Yapay Zeka

Son bir kaç yıldır yazılan kitaplar ve uyarlanan sinema eserleri ile gittikçe hepimizin ilgi alanına daha fazla girmeye başlayan bir kavram olan yapay zeka; “insan zekasına özgü olan algılama, öğrenme, kavramları birbirleri ile ilişkilendirme, düşünme, fikir yürütme, sorun çözme, iletişim kurma, verilerden yola çıkarak sonuçlar elde etme, karar verme gibi bilişsel fonksiyonları ve/veya otonom davranışları sergileme” yeteneği olan algoritmaları işleten sistemlerdir. Günümüzde henüz tam olarak etkilerini gösterecek boyutlara ulaşmamış olduğundan; futuristlerin tezlerinin tartışıldığı felsefi alanlar şeklinde kendisini göstermektedir.


İlk defa1950'li yıllarda Alan Turing’in bir makinaya basit kuralların talimatlar şeklinde uyarlandığında bazı matematiksel işlemlerin yaptırılabileceğini farketmesi ile yapay zeka konusu gündeme gelmiş. Turing, hesaplamaların iki boyutunun olduğunu fark etmişti; bunlar “veri” ve “veri ile ne yapılması gerektiğini bildiren talimatlar” idi. Buna göre makinaların anlayabileceği şekilde işleme yönelik talimatlar oluşturulduğunda makinanın işlemi yapacaktı. Talimatlar elektrik geçişinin var olması ve olmaması üzerinden işletilebilen ikili sistem ile verilebilecekti. Bir makinaya yeni birşey yaptırılmak isteniyor ise ona yeni bir talimat dizisi vermek yeterli olacaktı; işte bu fikre “Evrensel Turing Makinası” adı verildi. Dolayısıyla yeterince büyük bir hafızası olan bil bilgisayar neredeyse sınırsız sayıda iş yapabilecekti. Talimatlar dizisi bir bilgisayarların telefonu, kamerayı, müzik çaları vb. birçok cihazı taklit edebilmesini sağlayabilecekti. Hatta bu bilgisayarlar doğanın kuralları talimat olarak yüklendiğinde doğal yaşamın işleyişini bile gösterebilecekti.


A.B.D.Savunma Bakanlığı’nın savaşın etkisi ile iteklemesi ve parasal destek sağlaması ile düşünen bir makina üretilmesi için bir grup bilim adamı bir araya getirilmişti. Alan Turing’in 1936'da “Matematik” dergisinde yayınlanan fikri üzerinden yola çıkılarak üretilecek olan makina, ekipte yer alan John McCarty’ye göre “Yapay Zeka” olarak adlanrılmıştı. Alan Turing’in 2. dünya savaşının Alman cephesindeki (nereden çıkarak nereleri vurabileceği kestirilemeyen) denizaltıların tespit edilebilmesi için oluşturulan şifre çözücü ekipte yer alması ile yapay zeka kavramı ilk ivmesini kazanmıştı.

Alan Turing makinaların insan örneğinde olduğu gibi düşünebilmesinin 50 yıl içerisinde gerçekleşeceğini ön görmüştü. Bir makinanın insan gibi düşünme kabiliyetine sahip olup olmadığının anlaşılması önemli hale geliyordu. Turing makinaların insanı aratmayacak şekilde düşünebiliyor olup olmadığının “Turing Testi” ile anlaşılabileceğini kurgulamıştır. Bu teste göre içerisinde insan mı yoksa makina mı olduğu bilinmeyen iki oda ve bu odalardan bilgi akışını (iletişimi) sağlayacak ekran olmalıdır. Ekran aracılığı ile sorulan sorulara odalardan gelen cevapların bir insan tarafından mı; yoksa bir makina tarafından mı verilmiş olduğu bilinmemelidir. Gözlemci makinanın verdiği yanıtları “bir insanın yanıtları” olarak değerlendiriyor ve ikna oluyor ise düşünebilen makina gerçekleşmiş demektir. Ancak Turing’in 50 yıl içerisinde insan gibi düşünebilen makinaların ortaya çıkabileceğine dair öngörüsü henüz gerçekleşmemiştir. Şöyle ki; günümüzde dahi makinalar Turing tarafından tasarlanan testi geçememektedirler.


