Birini gözünde büyütmenin dayanılmaz ağırlığı

Yahu kaç gündür noluyoruz diyorum, aşık falan mı oldum? Sürekli onu düşünüyorum, üstelik o aynısını yapmıyor diye sinirleniyorum. Bir gün ondan ilgi alamasam geriliyorum, tek mesajıma cevap atmasa dünyanın sonu geliyor. Ya çıkıp ne münasebet demezler mi adama? Aramızdaki ilişkiye olduğundan fazla, kendime olduğumdan az değer biçtiğim için hem ilişkiyi parçalıyor hem de kendimi kötü hissediyorum. Anları ve sadece anları yaşamayı, güzel ya da kötü, mutlaka geçtiklerini teoride bilip pratikte uygulayamamak beni yoruyor.

Asıl mesele bunu bir karakter sorunu haline getirmem. Birileriyle yatıp kalkınca bu ben değilim, birinden hoşlanınca zaten hiç karşılık alamam ben böyleyim diye düşünmeye başlıyorum. Halbuki bu benim karakterim değil, bu benim alışkanlığım. Belki Ozan’dan beri ona karşı hissettiklerimi başkasına da hissedebilmek için kendimi kandırdığımdan, belki Tom’dan beri hayali ilişkilerde comfort bulduğumdan. Ama artık 13 yaşında değilim ve bu hayatın bana öğrettiği şeyleri daha fazla görmezden gelemem. Sırf yerlere çöküp yataklara yığılıp birileri uğruna ağlamaktan hastalıklı bir zevk alıyorum diye, sırf hayatım böylece daha anlamlı görünüyor diye gözümün önündeki gerçeği inkar etmek aptallık. Neslimin en büyük problemlerinden biri buna duyduğu bağımlılık ve bu sadece zavallıca. Sorun şu ki hiçbir şey yapmıyoruz, üretmiyoruz, çalışmıyoruz, yaratmıyoruz ve elimize kalan bomboş yıllarımızı anlamlı kılmak için onu birilerine sarma ihtiyacı hissediyoruz. Halbuki en saf, en temiz duygular olması gereken hislerin ağırlığı bu kadar fazla değil. Sosyal medya bize her günün her saati ilgi çekmek zorunda olduğumuzu haykırıyor, biz de gerçek bir endorfin yüklemesi yerine küçük dopamin shotlarıyla hayatta kalmaya çalışıyoruz. Dikkatimizi dağıtacak çok fazla şey ve her zaman bizden daha iyi durumda görünen birileri var. Yarışmak zorundayız, en çok biz eğlenmeliyiz, en çok biz seks yapmalıyız, aşık oluyorsak da en körkütük biz aşık olmalıyız. En güzel ilişki, en romantik hikaye bizimki olmalı. Oysa gerçek hayat böyle bir şey değil ve bu yanılgıda yaşayıp gitmeye çalışanların er ya da geç ayağını kaydırıyor.

Duygularıma karşılık alamamaktan, karşımdakini hep başkalarına “kaptırmaktan” duyduğum korku karşımdakileri hep başkalarına itiyor. O kadar güçlü inanıyorum ki sevilemeyeceğime, bunu gerçek kılıyorum. Kendimi flörtte iyi, ilişkide başarısız olduğuma inandırmışım. Sekste iyi, sevilmede kötü… Bunların bu kadar ayrı konseptler olduğuna bizi kim inandırdı ki asıl? Her insan birbirinden farklı olduğu gibi her insanın başka insanlarla kuracağı ilişki kombinasyonları da birbirinden farklı. Kimisiyle tek eşli, kimisiyle çok eşli ilişkile kurmak isteyebiliriz. Çok iyi sevişip, saatlerce sarılıp sonra aylarca görüşmek istemeyebiliriz. Her dakikamızı beraber geçirmek isterken birden soğuyabiliriz. Karşımızdakinin kalbini kırmadan çıktığımız sürece zararda değiliz. Kendi kalbimizin kaldıramayacağı çok az yük olduğunu öğrendik zaten.

“Dünyada milyarlarca insan var herkesin yeri az çok doluyor” dendiğinde hep sinirlenirdim, kabul etmek istemezdim. Önceki ilişkiye saygıdan bile olsa, kimsenin yerinin dolmayacağına inanırdım. Şimdi fark ediyorum ki kimsenin yeri dolmak zorunda da değil. Hayatına giren yeni birini öncekilerden farklı bi yere koyabilirsin, kalbin o kadar küçük değil. Kendi adıma da kimsenin muadili olmak istemem, tanıştığım kimse başkasının muadili olsun da istemem. İnsanlara nesne muamelesi yaparak sağlıklı ilişkiler kuramayız. Ama bu kimse yüreğimizin tek fatihi, üstüne bir daha kimse sevilemeyecek biri olmak zorunda demek de değil. Toplumsal baskı insanlara ya olduğundan fazla anlamlar yüklemeye ya da hiç anlam yüklememeye zorluyor bizi. Hiçbir çizgi o kadar kalın değil.

İnsanları ve hayatı öğrenmeye devam ediyoruz. Benim kendi adıma şimdiye kadar çıkardığım en büyük ders insanları gözümde büyütmemek gerektiği oldu. Hiçbir duygu uçlarda yaşanmayı hak edecek kadar kalıcı değil. Ne zirvelerde uçmayı, ne de diplere çakılmayı istiyorum artık. Ha olur da böyle hissedersem de geçeceğini biliyorum her halükarda. Sevgili erkeklerim, sizi insan olduğunuz için çok seviyor, vücutlarınıza duyduğum ilgiden dolayı yanımda istiyor, ve birbirimizi özgür bırakarak kuracağımız her türlü sağlıklı ilişkiyi dört gözle bekliyorum.

One clap, two clap, three clap, forty?

By clapping more or less, you can signal to us which stories really stand out.