mi olacağız, yöneten mi?’

Akşam oldu evime geldim, ama kafamda bir ses. Susmuyor. Çok alışkınım kafamdaki seslere aslında, ama bu başka işte. Niye bilmiyorum ama bir başka. Sırf beynimde düşünmeye zorlamıyor beni. Kalbimde eko yapıyor sanki. Bas bas bağırıyor, soruyor avaz avaz: ‘Yönetilen mi olacağız, yöneten mi?’

Saatler sonra hâlâ aynı. ‘Yönetilen mi olacağız, yöneten mi?’ Kabustan uyanır gibi ‘Hayır!’ dedim. ‘Yönetmeyeceğim. Yönetilmeyeceğim. Birlikte.’

İşte o gün bugündür, yandan yandan sızdım ben derneğin içine. Yengeçlerin yürüyüşleri hep bir ilgimi çekmiştir, nedensiz.

Geldim, baktım ki; bir de ne göreyim. Her kafadan ayrı ve şahane sesler. Dahiyane fikirler. Zavallı, sakallı falan bir adamcağızda fikirler toplanmaya çalışılıyor. Dedim ‘ Eeee? Birlikte?’

Yandan yandan dedim ya? O yandan yandan birden balıklama oldu. Dedim ‘Şşşt! Hop! Tek başına ses güçlü çıkmaz. Fikirler kulaktan kulağa dolanmaz. Hep birlikte bağırmak lazım. Bir elin nesi var? İki elin sesi var.’

Sıvadım kollarımı. Koydum elimi koca bir taşın altına. Gördüğmden baya bir mutlu oldum. Çünkü taşın altı doluydu. Ben ne desem, ne sunsam, ‘Ki burada yapılmışı var!’ der gibi temeli sundular bana.

‘Al!’ dediler ‘Kur ütopyanı!’

‘E?’ Dedim. Tek başıma mı? Hadi birlikte!’