Günümüzde şoförsüz olarak otonom seyreden araçlar, trafik ortamları en zor olan şehirlerde staj görmektedirler. Satranç gibi stratejik tercihlerin sonucu etkilediği bir oyunda üstat seviyesindeki kişilerin makinalara yenilmiş olduğu sözkonusudur. Ancak gerçek anlamda duyusal beyin sahibi bir makinanın gelişimi henüz sözkonusu olamamıştır. Halihazırdaki gelişim hızına bakılırsa insan benzeri bilinç sahibi bir makinanın üretilmesi ancak uzak bir gelecekte mümkün olabilecektir. Çeşitli algoritmalar ile karar mekanizmaları çalıştıran; çevreden topladığı bilgileri işleyerek öğrenme ve nesneleri tanımlama yetenekleri gelişen yapay zeka prototipi olan makinaların duyusal bilinç taşımadıkları söz konusudur.


John Searle 1980'li yıllarda (Akıllar, Beyinler ve Bilim isimli kitabında) bilgisayarların aslında hangi fonksiyonu yerine getiriğini “Çin Odası Argümanı” ile açıklamıştır. Bu argüman aslında bir düşünce deneyidir. Deneyde izole bir odada bulunan ve Çince bilmeyen birine çeşitli Çince mesajlar içeren kağıt gönderilmektedir. Odadaki kütüphanede, gelen Çince simgelere verilecek yanıtlara dair talimatlar içeren kitaplar vardır. Odadaki (mesajın muhattabı) kişi gelen Çince simgelere cevap olarak kitaplardaki talimatları uygulayarak yanıt oluşturmaktadır. Yanıtları bir kağıda yazarak dışarıdaki gözlemciye iletmektedir.Çince bilen gözlemciye göre yanıtlar kusursuz verilmektedir; dolayısıyla gözlemci odadaki kişinin Çince bildiğini düşünecektir. Oysa odadaki kişi hiç bir şey anlamadan sadece bir dizi talimatı yerine getirmektedir. Searl’e göre makinalar (bilgisayar) içerisinde meydana gelen şeyin yukarıda bahsedilen odada olanlardan farkı yoktur. Çin Odası Argümanı’na göre her ne kadar insan zekasını taklit eden bilgisayarlar geliştirilse bile, bu bilgisayarların yaptıkları işlemlerle ilgili duyusal bir algılarının olamayacağı söz konusudur. Bilgisayarlar açısından işledikleri kavramların anlam taşımayan simgelerle ifadesi ile bilinçli deneyim arasında önemli bir mesafe vardır.

İnsan benzeri zeka yaratılmaya çalışıldığında “ben” olma duygusu gibi karmaşık bir olgu nasıl olmaktadır da basit (ama sayıca fazla) beyin hücresinden ortaya çıkar? sorusu ön plana çıkar. Tek bir beyin hücresinin yürütebileceği tek faaliyet temel yaşamsal faaliyetlerini yürütmek iken, bu hücrelerin binlercesinin bir araya geldiği durumlarda “ben” kavramı nasıl ortaya çıkabilmektedir? Belki de bu sorunun yanıtı bulunduğunda aslını kopya edebilmek daha kolay olabilecek ve yapay zeka için esaslı bir gelişim süreci gerçekleşebilecektir.


Yapay zeka, insana has değerlendirilen “yaratıcılık” ve “yenilikçi fikirler üretebilme” olguları göz önünde bulundurulduğunda insan ile rekabet etme yolunda ilerlemektedir. Günümüzde özellikle popüler bilim ve teknik konularını öne alan yayınlarda, yapay zeka konusunun geçtiği her başlık altında “insanların işlerini ellerinden alan makinalardan” bahsedilmekte; nüfusun büyük bölümünün işsiz kalacağı senaryoları üzerinde dikkatler yoğunlaşmaktadır. Bu iddialar çok da temelsiz değildir. Mesela, Rio olimpiyatlarında Washington Times’ın skor ve madalyalarla ilgili haberlerin neredeyse tamamı yapay zeka tarafından hazırlanarak yayınlanmış. Yine satranç gibi rakibe karşı yaratıcı çözümlerle direnebilme ve uygun zamanda riskleri göze alarak şah çekebilmeyi temel alan bir oyununda karmaşık karar süreçlerini çalıştırarak dünya şampiyonunu yenebilmek yapay zekanın insanın yerini alma konusunda iddialı olduğunun bir belirtisi olarak görülebilir. Son zamanlarda yapay zekanın, sezgi gerektiren strateji oyunu Go’daki başarısının sırrı olarak daha önce hiç düşünülmemiş (dolayısıyla yapay zekaya öğretilmemiş) stratejilerle insan rakiplerini yenmesi ön plana çıkarılmaktadır. Sürücüsü yapay zeka olan arabaların yeni yeni trafiğe çıktığı bu günlerde taksi şoförlerinin çalıştırılmadığı filoların yolcu taşıyacağına işaret ediyor. Yine Fukoku adlı Japon sigorta şirketi, 34 sigortacı personelinin yerine IBM’in Watson yapay zeka yazılımını kullanmaya başladı. hastane kayıtlarını ve ilgili diğer belgeleri inceleyerek sigorta pirimlerinin belirlenmesi için gerekli verilerin toplanmasını sağlıyor. Sonraki aşamada diğer çalışanlar son kontrolleri yaparak sigortalama işlemini bitiriyor. Sistemin kurulumu için 1,7 milyon dolar; yıllık bakım maliyeti olarak da 128,000 dolar gerektiği açıklanan sistemin; çıkarılan personelin giderleri göz önünde bulundurulduğunda 2 yıl içerisinde kendini amorti edeceği öngörülüyor. Nihayetinde firmanın yıllık 1,1 milyon dolar tasarruf edeceği hesaplanmış.

