19 Nisan Pazartesi öğleden sonra bir işim yoktu, evdeydim. Bisikletle gezmeyi çok istiyordum ama hava kapalı ve biraz yağmurluydu. Çok sayıda ılık, güneşli günlerden önceki son yağmurlu gündü.

Pencereyi açıp dikkatli bakındım; yağmur bazen çiseliyordu, bazen kesiliyordu ama hızlanmıyordu. Kısa bir sürüşe çıkmaya karar verdim. Yağmur hızlanırsa hemen dönerim diye düşündüm.

Narlıdere tarafına sürüp Şehitlik’ten Sahilevleri sahiline çıktım. Bisiklet yolu boyunca sürdüm, yol bitince durdum. Bisiklet yolunun bu ucunda asfalta bağlantı olarak bir rampa olmadığından normalde bisikletten inip bisikleti kaldırımdan yola indirip sonra tekrar binip sürüşe devam ediyorum. Bu sefer şöyle bir etrafa baktım, 50 metre kadar geride kaldırımdan yola…


Salgın sebebiyle evlere kapanmak zorunda kaldığımız, az ya da çok apokaliptik bir hisse kapıldığımız şu dönemde herkes birbirine karanlık tasvirli, distopyan gelecek konulu filmler ve diziler öneriyor. Tam da bu ruh hali içinde ben de size gözlerden kaçan, bence Türkiye’de değeri bilinmeyen bir İngiliz dizisi önereceğim: Years and Years

Türk izleyicisi streaming kavramıyla geç tanıştı ve Türkiye pazarına hızlı bir giriş yapan Netflix ülkemizde sektörü domine etti. Birçok kişi için tek film ve dizi platformu konumunda. Yani Türk izleyicisi için bir yapım Netflix’te varsa var, Netflix’te yoksa öyle bir yapım yok. …


Deprem sınıf ayrımı yapar mı? 30 Ekim 2020 depreminin en fazla etkilediği Bayraklı dezavantajlı bir bölge mi yoksa zengin mahallesi mi?

Yüzyıllardır İzmir’de gerçekleşen depremler içinde en şiddetlisini yaşadık. Günlük konuşma ve yazışmalarımızda deprem İzmir’de gerçekleşti diyoruz ama aslında 30 Ekim 2020 depremi Yunanistan’ın Sisam adasında gerçekleşti. Yine de İzmir’i şiddetli salladı. “Yüzyıllardır İzmir’i etkileyen depremler içinde en şiddetlisi” demek daha doğru sanırım. Bu konu altı çizilmesi gereken bir konu çünkü uzmanların açıklamalarına göre bu deprem beklenen büyük İzmir depremi değil.

İzmir’in tam altında kendi fay hatları var. Yine uzmanlardan dinlediğim, okuduğum kadarıyla şehrin güneyi boyunca Karataş’tan Narlıdere’ye uzanan bir…


90’lı yılların başında, hazırlıkta veya orta birdeydim. Ya ödev yapıyordum ya da bilgisayar başında oyun oynuyordum. Hangisi olduğunu hatırlayamıyorum çünkü her ikisini yaparken de radyo dinlemeyi seviyordum.

Özel radyoların ilk zamanlarıydı, devlet eliyle bir düzene sokulmamışlardı ve her bir ilçede bile bir sürü özel yerel radyo kanalı vardı. Bizim okulda benden bir üst dönemdeki Kemal, bu kanallardan birinde sunuculuk yapıyordu. Şarkıların arasında bir genel kültür sorusu soruyordu, cevap vermek için arayan dinleyicileri canlı yayına bağlayıp cevaplarını alıyordu. Soruyu doğru cevaplayana yerel işletmelerden bir hediye verip sıradaki parçayı çalıyordu.

Tabii İnternet diye bir şey olmadığı için doğru cevaplayabilmek için sorunun cevabını biliyor olmak gerekiyordu, beş saniyede bilgiye ulaşma imkânı yoktu.

O günkü sorularından biri “Avustralya’nın başkenti neresidir” oldu. Aslında bu soru, çoğunun aksine, İnternet olmasa bile yakınınızda ansiklopedi…


Ben de birçok çalışan gibi çalıştığım dönemde dizilere yeterli zamanı ayıramıyorum ve izolasyon döneminde, uzun süredir beklettiğim dizileri izliyorum. La Casa de Papel bunlardan biri. Yazı yazıldığı sırada üçüncü sezona devam ediyordum.

Bir dizi veya film izlerken, bir kitap okurken aklımda anlık meraklar oluştuğunu ve hemen o an merakımı gidermeye çalıştığımdan bahsetmiştim. LCDP izlerken de bir yandan diziyle ilgili pek çok bilgi topladım.

