Milano (bazı) notlarım…
Geçen haftasonu Milano’daydım. Tüm gün gözlem yapma ve fikirler bulma şansım oldu. Gözüme çarpanların bir kısmını instagram’da paylaştım. Diğerlerini de kısa notlar halinde paylaşmak istedim.
Havaalanında bagaj beklerken, sonraki aşamada ne yapacağım ve ulaşım alternatifleri konusunda bilgilendirmeler çok doğruydu.

Heritage’ı sahiplenme hemen her yerde vardı. Havaalanında mesela havacılık müzesi vardı. Metro’nun girişinde eski bir tren motoru sergileniyor, mağazalarda yüzyıllık dikiş makinelerini görmek mümkündü.

Restoranlarda (bakery ağırlıklı) hoşuma giden “tüm gün” konseptlerini çok iyi oturtmalarıydı. Tüm gün insanlara servis edilen bir alternatif bulunuyor. Bu yüzden restoranlar hep çok kalabalık hem de iş modellerini çok oturtmuşlardı. Bu diğer şehirlerde pek görmediğim bir yapı. İtalyan mutfağına diyecek laf yok tabi ki, ama tüm gün operasyonunu güzel oturtmak dışında pazarlama adına parlak görmedim.

En fazla “fotoğraf çekmek yasak” geribildirimini milano’da aldım. Vitrinlerde yenilik tasarımın kendisi ile yapılıyor. Vitrin tasarımı birçok mağazada sahne tasarımı gibi yapılıyor. Bakınca çok gözalıcı. Ama içinde alabildiğim fikir çok az.

Fikirleri, detaylarda görmek mümkün. Mesela, buradaki yüz maketlerini çok beğendim. Her açıdan bakınca yüzün tamamını görüyorsun. Birçok sokakta mağazaya paralel yürüdüğünüz zaman yanından geçtiğiniz mağazayı farketmeyebiliyorsunuz. Bu gibi sorunları çözüyor.

Birçok mağazada, restoranda, fırında… çalışanlara özel kıyafetler tasarlanmış ve icat edilmiş. Mesela, hareket etmenin önemli olduğu yerlerde şalvar modeli bir kıyafet gördüm. Bu örnekte de gezici makyaj uzmanı görülüyor. Buradaki kıyafet fikirleri, daha çok fonksiyonel ve iş yapmayı kolaylaştıran.

İtalyanların, bunca moda geçmişlerine, zanaatkarlıklarına rağmen bir Zara, Mango veya HM gibi mass markalar yaratamamış olmalarına şaşırdım. Ve biraz da yapısal sebeplerini görmeye çalıştım. Benetton’da güzel fikirler vardı. Mesela, model kullanmayıp, bilgisayarların ürettiği, o şehirde yaşayan insanların ortalama yüzlerinden modeller kullanmaları mükemmel fikirdi.

Kimi sokaklarda yürürken İstinye Park veya Nisantaşında yürüdüğünüzü zannediyorsunuz. Markalar, vitrinler vb. hep aynı. Yeni fikirleri daha çok müzelerde, butiklerde veya indie (bağımsız) markalarda bulmak mümkün. Bir de herhangi bir sektörün gelişmesi için ekosistemin ne kadar önemli olduğunu görmeniz mümkün. Mesela, mağazanız için dünyanın en yaratıcı tasarım fikriniz var. Onu Türkiye’de kime yaptıracaksınız?
Mesela basit bir örnek, waitandsee mağazasında böyle mug’lar satılıyor. Ama bu mug’ları üreten firma aynı firma. Firma, gitmiş, o şehirdeki onlarca mağaza ile anlaşmış. Hepsine, o mağazanın kimliğine uygun muglar üretmiş. Mükemmel bir iş modeli. İş modelini, her zaman halkanın sonunda aramaya gerek yok. Bu tarz ekosistemler gelişmeden malesef komple pazarlama gelişmeyecek.

Yeni tip, geridönüşümden doğan yeni markalar doğuyor. Bence Türkiye’de desteklenmesi gereken alanlardan birisi. Direkt markalar tarafından da desteklenmeli. Mesela, bu bir kemer markası. Kullanılmış bisiklet ve otomobil lastiklerinden hikayesi olan, pahalı kemerler üretiyor.

Kapılar, kapı zilleri vb. en fazla ihmal edilen ve Türkiye’de pek yaratıcı çalışmasını görmediğim bir alan. Ben müşteri deneyimi yarattığım zaman ilk buradan başlarım. Çünkü, markayla dokunduğun ilk an akıllardan çıkmıyor. Beklendi bu anda şekilleniyor. Mesela bir restoranın kapısı.

İlk anlar gibi son anlar da akılda çıkmaz. İşte bir çiçekçinin paketleri.

Mudoc’taki Barbie sergisinde, bir konseptin nasıl binbir şekle girdiğini, nasıl sürekli güncel kaldığını ve neleri temsil ettiğini gördüm.



