Emperyalizm ve Berisi

Malum, bir referandumu daha iyisiyle kötüsüyle atlattık. Evet ve hayır ekseninde sıkıştırılmış tercihlere, iktidar baskısına, basının yanlı duruşuna, hayırcı kitlelere yapılan saldırılara, seçim sonuçlarındaki şaibelere rağmen %49'luk oy oranının başarılı olduğunu düşünüyorum. Tarafsız olması beklenilen cumhurbaşkanının üzerindeki bu gömleği uzun süre önce çıkardığının, evetçisiyle de hayırcısıyla da zaten farkındayız. Durumu yorumlamanız ise sadece ne tarafta olduğunuza bağlı olarak değişiyor. Gerçi zat-ı alileri ne gömlekler giyip çıkardı. Bu da bir şey mi?

Bu süreç içerisinde ılımlı bir dil kullanan, en azından yanlış bir şey söylemekten çekinen ve olayı partileştirmeyen ana muhalefet partisi ve genel başkanı da bir tebriği hak etmiyor değil. Referandumdaki şaibelere dair göstermiş olduğu ılımlı tavır ise eminim AKP tarafından tebrik almıştır!

Bahsedeceğim konu ise ötesi veya berisi ile bir referandum değerlendirmesinden ziyade, referandum gecesinde yaşadığım bir olayın analizi üzerine olacak.

Cumhurbaşkanı’nın uzun bir süredir giydiği ve bir tarafça eğreti durduğu düşünülen bir gömlek var: Anti-emperyalizm.

Önce emperyalizmin tanımı ile başlayalım:

Emperyalizm veya yayılmacılık, bir devletin veya ulusun başka devlet veya uluslar üzerinde kendi çıkarları doğrultusunda etkide bulunmaya çalışmasıdır. Etkileyen devlet, etkilenen devletin kaynaklarından “yararlanma” hakkına sahiptir.

Kaynak

Lenin’e göre emperyalizm:

Emperyalizm olgusu, Lenin’in marksist yönteme kattığı temel bir düşüncedir. Buna göre kapitalizmin ulaştığı en yüksek basamak emperyalizmdir ve kapitalist devletler kendi çıkarları doğrultusunda pazar bulma amacıyla başka uluslara müdahale etmektedir. Lenin, kapitalizmin bu gelişim sürecini eserinde “Kapitalizm geliştikçe hammadde eksikliği de kendini o denli duyurmaktadır; rekabetin koşulları o denli sertleşmekte, bütün yeryüzünde hammadde kaynakları arama çabaları o denli alevlenmekte, sömürgelere sahip olma savaşımı o denli amansız olmaktadır.

Kaynak

Rosa Luxemburg’a göre emperyalizm:

Rosa Luxemburg emperyalizm kavramını, kapitalizmin kendisini yeniden üretimi sorunuyla ilişkilendirmiştir. Sermayenin kendisini yeniden üretme koşullarının kapitalist sistemde olanaklarını arama çabasına girdiğinde, kapitalizmin kendisini kendi sistemi içerisinde genişletemeyeceği kanısına varmıştır. Oysaki hiçbir toplum kendisini genişletmeden yaşayamazdı. Sermaye de birikimi sağlayamadan kapitalist sistemin olması olanaklı değildi. Üretilenin tamamının tüketildiği varsayımı ile ilintili, basit yeniden üretim sürecinde bir problem görmüyordu. Ama söz konusu olan; genişleme ise ki, sermayenin sermaye olabilmesinin koşulu da budur. Kendisini genişletebilmeliydi. Bu anlamıyla da Marks’ın genişlemiş yeniden üretim şemasına da katılmıyordu. Kendi çabasının sonucu da kapitalist ilişkilenme içerisinde birikimin engeli olarak “efektif talep” sorununa dayanmıştır. Buradan efektif talep olanaklarını araştırmış ve kapitalizm içerisinde efektif talebi olamayacağı kanısına varmıştır. Bir adım daha attıktan sonra; kapitalist olmayan ilişkilenmelerle, efektif talep sorununun halledileceği kanısına ulaşmıştır. Kapitalist ilişkilenmelerin kapitalist olmayana yolcuğu noktasında, birikimin olanaklarını bulmuştur. Sermayenin birikimini, kapitalize olmamış alanlarla olanaklı görmüştür. Kendi deyimiyle “Birikim özünde sermaye ile kapitalist olmayan çevre ilişkisidir.

Kaynak

Peki anti-emperyalizm nedir?

Anti-emperyalizm, emperyalizm karşıtlığını belirtir. Sadece siyasi ve ekonomik bir karşıtlık olmayıp, emperyalizmin kültürel baskılarına ve ele geçirme süreçlerine de bir karşıtlıktır.

Kaynak

Bir şeyin kendisini anladıktan sonra bunun antisini/karşıtını anlamak da çok zor değildir diye düşünüyorum. Kapitalizm/anti-kapitalizm, faşizm/anti-faşizm, emperyalizm/anti-emperyalizm gibi.

Geçelim olayımıza.

