Akademik Egosu İle Her Şeyi Çözen(!) Akademisyen

Bugün Facebook’da nereden geldiğini bilmediğim bir arkadaşımın bir gönderisini gördüm. Basitçe anlatmak gerekirse oyun geliştirme ve emek faktörü, arkadaş elinden geldiğinde hazır içerikleri birleştirip oyun yapamayanlardan bahsetmiş.

Buraya kadar sorun yok fakat ilgimi çekti çok kolay bir konuda 2 beğeni ve 55 yorum var. İnip bakınca fark ettim ki ortada bir kargaşa var herkes konuyu farklı anlamış. Ama tabii ki burada bu yazıyı yazmama sebep olan “çok kıymetli” okulun çok kıymetli hocası var. Oyun sektöründen şöyle böyle tanıdığımız arkadaşların yorumları var ve arada bizden olmadığı çok belli bir yorum. “Boktan fikirler için uğraşan adamların emeğine saygı duyulmaz emeğe saygı duyulması gerekmez.”

Tamam çok güzel fikir ama burası ile alakası tam olarak ne? Tamam hadi konu yorumlarda buraya geldi diyelim, yoruma cevap olarak öğrencilerinden biri “hocam ama boktan fikirler de bazen iş yapmaz mı” demiş. Ve burada akademik ego başlıyor. Sektörde onca oyun yapmış, yüzlerce web site tasarlamış, onlarca girişim yapmış vs. şeklinde devam ettirilebilecek ve geyik halindeki kalabalığa kin kusan bir hocamız var… Sinir harbi evresi geçince bir şeyler anlatmaya başlıyor “Baklavanın hamuruna tuz koyarsan kimse sana hamuru yoğururken emek çektin demez” bir çok konu için bahsettiği şey doğru küçük bir hata bile büyük bir emeği yok edebilir hele ki en temelde yapılan çok büyük bir hata… Ama oyun böyle bir konsept değil. Oyunda temelde bu şekilde bir “hata yaptığınızda” ortaya tuzlu baklava gibi bir hezeyanda çıkabilir Chai Spiced Cheesecake gibi muazzam bir lezzette ve herkes tatlı baklava sevmek durumunda değil. Ama maalesef ki Yar. Doç. hocamız yorumlardaki tamamı kendisinden daha düşük akademik unvanlara (çoğunlukla öğrenci bir kaç mezun iki üç de mba.) sahip bizlere en sonunda “ben bıdı bıdı(boğaza yakın çay içmesi keyifli okullardan biri) üniversitesinde yar. doç. bilmem kimim” daha sonrasında konuyu takip edemedim açıkçası.

Ben okulda okuyacağınıza limon satın daha çok şey öğrenirsiniz görüşüne katılmıyorum. Okul sırasında yapılan işlerin çok daha keyifli, güvenli ve beynin yaratmak ihtiyaç duyduğu tembelliği sunan bir çalışma/öğrenme şekli olduğuna inanıyorum ama bu gibi egolarına mastürbasyon yapmak için isimlerinin önündeki en fazla 5 harflik unvanları kullanan ve bu camianın dışındaki her şeyi “boktan” olarak gören bu insanlar da insanı okuldan ve “akademi” kavramından soğutuyor.

Niye bilişim sektöründe istediklerimizi yapamıyoruz, niye yaratıcı beyinlerimiz yok, niye iyi filmler çekemiyoruz, niye iyi eğitimciler yetiştiremiyoruz? Sorularının hepsinin temelinde bu insanların hataları var. Tabii ki her okulda harika hocalar da mevcut, ve tabii ki okulun verdiklerinin ötesine geçenler de mevcut. Ama toplumun geneli en kötü şekilde yol alıyor. Zaten bir şeyler üretmek ve öğrencilerle iş yapmak isteyen hocalarda akademinin genel halinden sıkılıp olaydan uzaklaşıyor veya tüm hayat amacı bir üst level akademisyen olmak olan hocalar en üstte olduğu için fırsat bulamıyor. Bu yüzden verimli bir üniversite eğitimi mümkün olmuyor. Üniversite’nin esas amacı olan bilgi üretmek ise tamamen güme gidiyor. İntihaller, adam kayırmalar vs.ler gırla…

Slikon vadisi olsun, film çekilsin, çocuklara radyo açalım, ödev olarak iş yaptıkları projeler verelim diye düşünen hocaların tüm emekleri güme gidiyor zira alacağı maaşı arttırmak iş yapmaktan daha önemli hale gelmiş oluyor. Durum böyle olunca da üniversite pahalı bir liseden başka bir şey olmuyor.

Birkaç küçük okulun bu konuda avantajları var. İçerideki Amerikan üniversite ortamı ve küçük olması dolayısıyla oluşan brotherhood mantığı ile “kanki” olarak mezun olduktan sonra iş yürütebilmekteler. Onun dışında da maalesef üniversitenin çok bir faydası yok.

Konuya nereden başlayıp nereye geldim kusruma bakmayın buraya kadar okuduysanız ne mutlu.