Baş Edilemez Bir İçerik Üreticisi Olmanız İçin Sahip Olmanız Gereken 5 Kritik Özellik

Öznur Doğan
May 10 · 5 min read

İçerik üretmek ne dışarıdan göründüğü kadar kolay bir iştir ne de kolaylıkla geliştirebileceğiniz bir iştir. Uzun süre boyunca üzerine çalışmanız, anlatımı güçlendirmeniz, detayları kaçırmamanız ve yazdığınız içeriğinden arkasında durabilmelisiniz. Teknik tüm bilginin dışında içerik üreticiliği birkaç özellikle birleştiğinde ise mükemmel sonuçların ortaya çıkması kaçınılmaz bir hal alır.

Biliyorsunuz ki içerik görmediğimiz bir dakika bile yok. Birbirinden farklı formatlarda içeriklere sürekli olarak maruz kalıyoruz ancak çok az içeriği hatırlıyor, arkadaşlarımızla paylaşmak istiyoruz. Birazdan bahsedeceğim özelliklerle içeriklerinizi harmanlarsanız işte o paylaşılan, okurken keyif alınan içerikler sizin içerikleriniz olabilir.

İlk özellik: Öğrenmeyi bilmek

Öğrenmek hem çok kolay hem de çok zordur. Bunun sebebi okuduğumuz ya da dinlediğimiz herhangi bir şeyi öğrendiğimizi düşünüp bunun üzerine çalışmamamızdır. İşte bu noktada öğrenmeyi bilmenin ne kadar önemli olduğunu, ne kadar hayati olduğunu görürüz. Çünkü öğrenmeyi bilmek, öğrenmeyi öğrenebilmek daha iyiye gitmemizin en temel kriterlerinden birisidir.

Aslında bu özellik her iş alanında geçerli ancak içerik üreticiliği noktasında çok daha değerli bir hale geliyor. Çünkü içerik hazırlarken sürekli olarak bir şeyler öğreniyoruz. Örneğin bize gelen brief ile birlikte yeni bir marka öğreniyoruz, markanın dijital varlıklarını kontrol edip ona dair daha fazla bilgiyi elde ediyoruz. Daha sonrasında bu briefe bağlı olarak üretmemiz gereken içerik için araştırmalar yapıyor ve sonrasında içeriği ortaya çıkarıyoruz.

Bu içeriği doğru yazabilmek, SEO ile destekleyebilmek için SEO’yu öğreniyoruz. Liste bu şekilde uzayıp gidiyor. Burada önemli olan nokta ben öğrendim deyip kenara çekilmemek, öğrenmenin bir yolculuk olduğunu ise asla unutmamak.

İkinci özellik: Hikaye anlatabilmek

Son zamanlarda kendini “storyteller” yani hikaye anlatıcı olarak adlandıran pek çok insanla karşılaşmışsınız. Sosyal ağlardaki hesaplarında kendilerine bu unvanı verirler, hayatlarını bir hikaye anlatıcısı olarak idame ettirdiklerini belirtirler. Peki hikaye anlatıcılığı nedir? Hikaye anlatabilmek neden önemlidir?

Herkesin bir hikayesi var fakat bazı hikayeleri dinlerken kendimizden geçiyor, bazen motivasyonla doluyor bazen de hiç tahmin etmediğimiz kadar üzülebiliyoruz. Çünkü bazen önemli olan hikayenin kendisi değil hikayenin nasıl anlatıldığı oluyor. Hikaye anlatıcılar da kendi belirledikleri konuda, kendi yarattıkları ya da sahip oldukları üslupla deneyimlerini aktarıyor, öğütler veriyor, bilgiler paylaşıyorlar.

Bizler de içerik üretirken bir hikaye anlatıcısı gibi davranmalıyız. Yazdığımız içeriğin yalnızca internetin derinliklerinde yer alması için değil insanları etkilemesi, onlarda yeni bir motivasyon ortaya çıkarması ve daha ileriki aşamada aksiyona geçirebilmesi gerekiyor.

Peki hikaye anlatabilmek nasıl gelişir? Çok basit :) Hikaye okuyarak, kurgu okuyarak. Okuduğumuzda zihnimiz hangi hikayeleri nasıl anlatabileceğimizi çok daha net bir şekilde görür. Böylece günün sonunda adeta bir yazar gibi, bir ozan gibi yazmaya başlayabiliriz.

