O ADAM

Küçüktüm, sene 1995, aylardan nisan..

İlkokul 5. Sınıftaydım. Hayat bilgisi dersinde 69 kişilik sınıfta sakin sakin (nasıl oluyorsa) öğretmeni dinlerken, bir anda içeri müdür muavini ve tanımadığım öğretmenler girdi.

Kocaman fularlı kadınlar, çok sevdiğim ama bir o kadar da çekindiğim öğretmenimin yanına gelip hararetle bir şeyler tartışmaya başladılar.

Sonra öğretmenim, balık balık bakan çocuklarına döndü ve her sınıftan iki kişi seçileceğini, seçilenlerin çocuk meclisinde 1 günlüğüne milletvekili olacağını söyledi.

Öğrencilerini süzüp , çok hızlı bir karar verdi… “Burçak ve Kerem ikiniz gidiyorsunuz.” Heyecanlandım.. Bayramlarda şiir okuyup, şarkı söylemek eğlenceliydi, herkesin Burçak yapar demesi de çok hoşuma gidiyordu ama bu meclis neyin nesiydi?

Biz Kerem’le orada ne yapacaktık ki?

…..

Çocukları belediye otobüsüne doluşturup, kocaman bir binaya götürdüler. (Tahminimce Belediye binasındaki, belediye meclisi..)

(Tarihsel not: O zamanlar çocuklar otobüse doluşurdu, okul servisine doluşurdu. Hostesimiz yoktu, lise mezunu servis şoförümüz de yoktu. Cumcum dediğimiz bir Cumhur ağabeyimiz vardı. Hepimiz çok severdik. Ebeveynlerimiz ,hafif bir rüzgar çıkınca bronşit oluruz diye korkmazlardı ben küçükken. Alerjimiz de yoktu. Sokakta da oynardık, ip atlar, top oynar terlerdik, üstüne soğuk su da içerdik biz, hiç birimiz ölmedik. Aaa, aslında bir keresinde basket topu yüzüme paat! diye çarptığında çok korktum, ama burnum kırılmadı.. Babam da okula gelip topu atan çocuğun babasına kızmadı. Küçük olaylar büyütülmezdi o zamanlar, dava açılmadı. Sızlandım, ağladım geçti.)

Dönelim meclis hatırasına.. Başımızda okuldan öğretmenler vardı ama benim öğretmenim gelmemişti. Sürekli şikayet ediyorlardı. Tedirgindim. Bazı okullar aylarca hazırlanmış, meclis başkan adaylarını seçmiş, çalıştırmıştı.

Onlar seçime hazırdı. Biz ise duyuruyu 1 gün önce almıştık. Okulumuza daha önce haber verilmemişti, hazırlıksızdık.. Bize, küçük milletvekillerine yaptıkları haksızlıktı. Bu İstanbul Belediyesi kötü bir yer olmalıydı..

Gittik, Beşiktaş’ı temsilen “Hasan Ali Yücel” ilkokulu olarak yerimizi aldık. Herkes koşuşturuyordu, bir telaş, bir hareket, iyice stres oldum. Şimdi de yerimiz yoktu. Bizi oturtamıyorlardı. İstanbul Belediyesi, Beşiktaş Belediyesi okullarına yer ayırmamış. Öğretmenler yine sinirlendi, yine söylendi. Sonunda arkalarda da olsa bir yer ayarladılar bize.

Aramızdan konuşmacı seçeceklerdi, birimiz başkan adayı olacaktık, Kerem “hadi” dedi, ben çekindim,”İstemem başkası olsun” dedim.. Kerem’i seçtik, nasıl bir konuşma yaptı, çocuklara ne vadetti şimdi hatırlamıyorum..

Sonra kızıl saçlı bir kız çıktı kürsüye. Şiir çığırıyordu, bağırdı. İman dedi, cami dedi, Allah dedi.. Bir şey anlamadım. Bugün görsem, o kızdan yine korkarım.

Ama çok alkışlandı. Herkes beğenmişti. O kızıl kız başkan seçildi, ben kıskandım..

Öğretmenler yine kızdı, söylendi. “Bu nasıl çocuk, öyle şiir mi olur”… Renkli fularları ve Atatürk rozetleri vardı, güçlü ve korkusuzlardı.

Çıkışta kalabalık bir grup toplanmıştı, ne yaptıklarını anlamadım önce, sonra aralarına karıştım. Bir adam başlarını seviyor, kitap imzalıyordu.

Şiir yazıyormuş o adam.. Ben de sıraya geçtim, beni de sevsin kitap versin istedim. 3 tane şiir kitabı aldım, içlerinden birini de o kızıl kız yazmıştı.

Benim başımı sevmedi ama kitabı imzaladı. Mutlu mutlu okula döndüm. Velhasıl,mutluluğum kısa sürdü, kitapları gören öğretmenim dehşete kapılıp, beni müdür muavininin odasına götürdü.

Daha okumamıştım bile, onlar okudular şiirleri, CIK CIK CIK dediler. Beni çıkardılar odadan, zararlı diye kitaplarıma el koydular.

Ben içinde ayıp şeyler yazıyor sandım. V.C. Andrews’un “Çatı” kitabını okuyordum o sıra, çok ayıp şeyler yazıyordu.( Annem de çok okuyorum diye seviniyor, ne okuduğuma bakmıyordu belli ki…)

Sevmemiştim o adamı ama o kadar da kötü müydü, o zaman o çocuklar niye koşturuyordu ona doğru.. Kötü olmasa bize haksızlık yapılmazdı ki, bize vaktinde haber verseler, Kerem de başkan olabilirdi… Yenilmiş hissediyordum. Adamın şiir kitabını aldığım için ben de suça ortak olmuştum. O gün, öğretmenim artık beni daha az sevecek diye çok korktum.

…..

O adamın adı Tayyip’ti,o günlerde siyasetten bir şiiri yüzünden men edileceğini bilemezdi.. Güvenliydi. Koskoca İstanbul’un belediye başkanı Tayyip; kendi çocuk adayını meclis başkanı yapacak kudrete sahipti.

Devir değişti, af geldi, hapisten çıktı, yine güçlendi. 
Yine şiirler okudu o adam. Aradan günler , aylar, yıllar geçti..

Şimdi, biz korku ve endişe içinde yaşarken o adam herkesten daha güvenli. Benim fularlı Atatürk rozetli biraz da kibirli öğretmenlerim de gitti, yerine sakallı badem bıyıklı adamlar geldi. Türkçeleri bozuk, arapçaları kallavi adamlar.. Bir devir de böyle bitti..