Nike mağazasında altıgen aynalı bir alanda ayakabı sergilemeyi gördüm. Nasıl ürünü her açıdan gösterdiğini görüp heyecanlandım. Sonra, benzer şeyi Armani ve birkaç mağazada daha gördüm. Muhtemelen çok bilinen birşeymiş. Keşfetmek yine güzel ama bu alandaki bilgi birikimine hayran kaldım.

Çin ve uzakdoğu gerçeğini her adımda hissediyorsunuz. Türkiye’de mesela Ülker’in Çin yeni yılını kutlamak dışında herhangi bir yerde bu bahsi görmemiştim. Mağazalarda Çin’ce yönlendirmeler var. Çin yeni yılını kutlamaya yönelik onlarca aktivite var.

İtalyanların her zaman her yerde ne kadar çok konuştuklarını gördüm. Alternatif italyanca beden dili kitapları hemen her yerde. Whatsapp bankacılığı, Eataly’de whatsapp ile sipariş vermek gibi konuşma temelli onlarca pazarlama iletişimi detayı var.

Ambalajlama üzerine birçok güzel ayrıntı. Bence bu işin 101'i. Ürünün nasıl kullandırılacağını hayal ettirmek. Aksesuar işleri özellikleri bu detayda iyi işler çıkarıyor. Bu örnek eataly’den

Bu kuralın zirve noktası budur benim için. 10 corso como’dan.

DHL ve eataly’nin ortak sevkiyat kampanyası. “mağazada al, DHL dünyanın neresinde olursa olsun teslim etsin.” Lojistik, yalınlaştıkça ve hızlandıkça burada çok yeni fırsat doğacak.

Ambalajın ürünün en önemli parçası olabileceğini 10corsocomo’da gördüm. Markalı, harika tasarımlı poşetler, ambalajlar, stickerslar…

Bir tasarım mağazasından yine. Arka planda tasarımcının ürünleri tasarlarken ki çizimleri çerçevelenmiş. Ürünün hikayesini zenginleştiriyor

Bir mesajı olan çok az vitrin gördüm. Görünce de fotoğrafladım. Dediğim gibi tasarım ve görsel olarak mükemmel vitrinler var. Ama fikirler mesajlarda ve interaktivitede.

Dev kitapçılar…

Bir tasarım trendi olarak logolar ve markalar. Hem kiyafetlerde, hem modern sanat müzelerinde, hem çantalarda…

Sephora her zaman mağaza için yerleşim ve kasa önü konusunda benim için mükemmel örnek.

Lagazettadellasport, tarihi başlıklarını, kapaklarını vb. bir işe dönüştürmüş. İnsanlar gerçekten de maç sonucunu öğrenmek için ertesi gün gazete okumuyor. Başka bir sebep var.

Elektrikli araçların aslında yeni bir araç türü olmadığı, paylaşımlı ekonominin bir parçasının ve sahiplik konusunda yeni bir anlayışı doğurduğunu hissettim. İtalya’nın en büyük petrol şirketi (insanları bir yerden bir yere taşımak için gerekli petrol’u satan şirket) de bu işe girmiş. İşi petrol satmak değil, insanların taşınmasını sağlamak olarak tanımlamış.

Bu örnek en sevdiğim mesajlardan. Moda halı markası, vitrinlerde manken ve mankenlere giydirilmiş halı kullanıyor. Medium is the message…

İsviçre konsolosluğunu ve altındaki isviçre cafe’sini gördüm. Her işin, konsolosluk işinin bile 3C’ye dönüşeceğini hissettim. 3C: (content, community ve commerce)

Teşekkür etmenin ne kadar önemli olduğunu gördüm. Bir mağazada bana çok yardımcı olan Elizabeth isimli satıcı için bir teşekkür notu yazdım mağazada. Birçok kapı açıyor.

Prada sergisindeki bu sergi çok hoşuma gitti. Gerçek dünyada network haritası gibi. Dahiler birbirlerine nasıl bağlı…

Yine prada müzesinden sıradışı düşünmek üzerine çok uygulanabilir bir fikir.

İstanbul’da mümkün olan her yerde, ülkelerin bayraklarına yer vermeliyiz. Belki havaalanı yolunda. Hem misafirperverlik için hem TR’nin vizyonu için. Bu örnek Expo fuarı için ama TR bayrağı görünce insan mutlu oluyor.

Tiger mağazasının vitrini. Vitrinler hem içerideki müşterilere hem de dışarıda yürüyen insanların gözhizasına göre tasarlanıyor. Bu basit gerçeği atlayan o kadar çok büyük mağaza var ki…

Ürünü koleksiyon ürünü haline getirmek. İnsanların toplayıcı eski beynine hitap etmek. Çikolata örneği…

Mutfak sergisinde, ocak mazgal tasarımında bile bir milyon detay olduğu, onlarca tasarım problemini çözmek gerektiğini görüyorsunuz ve hissediyorsunuz.

Modern sanat müzelerinde onlarca güzel fikir var. İtalyan modasına baz veren 9 kelime sergisinde mesela ürün sergileme konusunda çok güzel detaylar vardı.
