arada kalanlar

Uzun zamandır yazamadım, eve dönünce düzenim çok değişti tabi. Meditasyon da çok sekteye uğradı. Eskiye oranla az yapabilsem de tam olarak odaklanabildiğim seferlerden sonra hala kendimi çok iyi hissediyorum, üstelik karşıma çıkan sorunları daha sağlıklı handle ediyorum, ve çok daha güçlü bir duruş sergiliyorum. Serhat meselesini bu sayede hallettiğimi hissediyorum, sanırım bir çeşit arkadaş kalmaya ikna ettim ve kendimi daha net ifade ettim. Bilgeyle de durumları meditasyondan sonra daha açık konuşabildik sanki. Hala kustuğunu itiraf etti, doktorla görüşmeyi kabul etti. Ona iyi bir doktor ayarlama işi aklımda.

Biraz Burhan’dan bahsetmek istiyorum. Bugün onunla buluşmak ve Bilge hakkında fikirlerini almak, dürüst olmak gerekirse biraz da öylesine buluşup konuşabilme seviyemizi test etmek istemiştim. Tatile gidiyormuş yoldaymış, bu son derece normal haber saçma şekilde onu kıskanmama sebep oldu ve bu yüzden kendimden utandım. O tatile çıktığı ve ben çıkmadığım için kıskanmak gibi değil, onu eşitim gördüğüm için, deneyimlerimizin eşit olması gerektiğine dair içimde saçma bir takıntı taşıyorum. İnsanların sahip olduklarına değil ama deneyimlerine imreniyorum. Kendi deneyimlerimi daha güzel bulduğum zaman anormal bir tatmin hissediyorum. Mülkiyetçiliğin farklı bir çeşidi sanırım, anılarıma commodity muamelesi yapıyorum. Bunun üstüne çalışmam gerek. Kendime not.

