Hiç yaran oldu mu?

Olduğunu kabul ettin mi hiç?

Ona dokunmaktan korktun mu hiç ya da her dokunduğunda bir daha acıyacakmış gibi oldun mu?

Ben çok korkardım önceden. Acısını hiç bilmesem de, sanki ben dokunursam başkaları da dokunabilirmiş, dokununca da acıtabilirlermiş gibi hissederdim. Bu görünen, kapanmış, dikiş izi -kimine göre bir kaç santimlik doğrusal çizgi-, sanki dokunursam ortadan ikiye ayrılıp, önce parmaklarımı sonra ellerimi, beni içine alacakmış, hiç olmamışım gibi, yutacakmış gibi. Sanki yutabilirmiş gibi.

Hııı! Nereye yutuyor acaba?

Şaka bir yana da gerçekten korkardım yaramı hissetmekten ama di' li geçmiş zamanı boşuna kullanmıyorum. Bir gün, ki o gün hangi gün gerçekten bilmiyorum, dokundum ona ve korkmadım. Anahtar kelime korkmamak. Kelimeyi bırak işin özü, çözümü korkmamakmış. Ben korkmadım, dokundum ya ona, acımadı. Yutmadı da beni. Gıdıklandı. Kaşındı tatlı tatlı. Bir de tarif edemeyeceğim bir tuhaflık hissettirdi. Ama gerçekti işte.

Öyle gerçek ki yaram. Şimdilerde ne zaman inanmakta zorlandığım biri çıksa karşıma, ne zaman ‘Nasıl ya?’ Dediğim bir durumun içinde bulsam kendimi, ne zaman şaka gibi bir olay yaşasam, elim kafamın arkasını sıvazlıyorum boydan boya. Öyle gerçek ki yaram.

Tuhaf ama gerçek işte.