Buna göre yapay zekanın hayatın içerisine daha çok girdiği (hatta müdahale ettiği) günlerin hızla yaklaştığı sözkonusu edilebilmektedir.


Yapay zekanın yaklaşan ayak seslerinin duyulduğu şu günlerde tartışmalar iki fikir ekseninde yoğunlaşmaktadır. Bu fikirlerden birine göre; yapay zeka ile entegre robot teknolojisinin ortaya çıkaracağı makinaların “insanların işlerini ellerinden alacak” bir çoğunluğa sahip olacağından sosyolojik ve ekonomik değişimler kaçınılmazdır. Bir diğer fikre göre ise; yapay zeka insanların yerini almayacak, çalışma hayatında insanların kapasitelerini artırarak desek sağlayacaktır. Ancak yapılan araştırmaların konularına bakıldığında daha şimdiden durumun pek de parlak olmadığı görülebilmektedir.Oxford Üniversitesi’nden Carl Frey ve Michael Osborne 702 iş kolunun analizini yaparak otomasyona uygunluk yönünde değerlendirme yapmışlar ve buna göre mevcut işlerin en az yarısının 20 yılda otomasyon sistemlerine devredileceği ön görüsünde bulunmuşlardır.


“İnsanlar, Makinalar ve Meslekler Üzerine İyimser Bakış Açısı” isimli çalışmasında Vinnie Mirchandani Japonya örneğini veriyor. Özellikle üretim süreçlerinde otomasyon sistemlerine geçişi benimsemiş olan Japonya’da geleneksel el sanatlarını icra eden ustaların taktir gördüğünü belirtiyor. Mirchandani “her ne kadar makinalara göre daha kusurlu da olsa insan elinin dokunduğu ürünlerden asla vazgeçilmeyeceği” görüşünü benimsiyor.

Düşünürler tarafıdan yapay zekanın gelişimi ile sanayi devrimi kıyaslamaları yapılmakta; nispeten yavaş bir seyir izleyen sanayi devrimi sürecinde üretimde artma sözkonusu olmaktayken; geleneksel işlerde azalma ve kaybolma durumu ortaya çıkmaktaydı. Günümüzde son derece hızlı ilerleyen teknoloji, birkaç kanaldan akıp gelen “yapay zeka” çalışmaları sonuçlarını göstermeye başladığında zamana yayılmaksızın; birden bire (adaptasyona fırsat vermeksizin) işsizlik ve ardı sıra gelen toplumsal etkilenimler ortaya çıkacak gibi görünmektedir. İngiliz astronom, fizikçi Stephen Hawking yapay zeka konusunda karamsar olanlar tarafında yer alıyor görünmektedir. Makinaların kendi başına karar alma yetenekleri ile birlikte gelişen otomasyon kapasitelerinin insanları üretim sürecinden uzaklaştıracağını, işsizliğin artacağı düşüncesinde olan Hawking; bunun ekonomik eşitsizlikleri daha da derinleştireceğini öngörmektedir. Günümüz Amerikan idol karakterlerinden Elon Musk, ortaya çıkacak toplumsal sorunlara çözüm olarak “işsizlik maaşı” kavramına benzer bir uygulamanın önerilebileceğini ifade ediyor. Böylece insan oğlunun daha büyük amaçlara odaklanabileceği tahminini öne sürüyor.

Super intelligence isimli kitabın yazarı Nick Bostrom “bir gün yapay zeka varlığını ve amaçlarını sorgular hale gelirse, amacının sürekliliği açısından yanlış kararlar almayacağını nereden bilebiliriz?” diye soruyor. Kendi kendine öğrenme yeteneği olan bir sistemin, kendini geliştirirken alacağı kararın hoşumuza gideceğinin garantisi yok. Sizin adınıza karar alacak yapay zekanın sadece mantık değil, etik değerler ve vicdana da sahip olması gerekiyor.