Referandum münasebetiyle bir gece öncesi avrupa yakasından anadolu yakasına geçmem gerekti. Azcık tuzlu bir yolculuk oldu ama oldukça da öğretici olduğunu düşünüyorum. Taksici arkadaş ile yaptığımız sohbetin hem benim hem de onun için verimli geçtiğini umut ediyorum.

Konu bir şekilde referanduma geldi demeyeceğim, ben aleni bir şekilde referandumda hangi oyu vereceğini sordum. Taksici arkadaş cidden çok doluymuş. Başladı sıralamaya:

Amerika,
İngiltere,
Hollanda,
Almanya,
İsviçre(Sanırım çakıları ile ülkemizin kuyusunu kazıyorlar),
İsveç,
Avusturalya(Konuyla alakasını bilmemekle beraber elçiye zeval olmaz),
İspanya,
(Buraya başka ülke isimleri gelecek)
HDP,
PKK,
FETÖ…

şeklinde sıraladıktan sonra:

Emperyalistler hayır dediği için, hayır verin diye sürekli propaganda yaptıkları için ben evet vereceğim.

dedi.

Hollanda’da köpeklerle, atlarla saldırdılar bize.

dedi. Arada da Özal’e yapılan suikaste, ABD ile yapılan son toplantıda içtiği meyve suyundan girip Menderes’ten çıktı.

Sükunetimi bozmadım. Geri bilinç ile doldurulmuş, kara propagandaya maruz kalmış bir toplumuz ne yazık ki. Kime nasıl, hangi yöntem ve dil ile yaklaşacağımız konusunda çok da doğru şeyler yaptığımız söylenemez uzun bir süredir. Fakat bizden farklı düşünen insanlara koyun, sürü vb gibi ifadeler ile yaklaşmanın da fayda etmediğini yeterince deneyimledik diye düşünüyorum.

Neyse ki taksici arkadaş konuşmaktan yoruldu. Bu arada sağolsun girişleri de atladı, yol iyice uzadı. Söz de bana geldi.

Ağabey bir şey soracağım. Bu arabanın markası nedir?
Dacia.
Hangi ülkenin?
Fransa.
Peki telefonunun markası nedir? (Ona fırsat vermeden ben cevap verdim.) Samsung, Güney Kore malı.
(Kendi telefonumu göstererek) Bak benim telefon da Sony, Japon malı.
İşte emperyalizm budur. Senin üretemediğin şeyleri gelip elin oğlunun sana satmasıdır. Sen bunları üretemediğin, dışa bağımlı olduğun sürece de bu böyle gidecek. Kendimizi kandırmayalım, teknoloji üretebiliyor muyuz? Yok. Hammadde çıkarabiliyor muyuz? Yok. Tarım ne hale geldi? Buğdayı bile dışardan alır hale geldik. Peki şimdi gerçekten bu olanların anti-emperyalist duruş ile alakasının olduğunu düşünüyor musun?
Cevap yok.
Var olan kamu mallarının neredeyse hepsi satıldı. Parsel parsel topraklar ranta açılıyor. Neden zamanında kamu malı olan fabrikalar, telekomünikasyon servisleri yabacılara öldü pahasına satıldı? Anti-emperyalist olarak gördüklerin neden bunları yapıyor? Gerçekten hala anti-emperyalist olduklarını düşünüyor musun?
Cevap yok.

Kendisi de ılımlı bir arkadaşmış. Çok üstelemedi. Belki müşteri olduğum için, belki de gerçekten haklı olduğum için. Bilemiyoruz. Referandumda evet vermiş olabilir. Olur da söylediklerim üzerinde düşündüyse belki bir ihtimal hayır vermiş de olabilir. Aslında çok da mühim değil referandumda ne oy verdiği. Önemli olan bu geri bilinç ve kara propagandaya maruz kalmış halkımıza bir şekilde dokunabilmek. Bunu gerçekleştirebilmenin ne kadar zor olduğunun farkındayım fakat bir yerden de başlamak gerekmiyor mu? Kendi gettolarımızda ve güvenli yaşam alanlarımızdan çıkmamızın vakti geldi de geçiyor bile.

AKP ülkeyi bıçak gibi böldü, kabul. Referandum tam da burjuvazinin çıkarlarına işleyen, halkı ayrıştıran ve sınıf bilincinden uzaklaştıran bir yöntem. Bu da kabul. Fakat arada iğneyi kendimize de batırmamız gerekmiyor mu? Evet ve hayır seçeneklerine sığdırılmış ya da 4 yılda bir oy vermekle sınırlandırılmış demokrasinin aslında böyle olmadığını, anti-emperyalist duruşun ona buna “… sen kimsin ya!?” diye bağırmaktan ibaret olmadığını anlatamadığımız sürece daha çok rakı sofralarında ülke kurtarırız diye düşünüyorum.

Geçenlerde duyduğum güzel bir söz var. Yazımı bu söz ile noktalamak istiyorum:

Kadıköy’de herkes Komünist.
Show your support

Clapping shows how much you appreciated Platon’un Mağarası’s story.