Üçüncü özellik: Tutarlı olmak

Bu özelliği biraz daha kendi üslubuna sahip olmak olarak da düşünebiliriz ancak üslup zamanla oturan, zamanla gelişen bir şeydir. Tutarlı olmak ise üslup yaratmanın temeli. İçerik yazdığımızda, yeni içerikler ürettiğimizde kendi yazılarımız arasında bir tutarlılık olması gerekir. Tabii ki bunu briefe uygun içerik yazdığımız zaman dışında yapıyoruz. Çünkü talebe yönelik içeriklerde bize verilen bilgiler ışığında içeriği oluştururuz. Ancak eklemeden geçmek istemiyorum, X markasının sürekli olarak içeriklerini üretiyorsak tutarlı olmamız gerekir, sürekli ve tekrarlı işlerde tutarlı olmak en önemlisidir.

Tutarlı olduğumuzda hem kendi gelişimimizi görebilir, hem de zamanla dilimizin ve anlatım tarzımızın hangi noktaya gittiğine şahit olabiliriz. Çünkü sahip olacağımız bu özellik bize kendimizi eleştirme fırsatı da verecektir.

Dördüncü özellik: Kendini eleştirebilmek

“Ben eleştirilere çok açığım…” dediğinizi duyar gibiyim. Hayır, aslında eleştiriye sandığımız kadar da açık değiliz. Hatta eleştiri duymak istemiyoruz çünkü yapımıza ters. Bizim egolarımızla çatışacak herhangi bir şeye katlanmak dahi istemiyoruz. Peki doğru mu yapıyoruz? Tabii ki hayır!

Eleştirilere açık olmak için öncelikle kendimizi eleştirmeyi bilmemiz, kendimizi eleştirebilmemiz gerekiyor. Bir içeriği yazdık, aradan kısa bir vakit geçti ve içeriğe geri döndük. Birkaç şey gözümüze batıyor, eleştireceğiz ama tam da emin değiliz. Tamam! Eleştiriyoruz. İşte tam olarak da o noktada eleştiriyoruz. Özellikle bizi rahatsız eden, olmaması gerektiğini düşündüğümüz bir durum söz konusu ise ya da aklımızda minicik bir soru işareti dahi varsa hemen kenara çekilip kendi içeriğimizi eleştirebilmemiz lazım.

Kendinizi eleştirebilmek için şu soruları sorabilirsiniz:

- Brief’i doğru anlamış mıyım?

- İstenileni verebilmiş miyim?

- Gereksiz cümleler kurmuş muyum?

- Anlatımda bozukluk yaratmış mıyım?

- Ben kullanıcısı olsam bu yazıyı okur muyum?

En önemlisi son soru. Çünkü kendi okumak istemediğimiz hiçbir yazıyı başkasına da okutmamalıyız.

Beşinci özellik: Geriye dönük yorum yapabilmek

Kendini eleştirmenin bir diğer parçası olarak görebiliriz bunu. Aslında dijital dünyada bir adı dahi var: retrospektif. Bir yazı yazdık, teslim ettik ya da bir projede yer alıyorduk ve proje sonlandı. Artık retrospektif zamanı. Neyi iyi yaptık, neyi kötü yaptık, neyi daha iyi yapabilirdik gibi soruları kendimize ya da ekibimize soruyoruz. Böylece geçmişten öğrenmiş, ders çıkarmış oluyoruz. Fark ettiyseniz yine öğrenmeyi bilmek özelliğine gelmiş oluyoruz. Yalnızca yeni bilgiler değil hatalardan da öğrenmeyi bilmemiz gerekiyor çünkü.

Tüm süreç sonunda kendimize neler kattığımızı da düşünmemiz lazım. Bu iş bana ne kattı, kendimi geliştirebildim mi yoksa operasyonel bir iş miydi? Bu işi nasıl daha iyi yapabilirdim? Ve sonrasında keşif başlar. O işi nasıl daha iyi yapabileceğimizi araştırarak zincirin en başına döneriz.

Toparlarsak;

- Kendinize sorular sormaktan çekinmeyin

- Hatalardan mutlaka öğrenin

- Hikaye anlatabilmek için bol bol kitap okuyun

- Sıklıkla yazın, tekrar edin, alıştırma yapın

Ama ne olursa olsun tutarlı olmaktan vazgeçmeyin. Tutarlı ve sürerli her iletişim başarıya odaklanır.

Öznur Doğan

Written by

Content creator, digital marketing addict, gamer, atom ant. Digital Marketing Strategist.