Burhan diyorduk. Bir ay kadar önce yanıma çağırdım Dilara ve Bilge de vardı, tesadüfen Kadıköy’deymiş Azizcan ve Şafakla beraber geldiler. Doğan’ı sevgilisiyle gördüğüm için moralim bozuktu, iki adım karşımda kızla el ele tutuşup öpüşüyordu evet. Thank god daha önce twitterda görüp anlamıştım da depresyonunu savuşturdum, o gece ilk kez öğrenseydim muhtemelen yıkılırdım… Yaptığının ayıbından bahsetmiyorum bile. Görüştüğü biri olduğunu söylemeyi çok görüp, iki adım karşımda hanım kızın ağzını yemek daha mı karakter sahibi bir hareket oldu? Yalnız bu vesileyle ilk defa öpüştüğüm birinin öpüşürken dışarıdan nasıl göründüğünü görmüş oldum, ilginç bir deneyimdi. Zaten olaydan yarım saat sonra Burhan’ın kucağında eve gidiyor olduğum için (6 kişi arabaya anca öyle sığabildik lol) pek umrumda olmadı. Azizcan o gece genel olarak baya iyi davrandı ki bu çok hoşuma gitti tahmin edersiniz, beraber contact oynayıp müzik dinledik. Burhan balkonda kollarını iki yanımdan geçirip Sadece Senin Olmak dinletti ve ben de ona yaslandım. Sonra ona vurmaya başladım ve onu sinirlendirdim ve elini yüünü yıkadıktan sonra seviştik. Yine erken boşaldı ama iyiydi, mutfakta kucağına oturup su içirdikten sonra ikinci postaya gidecektik ama orada da “şu an her erkeğin olmak isteyeceği konumdayım ve SİKİM KALKMIYO” demesine sebep olacak şeyler yaşandı lol. Neyse ne konu Burhan olunca bu tarz ayrıntılar çok önemli olmuyor artık malum. O günden daha önemli olansa, iki hafta önce beraber ot yaptık, bunun bizi bir adım daha yakınlaştırdığını hissettim. Zaten farklı bilinç seviyelerindeki buluşmaların insanları yakınlaştırdığına inanıyorum hep, Çağım’a da o yüzden o kadar yakın hissetmiştim kendimi. Çağırdığımda hemen kabul etti ki sanırım bunun beni şaşırtmayı artık bırakması gerekiyor, otu da kendisi ayarladı, Bilge’nin sınav sonrasıydı üçümüz takıldık bizim evde. O kadar samimi, o kadar kendisi gibiydi ki hep böyle olabilmemiz düşüncesi beni hem duygulandırdı hem de biraz korkuttu. Kaybetme korkusu? Emin olamadım. Balkona minderleri atıp 4 dal döndük, Bilge sadece birine katıldı ve doğal olarak hemen uyuyakaldı though. Gerçi uyuyana kadar gördüklerini aktardığı kadarıyla, o gece çok güzel görünüyormuşum ve Burhan da bütün gece beni izlemiş, hihi. Fiziksel olarak da çok yakındık, ayaklarımı göğsünde ısıttım o da kendi ayağını göğsüme doğru uzattı ve ben de sarıldım. Ayağımı gıdıklamaya başladığında pozisyon değiştirip göğsüne sarıldım ve bu sefer de amımla oynamaya başladı, sonra doğal olarak yatağa taşındık. Muhtemelen yaptığımız en iyi seksti. Otun etkisi var mıydı bilmiyorum ama ikimiz de çok daha tutkuluyduk, saksoma (“erken boşalmamalıyım ama uff çok güzel”) iltifat bile etti, aynı anda da eğilip belimi ısırarak beni parmaklıyordu. Sonra hızlıca pozisyonumu değiştirerek beni uzun uzun yaladı ve sikti, erken de boşalmadı. Salona dönüp sigara içtik, sonra koltuğun iki ters ucunda ben triplere girerken çok ilginç bir şey oldu: hayatımda ilk defa halüsinasyon gördüm, hem de korkutucu bir tane. Burhan’a bakacaktım, koltuğa uzanmış duruyordu, onun dik duran ve çarpık bir versiyonunu gördüm, iki yandan bastırılmış gibi duran yüzü sanki bana bakıyordu. Gözlerimi kırpıp açtığımda da gitmedi ve duyduğumda beni bile korkutan bir çığlık attım (Bilge o çığlığa bile uyanmadı, evet karşı apartmandan yankılanan o çığlığa…). Burhan bir daha öyle bir şey görürsem çığlık atmak yerine onunla konuşmamı tavsiye etti, ben de fırsattan istifade göğsüne yatıp ona sarıldım. Otlu olmanın etkisiyle vücudu bana her zamankinden daha ilgi çekici geliyordu, bütünden ziyade parçalar olarak. Parmağımı teninde gezdirdim, yüzüm kedi gibi göğüs kıllarına sürdüm ve ellerimizle oynadım. Parmak uçlarımız, elindeki çizgiler, baskıların şiddetinin uyandırdığı hisler, ve elimi elinin içinde hızla döndürdüğümde ten renklerimiz birbirine karışırken aradaki karanlığa dokunuyor, onu şekillendiriyormuş gibi hissedişim. Neredeyse büyülüydü. Balkonda dizlerimiz değerek oturduğumuz ve deli gibi güldüğümüz ve ay ışığının yüzüne vuruşu gerçekten büyülüydü. Her zamanki gibi, sabaha kalmadı: üzücü olduğu kadar rahatlatıcı bir alışkanlık. Balkonda uzanıp günün ağarmasını izledim ve sonraki bir haftayı 39 derece ateşle, koluma hayatımda ilk defa serum bağlatmak zorunda kalarak geçirdim. Her saniyesine değdi. Bacağımı sokup üçüncü bir göt lobu boyutunda şişmesine sebep olan korkunç arımsı böceğe bile. Değdi.

Geçtiğimiz yollar ve geldiğimiz noktalar çok önemli, özellikle de bu yolların lineer olmadığını fark edebilmemiz için. Leguin “geçmiş ve gelecek, bellek ve istekle şu anın bir parçası yapılmadığı takdirde, insan terimleriyle hiçbir yol, gidecek hiçbir yer olmadığı”nı yazmış. O yol hiçbir zaman düz değildi, ulaşılacak tek bir yer yoktu. Kader bize bu yolla beraber belki sonsuz sayıda alternatif yol hazırlamıştı ve karakterlerimiz böyle olduğu için, biz böyle istediğimiz için bu yolu seçtik. Şartlarımız böyle olduğu için ve bu şartları bu şekilde değerlendirebildiğimiz için minnettarım.

Teşekkür ederim. Baş edebildiğim ve “acının içinden geçtikten sonra” apaydınlık yerlere çıktığım tüm tüneller için. Sükunetimin gücümden geldiğini gördüğüm anlar için. Dönemi şaşırtıcı şekilde de olsa geçebildiğim için (yes!) hehe. Her şey için. Teşekkürler.

Show your support

Clapping shows how much you appreciated pilart’s story.