Temizleneceğim.

Kendimi temizlemek istediğim her şeyden. Boş sigarayı bırakacağım, bunun gerçek mutluluğun tek yolu olduğunu okudum bir yerde. Hormonel sebepler. Alkolü haftada bir güne indiriyorum, sosyal medya uygulamalarını telefonumdan siliyorum ve en büyük bağımlılığım: erkeklerle arama mesafe koyuyorum. Hepsiyle değil, gerçek anlamda bağımlılık yapanlarla.

Bu listenin başında tabii ki ve maalesef Burhan geliyor. Ona çok bağlıyım, ama aramıza diktiği duvarları -muhtemelen herkesle arasına diktiği duvarları- tek başıma yıkmayı becermem mümkün değil. Bunun için uğraşacak da değilim. Beraberken ne kadar iyi vakit geçirsek de, ne kadar başarılı sakso çeksem ve kedisi beni ne kadar sevse de beni görmek istemediğinde bunların hiçbir anlamı kalmıyor. Bana sınırları olduğunu, sınırlarımızın farklı olduğunu ve bu yüzden ondan yapacağından fazlasını istediğimi söyledi. Translation: sen her çağırdığımda geliyor ve beni sürekli istiyor olabilirsin, ben gelmem ve istemem. Daha derine düşmek için bu konuşmanın üstüne Doğan’a yazdım, sonuç beklediğim gibi de oldu: “gelmem değil, gelemem.” Bunu translate etmeme gerek bile yok sanırım. Yeterince uzun bir süre istenemediğimi, daha doğrusu yeterince istemediğimi, karşımdakini istediğim kadar istenmediğimi düşündükten sonra bunun da her şey gibi bir bakış açısı meselesi olduğuna karar verdim. Üstüne saatlerce düşündüğüm ve beklentiler geliştirdiğim hiçbir şeyden beklediğim sonucu alamıyorum, buna yalnız ilişkiler değil bizzat Ankara gibi geniş çaplı problemlerim de dahil. Yıllardır hissettiğimi bildiğim, bir süredir de düzeltmekten ziyade görmezden geldiğim bir gerçek bu gece ayan beyan yüzüme vurdu: acı çekmekten hala gizli gizli zevk alıyorum. (Hayır yataktaki şaplaklardan bahsetmiyorum, evet onlardan da zevk alıyorum.) Sevdiğim insanlara sırf sevdiğim insanlar oldukları için koşulsuz şartsız bağlanmanın yanlış olduğunu, üstelik bunun karşımdakine duyduğum saygıyı da azalttığını hissediyorum. Burhan’a kızmış da olsam haklı olduğu noktalar var, onun sınırlarını olduğu gibi kabul etmek istemiyorum çünkü simply onun sınırlarından hoşlanmıyorum. Daha doğrusu, bu sınırları kalsın ama içeri sadece beni alsın istedim. Bunun adı şımarıklıktan bencilliğe kadar gider ve muhtemelen altından daddy issues falan çıkar. Bu yanlış. Üstelik bunu yalnızca Burhan’a değil, hayatımdaki hemen hemen her şeye yapıyorum. Mini minnacık sorunları saatlerce tartışıp gerçek sorunları olabildiğince halının altına itmem, bir yerden patlak verdiklerinde günler süren çöküşler yaşamam ve bunları hayatımın her yerine sıçratmam bu yüzden. Kendimle ve ne istediğimle ve hayat görüşümle sürekli, kesintisiz ve sağlam bir barışıklık sürdürmem gerekiyor. Yani kendinle barışmak yetmiyor, kendin için sık sık “orada olman” da lazım. Uzun yürüyüşler ve soğuk duşlar ve derin meditasyonlar bunun için var. Temizleneceğim, en çok da içimdeki kirden pastan.

Yazıyı Bilge’nin az önce okuduğu bir cümleyle kapatıyorum: “Shout out to the pain that made me realize.” Ve artırıyorum: Shout out to the perpetrator of the pain who made me learn better.

Yüceltmiyorum, yermiyorum. Olduğu gibi geliyor ve geçiyor. Ve geliyor ve geçiyor. Ve geliyor… Çünkü her zaman gelir.

Show your support

Clapping shows how much you appreciated pilart’s story.