Mesela ekibin kampa girerek soygun planı yaptığı mülk ilgimi çekti. Neymiş diye bir baktım. İsmi Finca el Ganso. Dizide Toledo’da olduğundan bahsediliyor ama gerçekte Madrid’in 29 km kuzeybatısındaki Torrelodones kasabasında. Yapı, milli park benzeri özel bir koruma…


Eskiden anneler ve babalar günlerinin ticarileşmesinden şikayet ederdik. Şimdi ise bunun üzerine bir de sosyal medyayı sarması bir sorun haline geldi. Annemizle, babamızla bir fotoğraf paylaşıp iki güzel söz yazmamızın kime zararı var? Cevap: Annesini ve/veya babasını kaybetmiş insanlara.

Salgın sebebiyle yıllar sonra ilk kez bir anneler gününü baştan sona annemle geçirebiliyorum. Bir yandan da buruğum çünkü anneannemi ve babaannemi yakın zamanda kaybettim, onları arayıp sevindiremiyorum ilk kez bugün. Bugün instagram’da, facebook’ta insanların anneleriyle paylaşımlarını görmek için istekli değilim.

Düşündüm: Annem yanımda olduğu halde anneannesiz, babaannesiz bir anneler günü bana bu kadar üzüntü ve sıkıntı verdiyse annesini kaybetmiş olanlara ne…


Her ne kadar her şeyin internet versiyonuna, sanal olanına yönelsem de mektup gönderme ve alma konusunda eski usulü de seviyorum. Posta kutumda fatura dışında bir şey bulmak ya da insanlara bir şeyler göndererek onları mutlu etmek fikri hoşuma gidiyor.

Sydney’deyken bazı arkadaşlarıma ve aileme mektup gönderiyordum. Fırsat buldukça doğum günlerinde kart göndermeye çalışıyordum. Halbuki bu kişilere saniyeler içinde e-posta da gönderebilirdim ama işte o posta kutunda bir zarf, bir kart bulmanın mutluluğu bambaşka. Hele dünyanın diğer ucundan gelmiş bir şeyi elinde tutmak farklı bir his.


İnsanların refleks olarak tepki gösterdikleri bir konu veya olaya karşı gerçek bir eylemde bulunmak yerine genelde sosyal medyada paylaşımda bulunarak kendilerini rahatlatmalarına İngilizcede “slactivism” deniyor.

“Slacker” (tembel, uyuşuk) ve “activism” (eylemcilik) sözcüklerinin birleştirilmesinden oluşan slacktivism‘in Türkçe karşılığı yok. Ben “tembel eylemcilik“i uygun görüyorum. Bu durumda “slactivist” de “tembel eylemci” oluyor.

Dünyayı kurtarmak için buraya tıklayın. — Bill Melendez

Tembel eylemcilik tehlikelidir. …


Bir kitap okurken, bir dizi veya film izlerken içerikte geçen bazı “şey”lerle ilgili merak etme huyum var. Eğer bir şey okuyorsam okumama ara verip internette merakımı giderip okumaya devam ediyorum. Bir şey izliyorsam veya dinliyorsam yine aynı şekilde yayını durdurup internette merakımı giderip sonra devam ediyorum.

Eğer sinemadaysam bu merak giderme şekli uygulanamıyor tabi ki. Onda da filmden çıktıktan sonra aklımda kalanları araştırıyorum ama genelde çoğu aklımda kalmıyor. Yani merakımı hemen o anda gidermezsem o merak sonradan kaybolabiliyor, unutulabiliyor.

Birkaç örnek verdiğimde daha iyi anlaşılacak.

Örneğin University of Michigan tarafından hazırlanmış bir online eğitimi takip ediyorum. Michigan’ın başkentinin Detroit olduğunu biliyorum ve eyaletin adını taşıyan üniversitenin de eyaletin başkentinde olacağını düşünüyorum. Hoca eğitim sırasında yerlerden örnekler veriyor. “Ann Arbor” diyor. Hayatımda duymadım. Eğitim videosunu durduruyorum ve haritada Ann Arbor’a bakıyorum. Tahmin ettiğim gibi üniversitenin bulunduğu yer. Detroit’in içinde değil, yakınında. Ünversiteyi oraya kurmuşlar. …

Ozgur Aksoy

Mechanical Engineer • Entrepreneur

Get the Medium app

A button that says 'Download on the App Store', and if clicked it will lead you to the iOS App store
A button that says 'Get it on, Google Play', and if clicked it will lead you to the Google Play store