Deleuze…
Kendisinden çok şey öğrendiğim filozof Gilles Deleuze’ün ölüm yıldönümü bugün. Tek başınalığın içindeki kabileye işaret etmişti Deleuze, yalnızlığın "izole" olmakla hiçbir alakasının olmadığına, dinginliğin o kuvvetine de. Kalabalıkların, insanı fikri olmadığı durumlarda dahi bir şeyler söylemeye iten köreltici, sağırlaştırıcı, itaatkâr işleyişine direnmek gerektiğini defalarca vurgulamıştı. "Fazla konuşmayarak, fazla hareket etmeyerek sahte hareketleri önlemeye" yönelik güçlü bir çağrıydı, onun felsefesi.
Dahası, yaratmakla "kurnazlık yapmak" arasındaki, görülmesi zor o ince farka dikkat etmemiz için uyarmıştı bizi: ilki "azınlık olmak" ile ilgiliydi, ikincisi ise, çoğunluğun içinde, ona boyun eğerek "-mış" gibi yapmanın biçimiydi. Öyle ki, çoğunluğun değerlerini üretip "karşıymış" gibi yapmanın en itibarlı yoluydu bu "kurnazlık".

Nihayetinde, Gilles Deleuze benim için, hayatı "kara deliklerden" ibaret gören, "beyaz duvara" iğnelenmeyi maharet sayan (şan/şöhret gibi) zehirli bir yaşama ve o yaşamın müritlerine karşı mücadele etmek, demektir. Kanonik bir figür değil; sahte hareketlere, sahte dostluklara karşı siper görevi gören bir "dost"tur.
