“ İç çekerek anlatacağım bunu,

bundan yıllar sonra bir yerlerde;

Yolum ikiye ayrılmıştı bir ormanda ve ben-

Ben gittim daha az seçilmişinden.

Ve bu oldu bütün farkı yaratan. “

Robert Frost


Şiiri çevirenin adını sanını bilmediğimden yazarınınkini not düşmekle yetiniyorum. Asıl konu şiirin manası. Dahası benim dünyamdaki anlamı. Bu dizeler, yıllardır beni ben yapan dizeler. Hayat ağacımın dallarında çiçek açtıran dizeler. Bu dizeler yaptığım her seçime imzasını atıyor. Seçtiğim yolu alırken ardımda izlerimi bıraktığımı bilmenin huzurunu yaşıyorum.

Bugünkü ben oluyorum. En önemlisiyse bugünkü beni seviyorum.

Ardına bakarsan önünü göremezsin dendiğinde, ‘ He canım he’ diyorum çünkü ben ardıma bakmazsam bir adım daha atamam, biliyorum. Aslında şöyle; ardıma bakıp da hiçbir şey fark edemezsem bir adım daha atamam.

Bisiklet sürmek benim için yürünmemiş yol. Aylar önce bisikletle yaptığım o sessiz sürüş bana öyle iyi geldi ki.

Bunu şöyle açıklayayım. Ben Bahçelievler’ de yaşıyorum. Bisiklete binmek için her gün kilometreler katedip Kadıköy’ e geliyorum. Engelliyim ve canım ülkemde toplu taşıma kullanamıyorum.

Kadıköy’ de ev kiralarına bakıyorum. Cık!

İş arıyorum. Engelli bir kadın olarak, bana kolay gelsin.

Ama bisiklet…

Sanki bisikletin üzerindeyken hayata nanik yapıyorum. Yürürken bana saçma sapan bakan, yanımdan önüme doğru adımlayıp yüzüme insandan başka her şeymişim gibi bakanlar var.Sırf o bakışları görmeyeyim diye başımı hep öne eğiyorum. -kambur olacağım.- İşte bisikletle onların yanından. başım dimdik geçiyorum.

Yaşamdan mola almak için seleye oturup, pedal çeviriyorum.

Hal böyleyken de Bahçelievler-Kadıköy, benim için mesafe olmaktan çıkıyor.

Şimdi de seçilmemiş yolumda yürümek yerine, denge hastası bir kadın olarak, o yolda bisiklete bineceğim.